Dahiliye & İç HastaLıkLar..

4 sayfadaki 4 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:28 pm

impetigo

Klinik bulgular : Büllöz olmayan formu, sıklıkla yüz ve ekstremitelerde
, kesi, çizik, böcek ısırması gibi minör bir travma sonucu oluşur.
Eritemli bir zeminde papül, ardından küçük bir vezikül şeklinde başlar,
hızla püstüle ve rüptüre olur. Pürülan akıntı kurur ve karekteristik
kalın, sarı-yeşil kabuklar oluşur. Bal peteği görünümündedir. Kaşıntı
sıktır ve kaşınmayla yayılır. Yüzeyeldir, ülsere olmaz ve dermisi
infiltre etmez. Hafif bölgesel bir lenfadenopati olabilir. Sistemik
infeksiyon bulguları , ateş çok nadirdir. Ağrısızdır ve skar bırakmaz.
Grup A streptokoklar tarafından oluşan impetigo bazen poststreptokokal
glomerulonefrite yol açabilir. Büllöz impetigo; yenidoğan ve
infantlarda oluşur. Vezikül olarak başlar, sonra bül haline geçer ,
büller kolayca rüptüre olur, kırmızı bir yüzey oluşur, sonra açık
kahverengi krutlar ortaya çıkar. Sıklıkla boyun, yüz ve çeneyi tutar.

Etyoloji : Etken genellikle A grubu beta hemolitik streptokok veya
Staphylococcus aureustur. Birlikte de olabilirler. Büllöz impetigoda S.
aureus etkendir(grup II bakteriofaj içeren ). Yenidoğan da B grubu
streptokoklar da etken olabilir.

Epidemiyoloji : Streptokokal impetigoda genelde fiziksel temasla geçiş
söz konusudur. . Epidemiler yapabilir. İmpetigoyu takiben de çoğunlukla
üst solunum yolunda da kolonize olur.

Tanı : Kesin tanı enfekte bölgeden S.pyogenes veya S.aureus’un kültürde
izolasyonu ile konur. Genellikle mikrobiyolojik çalışma gerekmez. Gram
boyama yapılabilir.

Ayırıcı tanı : Tipik olmakla birlikte başlangıçta su çiçeği, mantar
enfeksiyonları, Herpes simplex virus enfeksiyonları, akut püstüler
psöriazis ile karışabilir.

Tedavi : Lokal yara bakımı yararlıdır(su ve sabunla yıkama). Topikal
antibiyotik; bacitracin, neomycin-bacitracin, mupirocin de
kullanılabilir. Günde 3 kez , 7-8 gün uygulama yeterlidir. Yaygın
impetigo, aile içi infeksiyon varsa , kreş grubu veya atletik takım ve
büllöz impetigoda topikal ajanlar yeterli olmaz. Sistemik
antimikrobiyal ajan kullanımını gerektiriyorsa; Penisilin veya
amoksisilin verilir.. Oral 1.jenerasyon sefalosporinler, penisiline
allerjisi olanlarda; eritromisin, azithromycin doz clarithromycin
verilir. Stafilokokların etkin olduğu düşünülüyorsa, büllözse;
penisilinaza dirençli oral penisilin ör:dicloxacillin--cloxacillin veya
I.jenerasyon sefalosporinler; cephalexin, cephradine veya , cefadroxil
oral kullanılabilir.Cefixim S.aureusa etkin olmadığı için kullanılmaz.
Amoksisilin/clavulanic asit, Clindamycin veya
trimethoprim/sulfamethoxazole 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki
kez verilebilir. Gerekirse diğer antistafilokokal ajanlar da
kullanılabilir. Oral ajanlarla tedavi süresi bir haftadır.

Dozlar : Penisilin : Oral penisilinV ; 25000-90.000Ü/kg/gün, dört
dozda, 10 gün ,erişkinde; 250 mg , oral, 4 kez/gün veya benzathin
penisilinG ;300 000-600.000Ü çocuk, 1200 000Ü erişkin olarak tek doz
kas içine uygulanır.

Amoksisilin : 25-50mg/kg/gün, üç dozda, erişkin:1.5gr. iki-üç dozda

Ampicillin : 50-100mg/kg/gün, 4 dozda, erişkin: 2-4 gr/gün, 4 dozda

Oral 1.jenerasyon sefalosporinler : Cephadroxil oral; 30mg/kg/gün, iki
doza bölünerek, erişkinde 2gr. iki doza bölünüp, , cefpodoxime;
10mg/kg/gün 2 dozda, erişkinde 800mg, iki doza bölünüp, cefprozil;
15-30mg/kg/gün iki doza bölünüp, erişkinde 1 gr/gün iki dozda,
ceftibuten 9mg/kg/gün, bir doz, cephalexin ; 25-50mg/kg/gün 4 doza
bölünerek, erişkinde günlük doz 1-4 gr, cephradine; 25-50mg/kg/gün 2-4
dozda ,erişkinde 250mgx4 doz.

Erythromycin: Yenidoğanda doz : 2000gr.dan düşük ağırlıklı
bebekte;10mg/kg ağırlıklıda 12 saatte bir , 2000gr.dan büyükte;
10mg/kg, 8 saatte bir , 20-50mg/kg 2-4 dozda erişkinde 6 saatte bir
250-500mg olarak.

Azithromycin 5-12mg/kg gün tek doz, erişkin : 500mg/gün veya İlk gün
0.5 gr.daha sonra 250 mg/gün toplam 5 gün.maksimum doz; 600 mg.
Clarithromycin 7.5 mg/kg/gün iki dozda, erişkinde 1 gr/gün, iki dozda,. 10 gün verilir.

Dicloxacillin : 3.125-6.25 mg/kg-cloxacillin 12.5 mg/kg dörde bölünüp,
erişkinde 250mg oral 4 kez/günde) veya sefalosporin: cephalexin,
cephradine (25-50mg/kg) ikiye bölünüp(erişkinde 250mg , oral, günde 4
kez) veya , cefadroxil 30mg/kg /gün, iki dozda kullanılabilir.
Amoksisilin/clavulanic asit:25-45 mg/kg/gün, 2-3 dozda(formülasyona göre), erişkin:1.5 gr./gün, üç dozda.

Clindamycin : 2000gr.dan düşük yenidoğanda 5mg/kg, 12 saatte bir, 1
haftadan büyükse 5mg/kg 8 saatte bir, 2000gr.dan büyük ve 1 haftadan
küçüklerde 5mg/kg, 8 saatte bir, bir haftadan büyüklerde 5mg/kg 6
saatte bir , infantlarda; 15-25mg/kg/gün 3-4 doz oral, erişkinde
150mg-450mg, 4 kez günde oral.

Trimethoprim/sulfamethoxazole : 8mg/kg/gün(trimethoprime göre), 2
dozda, erişkin; 160/800 mg.lıktan oral yolla günde iki kez verilebilir.

Korunma : Kişisel temizlik kurallarına uymak. Cilt infeksiyonu olanlar
antimikrobiyal tedaviye başladıktan 24 saat sonraya dek okula
gönderilmemeli, mümkünse o sürede yakın temastan uzak durmalı.

Kaynak :

Türk İnfeksiyon Web Sitesi (TİNWEB)

http://www.infeksiyon.org

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:29 pm

1. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma
(koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)

2. Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma

3. Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma

4. Görme azalması ve körlük

5. Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu
damarlarda tıkanma. Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı
ölüm gelişir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği bu zararlar, hastaların moralini
bozmamalıdır. Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır ve
yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir. Bu zararları
minimuma indirebilmek için hastalarımızın Sık Yapılan Hatalar bölümünü
mutlaka okumaları gereklidir. Hipertansiyon zamanında teşhis edilip,
uygun şekilde tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara
bağlı ölümler önlenebilir.


Hipertansif hasta nasıl değerlendirilmelidir?

Hipertansiyon tanısı almış bir hasta değerlendirilirken 3 konuya dikkat edilmelidir.

1. Hipertansiyon yaratan başka bir hastalık (böbrek hastalığı, hormonal
hastalık...) olup olmadığı yani sekonder bir hipertansiyon
araştırılmalıdır: Hastaların % 10'undan azında hipertansiyona yol açan,
% 5'inden azında ise düzeltilebilecek bir hastalık saptanabilir.

2. Hipertansiyonun vücuda vermiş olduğu hasar ve eşlik eden diğer
hastalıklar saptanmalıdır. Bu saptama, hem hastanın geleceğinin
belirlenmesinde hem de tedavi seçiminde yardımcı olur.

3. Diğer kardiyovasküler risk faktörleri incelenmelidir: Hipertansiyon,
kardiyovasküler ölüm ve sakatlıklara yol açan bir kardiyovasküler risk
faktörüdür, bu nedenle diğer kardiyovasküler risk faktörleri
incelenmeli ve mümkünse düzeltilmelidir.

Hipertansif hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin
değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel
noktalarından birisidir. Hipertansif hastalarda, hipertansiyon
dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu
kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler
kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Günümüzde,
hipertansiyon tanım ve sınıflandırmasında da, kardiyovasküler risk
faktörlerinin önemi giderek artmaktadır.

Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk
faktörüdür ve hem sistolik hem diyastolik hipertansiyonun şiddeti
arttıkça kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile
kardiyovasküler risk azalmaktadır. Lipid (yağ) metabolizması
bozuklukları majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk
faktörlerinden birisidir. Şişmanlık ile koroner arter hastalığı
arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Yetersiz egzersiz
kardiyovasküler riski arttırır. Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik
hastalarda lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, hipertansiyon,
şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır. Sigara,
koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler
risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye'deki en
önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı
giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter
hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.



Tedavi

Hipertansiyon tedavisinde temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek
sakatlık ve ölümleri azaltmaktır. Öncelikle mevcut olan diğer
kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarları tedavi
edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani hipertansiyonu
başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol açan
hastalık tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan
basıncı, hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla
düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaçsız
tedavi) kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Hipertansiyon tedavisi planlanırken tartışılan iki konu şunlardır:

1. Hangi kan basıncı değerlerinde antihipertansif ilaç başlanmalıdır?

Kan basıncı sistolik (büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük) 100 mm
Hg'nın üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır.
Üzerinde tartışılan değerler, sistolik kan basıncı (büyük tansiyon)
için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon) için
90-100 mm Hg'dır. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe,
kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Birleşik
Ulusal Komite'nin (Joint National Committee, JNC) 6. raporu ve Dünya
Sağlık Örgütü'nün ( World Health Organization) bu konudaki görüşleri
farklı olmakla birlikte birbirine benzer. Genel eğilim, hastada başka
kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük
tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon)
için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.

2. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı hangi sınırlara düşürülmelidir?

Antihipertansif tedavi ile kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler
risk doğru orantılı olarak azalmaktadır. Belli bir diyastolik kan
basıncı değerine ulaşıldıktan sonra, kan basıncının daha da
düşürülmesi, kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır.
Günümüzdeki bilgilerle, kan basıncının çok düşürülmesi sakıncalı
olabilir. Bu konuda doktor karar vermelidir.

Birleşik Ulusal Komite'nin 6. raporuna göre, kan basıncı, kesinlikle
140/90 mm Hg'nın altına düşürülmelidir. Kan basıncı, 140/85 mm Hg'ya
indirilebilir ancak daha fazla düşürülmesinin yararı belirsizdir.

Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise kan basıncı, yaşlılarda 140/90 mm
Hg'nın altına, gençlerde ise 120-130/80 mm Hg'ya indirilmelidir.

Diyabetik hastalarda (şeker hastalarında), kan basıncı 130/85 mm Hg'nın
altına indirilmelidir. Böbrek hastalığı olan hastalarda, kan basıncı
daha da aşağı değerlere düşürülmelidir. Bu değerler konusunda,
hastaların doktorlarına başvurmaları gereklidir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:30 pm

İlaçsız tedavi yani yaşam düzeninin değiştirilmesi, kan basıncı
yüksekliğini kontrol etmenin yanısıra hipertansiyonunun önlenmesinde de
yararlıdır. Hastalar, ilaçsız tedaviyi kesinlikle ihmal etmemelidir.
Şişmanlık, şeker hastalığı veya kanında yağı yüksek (hiperlipidemi)
olan hastalarda, yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar.
Yaşam düzeninin değiştirilmesi, hipertansiyonu tek başına kontrol
edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda, ilaç dozunun azaltılmasına da
olanak sağlar.

Diyetle tuz alınımının günde 100 mmol'ün (6 gram NaCl [tuz]) altına
düşürülmesinin kan basıncını düşürdüğü, birçok çalışmada
gösterilmiştir. Yaşlı, diyabetik (şeker hastaları) veya hipertansif
hastalarda, diyette tuz kısıtlamasının kan basıncını düşürücü etkisi,
daha belirgindir. Diyetle tuz kısıtlaması, kan basıncı kontrolünü
kolaylaştırır, antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltır ve kalp
büyümesini geriletebilir. Diyette tuz kısıtlaması yapmak için
gerekenler tuzsuz ekmek kullanılması, yemek pişirilirken tuz
atılmaması, sofraya konulmuş yemeklere, tadına bile bakmadan tuz atma
alışkanlığının terkedilmesi ve gıda seçiminde gıdaların tuz içeriğine
bakılmasıdır. Doktora danışmadan yapay tuz kullanmak zararlı olabilir.
Bunun 2 nedeni vardır;

1. Yapay tuzlarda, sınırlı da olsa tuz bulunabilir.
2. Bazı antihipertansif ilaçlarla yapay tuzların birlikte kullanılması, sakıncalı olabilir.

Şişman hastalar mutlaka zayıflatılmalı ve ideal kiloya getirilmelidir.
4-5 kilo kaybı bile kan basıncı kontrolünü kolaylaştırabilir. Şişman
hastalar en az 10 kg zayıflatılmalıdır. Kilonun kontrol altına
alınması, yağ metabolizması bozuklukları veya diyabetes mellitus (şeker
hastalığı) gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerin de kontrol
edilmesini kolaylaştırır.

Düzenli aerobik egzersiz (yürüme, koşma, yüzme, bisiklete binme vb.)
kilo kaybını hızlandırır, kan basıncı kontrolunu kolaylaştırır,
kardiyovasküler riski ve mortaliteyi azaltır. Ağırlık kaldırma, vücut
geliştirme gibi izotonik egzersizlerden kaçınılmalıdır. Egzersiz
sıklığı haftada en az 3 kez, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süreli
olmalıdır. Egzersizin 2 hafta bırakılması, olumlu etkisini ortadan
kaldırır. Kalp hastalığı gibi sorunları olanlar egzersiz programına
başlamadan önce, doktor kontrolünden geçmelidirler. Hastalar araba
kullanmaktansa toplu taşım araçlarını kullanmalı, kısa mesafelerde
yürüyüş yapmalı, asansöre binmektense yürümelidir. Günlük yaşantıda,
fiziksel aktivite arttırılmalıdır.

Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Her sigara, kan basıncını anlamlı
derecede yükseltir. Sigara, antihipertansif tedavi ile sağlanan
kardiyovasküler risk korunmasını da azaltır. Sigara ayrıca koroner
arter hastalığı, inme (felç), subaraknoid kanama (beyin kanaması),
kanser, ani ölüm ve akciğer hastalığı riskini arttırır. Sigaranın
bırakılmasının kan basıncının düşürülmesine uzun sürede net bir etkisi
yoktur ancak sigara diğer kardiyovasküler riskleri de etkiler.
Sigaranın bırakılmasını takiben kilo alınmamasına dikkat edilmelidir.
Hastasına sigara içmemesini söyleyen doktorun inandırıcı olabilmesi
için kendisinin de sigara içmemesi gerekir. Türkiye'de ne yazık ki
sigara içen doktor sayısı çok fazladır. Ancak her hasta kendisinden
sorumlu olduğunu unutmamalıdır.

Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Günde 30 ml ethanolden daha az
alkol tüketilmelidir. 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100 derece viski
ve 60 ml rakıda 30 ml ethanol bulunur. Zayıf insanlarda ve kadınlarda,
ethanol alımı, günde 15 ml ile sınırlandırılmalıdır. Uygun miktarda
alınan alkolün, koroner arter hastalığı üzerine olumlu etkileri vardır.
Aşırı alkol tüketimi kesinlikle engellenmelidir.

İlaçsız tedavinin yeterli kan basıncı kontrolü sağlamadığı hastalarda,
ilaçla tedaviye başlanmalıdır. Kan basıncı, sistolik (büyük) 160 mm Hg
veya diyastolik (küçük) 100 mm Hg'nın üzerinde ise antihipertansif
tedaviye hemen başlanmalıdır. Genel eğilim, hastada başka
kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan basıncı (büyük
tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon)
için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.

Kan basıncı yüksekliğine birçok mekanizma yol açar. Bu nedenle, etki
mekanizmaları değişik olan çok sayıda ilaç geliştirilmiştir. Bu
ilaçlardan birçoğu, geçmişte yaygın olarak kullanılmasına karşın
günümüzde, artık kullanılmamaktadır. Günümüzde kullanılan ilaçlarla kan
basıncını kontrol altına almak hastaların neredeyse tamamında
mümkündür. Birçok hasta veya hasta yakını ülkemizdeki ilaçları yeterli
bulmayıp yurt dışından ilaç getirmektedir veya yurt dışında yaşayan
yakınları bu ilaçlar daha etkili diye hastalarımıza göndermektedir.
Ülkemizde bulunan ilaçlar, çok az sayıda hasta dışında yeterlidir. Bu
nedenle hastaların önemli kısmında yurt dışından ilaç getirmeye gerek
yoktur.

İlaç seçiminde, 30-40 yıl önce geçerli olan basamak tedavisinde
kullanılan ilaçların bir kısmı günümüzde kullanılmamaktadır; bu nedenle
ve yeni ilaçların geliştirilmesi ile günümüzde basamak tedavisi
terkedilmiştir. Günümüzde, hastanın hedef organ hasarını, yaşam
kalitesini, eşlik eden hastalıkları ve diğer kardiyovasküler risk
faktörlerini dikkate alan ve tedavinin bu veriler altında planlanmasını
öngören bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımına geçilmiştir. İlaç
tedavisinde önemli noktalardan bir tanesi, tedavi maliyetidir. Ancak
tedavi maliyetinin ilaç maliyetinden başka laboratuvar incelemeleri,
vizite ücreti, hekim ile hastanın kaybettikleri ve yan etki maliyeti
gibi unsurları da içerdiği unutulmamalıdır.

Günümüzde, basamak tedavisi yerine bireyselleştirilmiş tedavi
kullanılmalıdır. Bireysel tedavide, ilaçların yan etkileri ve
hipertansiyona eşlik eden hastalıklar gözönünde tutulur. Genel olarak,
bu ilaçların antihipertansif etkinlikleri birbirine benzer ve
hastaların yaklaşık % 5-10'u verilen ilacı, yan etkisi nedeni ile
bırakmak zorunda kalır. Tedaviye ikinci bir ilaç eklenmesi söz konusu
ise uygun kombinasyon seçilmelidir. Tedaviye tek ilaçla başlanmış ise
tedavi değiştirilmeden (ciddi yan etki yok ise) önce, 4-6 hafta
beklenmelidir. Tedavi değişikliği, doz artırımı veya ikinci ilaç
eklenmesi şeklinde olabilir. Şiddetli hipertansiyon (Diyastolik kan
basıncı 130 mmHg'dan fazla ise) veya hipertansiyona bağlı ciddi organ
fonksiyon bozukluğu var ise, tedaviye birden fazla ilaçla başlanabilir.

İlaç seçiminde, "yeni ilaçların eski ilaçlardan daha iyi olduğu"
düşüncesi, her zaman doğru değildir. Yeni ilaçların reklamı daha fazla
yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, iyi ilacın reklamı olmaz.İlaç
seçimi, kesinlikle bir doktor tarafından yapılmalıdır. Antihipertansif
ilaçlar hakkında, daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen hastalar, daha
sonra hazırlanacak İlaçlar bölümünden yararlanabilirler.

Tedavide başarısızlık

Birçok hastada, önerilen tedaviye rağmen kan basıncı kontrol altına
alınamaz. Hipertansiyon tedavisinde değişiklik yapmadan önce, tedavide
başarısızlığa yol açabilecek nedenler, gözden geçirilmelidir.

Tedavide başarısızlığa yol açan nedenler :

1. Tedaviye uyumsuzluk
2. İlaçla ilişkili nedenler
3. Hasta ile ilişkili durumlar
4. Sekonder hipertansiyon
5. Sıvı fazlalığı
6. Yalancı hipertansiyon

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:31 pm

Hipertansiyon ve tuz



Ortalama diyetimizdeki aşırı tuz (sodyum) birçok çalışmanın odak noktası olmuş ve son yıllarda bu konu çok ilgi görmüştür.

Bulgular, alışkanlık gereği fazla miktarlarda tuz tüketen insanlarda
yüksek tansiyonun(yüksek kan basıncı) daha az tuz kullanan insanlara
göre daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. Ayrıca, araştırmalar
genel olarak yüksek tansiyonu olan insanların, sodyum oranı düşük bir
diyet uygulayarak kan basınçlarını düşürebildiklerini göstermektedir.
Kan basıncı, kan dolaşımının atardamar duvarlarına uyguladığı basıncı
belirtir. Kan dolaşımında daha fazla sıvı olduğu zaman ya da kan
damarları daraldığı zaman, basınç daha büyüktür.

Ortalama diyetimizde tuz oranı yüksek olma eğilimindedir. Hepimiz
yediğimiz tuz miktarına dikkat etmeliyiz, büyük bir tuz sınırlama
çabası yalnızca yüksek tansiyonunuz varsa (ya da eğilimliyseniz)
gereklidir. O zaman bile, diyetinizdeki tuz miktarını azaltmak, kan
basıncınızı azaltmak için atacağınız adımlardan yalnızca biridir.

Tuz, yediğimiz hemen hemen tüm bitkiler-de ve hayvanlarda vardır.
Aslında, vücudumuzun uygun şekilde işlemesi için az miktarda tuz
yeterlidir (günde yaklaşık yarım gram, yanı yaklaşık dörtte bir çay
kaşığı). Ortalama olarak günde 6 ile 8 gram (2 ya da 3 çay kaşığı)
tüketilmektedir. Ancak, günümüzde diyetteki tuza ilişkin yayınlarla bu
miktar azalmaktadır.

Tuz tüketiminizi sınırlamanız gerekiyorsa, hazırladığınız yemeklerle
işe başlayın. Pişirirken tuz kullanmayın ya da çok az miktarda
kullanın. Yemek masanızdan tuzluğu kaldırın. Tuz olmayınca yemek
lezzetsiz geliyorsa, tatlandırıcı otlar kullanın. Cips ve turşu gibi
tuzlu yiyeceklerden kaçının. Tuzlu tereyağı ve margarinden tuzsuzlarına
geçin.

Birçok işlenmiş gıdanın büyük miktarlarda tuz içerdiğini unutmayın.
Gıda etiketlerini inceleme alışkanlığı edinin. Bu etiketler,
bileşenleri miktar sırasına göre listelerler. Sodyumun (tuz) listenin
üst sıralarında yer aldığı gıdalardan kaçının. Monosodyum glutamat
(MSG), sodyum klorid (sofra tuzu) ve hatta karbonat (sodyum içerir)
terimlerini arayın. Ketçap, hardal ve soya sosu gibi tatlandırıcılarda
sodyum oranı yüksektir. Hazır çorbalar, et suları, jambon, söğüş et,
sosis gibi gıdalarda da tuz içeriği yüksektir

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:31 pm

Hipertroidi troid bezi aşırı çalışması

Hipertiroidi veya tirotoksikoz nedir?
Hipertiroidi, tiroit glandının fazla çalışmasına bağlı olarak tiroit
hormonlarının fazla miktarda salgılanması sonucu ortaya çıkan klinik
tabloya verilen isimdir.
Tirotoksikoz, değişik nedenlerle örneğin fazla miktarda tiroit tableti
alınması yada tiroiditlerde olduğu gibi tiroit depolarından kana ani
olarak tiroit hormonlarının boşalması sonucu kanda tiroit hormonlarının
yükselmesine verilen isimdir. İki durumda da klinik olarak aynı tablo
ortaya çıkar.



Hipertiroidi ve tirotoksikozun sebepleri nelerdir?
Hipertiroidi'yi meydan getiren değişik nedenler mevcuttur. Bunları kabaca 4 sınıfa ayırabiliriz.
1. Tiroidin aşırı uyarılması:
Tiroidin aşırı uyarılması değişik nedenlerle olur. Bunlar:
a. Basedow-Graves hastalığı
b. Aşırı HCG
c. Hipofiz tümörleri
d. Aşırı iyot alınımı.
2. Tiroit nodüllerine bağlı gelişen hipertiroidi sebepleri
a. Toksik otonom fonksiyonel tiroit nodülü
b. Toksik multinodüler guatr
3. Tiroit zedelenmesine bağlı gelişen hipertiroidiler
a. Subakut tiroidit
b. Postpartum tiroiditi
c. Ağrısız veya sessiz tiroidit
d. Radyasyona bağlı gelişen tiroidit
e. Akut supuratif tiroidit
4. Değişik nedenlere bağlı gelişen hipertiroidiler
a. T-3 veya T4 hormonlarının aşırı alınması
b. Struma ovari

a. Basedow-Graves hastalığı nedir? Sebebi nedir?
Ülkemizde en sık rastlanan hipertiroidi nedenlerinden biridir.
Hipertiroidi belirtileri, bazen guatr, göz ve deri belirtileri ile
kendini gösterir. Otoimmun bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanda
otoantikorlar bulunur. Antikorlar, yabancı maddelere, virüslere veya
bakterilere karşı oluşan proteinlerdir. Otoantikorlar ise vücudun kendi
dokularına veya kimyasına karşı oluşmuş antikorlardır. Basedow-Graves
hastalığında TSH reseptörlerine karşı antikorlar oluşur. Bu antikorlara
Tiroit Reseptör Antikorları (TRAb) denir. Bunlar TSH reseptörleri ile
birleştiği zaman TSH'dan daha fazla miktarda tiroit hormon yapımını
artırır.
Bu antikorlar vücutta nasıl oluşur?
Genetik burada önemli rol oynar. Dolayısıyla, bir ailede birden fazla
fertlerde ve özellikle kadınlarda görülür. Kendisinde Graves hastalığı
tespit edilen bir kadın diğer aile fertlerine de bunu bildirerek
onların da bu hastalıktan haberdar olmalarını sağlamalıdır. Hashimoto
hastalığı da ailevi bir hastalık olduğundan bu iki hastalığa aynı aile
fertlerinde rastlanılabilmektedir.
Otoantikorların oluşmasında ikinci mekanizma, baskılayıcı T lenfosit
hücrelerinin yetersiz oluşudur. Bu durumda B lenfosit hücrelerinde
antikor yapımı başlar. T hücrelerindeki baskılayıcı etkinin kalkması
büyük psişik travmalardan (kaza, ölüm, ayrılık veya işlerin iyi
gitmemesi) sonra meydana gelir. Diğer yandan bazı araştırıcılar,
stresin hipertiroidiye neden olmadığını mevcut olan hafif
hipertiroidiyi şiddetlendirdiğini ileri sürmektedirler. Bazılarına göre
ise birtakım virüslerin etkisi ile TSH reseptörleri değişmekte ve
yabancı cisim (antijen) olarak algılanarak buna karşı antikor
üretilmektedir. Sonuç olarak, hipertiroidide antikor yapımını uyaran
sistemin henüz tam olarak anlaşılmış olduğunu söyleyemeyiz. Özellikle
hastalarım arasında psişik travmalardan sonra hipertiroidi gelişmesine
çok sık rastladığımı söyleyebilirim. ÖSS sınavına giren bir hastamda
büyük ümitle beklediği sonucun düşündüğü gibi çıkmaması üzerine birkaç
gün içerisinde şiddetli ekzoftalmi, çarpıntı ve zayıflama başlamıştı.
Hashimoto hastalığında görülen otoantikorların en azından %50'si
Basedow-Graves hastalığında da bulunur. Basedow-Graves hastalığı diğer
otoimmun hastalıklardan olan vitiligo ve olgunlaşmamış gri saç ile
birlikte de görülebilir. Ağır otoimmun hastalıklardan olan myasthenia
gravis, romatoid artrit, sistemik lupus ertiromatosus ve diyabet ile
çok daha az sıklıkla birlikte bulunur.

b. Human chorionic gonadotropin (HCG)
Hiperitroidinin nadir rastlanan nedenlerinden biri de hamilelik
sırasında salgılanan ve HCG denilen hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bu
hormonun bir molekülü TSH'ya benzemekte ve hamilelik sırasında tiroit
glandını uyararak hafifçe büyümesine neden olur. Bu uyarı her zaman
hipertiroidi oluşturmaz. Ancak hidadiform mole ve hyperemesis
gravidarum olan hastalarda aşırı miktarda HCG salgılanması sonucu
hipertiroidi meydana gelir.

c. Hipofiz tümörleri
Çok nadir olarak hipofiz tümörlerinin aşırı miktarda TSH salgılaması
sonucu hipertiroidism meydana gelir. Diğer hipertiroidilerde TSH
düzeyleri oldukça düşük bulunmasına rağmen bu durumda TSH düzeyler
normalden yüksektir.

d. Aşırı iyot alımı sonucu oluşan hipertiroidism
Aşırı miktarda iyot alımı özellikle multinodüller hiperplazisi olan
hastalarda hipertiroidiye neden olur. Örneğin çok fazla iyot içeren
Lugol solüsyonu veya düzensiz kalp atışlarının tedavisi için kullanılan
Cordorane (amiodorane) alınması. Bu hastalığa tıp dilinde Jod-Basedow
hastalığı da denir. Bu nedenle gerekmedikçe bu ilaçların alınmaması
gerekir.

e. Toksik otonom fonksiyonlu tiroit nodülü ve toksik multinodüller guatr
Bu hastalıkta tiroitte bulunan bir veya birden fazla nodül TSH'dan
bağımsız olarak çalışır ve aşırı miktarda T3 veya T4 veya her iki
hormonu birlikte üretir. Hipertiroidi nedenleri arasında en sık
rastlanan sebeplerden biridir. Bu nodüllere toksik otonom çalışan
tiroit nodülleri denir. Ancak her otonom çalışan tiroit nodülü toksik
nodüle dönüşmez. Nodüller birden fazla ise bu hipertiroidi türüne
toksik multinodüller guatr denir. Bu nodüller tiroit sintigrafisinde
tiroidin diğer kısımlarına nazaran daha fazla aktif maddeyi tutar. Bu
nodüllere tiroit sintigrafisinde bu özelliklerinden dolayı sıcak nodül
denir. Sıcak nodüllerin kanser olma riski çok azdır.

f. Tiroit glandının zedelenmesi
Tiroit hormonları üretildikten sonra tiroitteki kolloid içerisine
depolanır ve lüzumu halinde kana verilir. Tiroit glandının zedelenmesi
sonucu depolarda bulunan tiroit hormonları kana karışır. Bu duruma
tirotoksikoz denir. Tiroidin zedelenmesi tiroidit dediğimiz tiroidin
iltihabi hastalıklarında görülür. Bunlar,
· subakut tiroidit,
· postpartum tiroidit,
· ağrısız veya sessiz tiroidit,
-radyasyona bağlı gelişen tiroidit,
· akut supuratif tiroidit.
Tiroiditlerde görülen tirotoksikoz geçicidir. Hipertiroidi, tiroit
hormonlarının fazla miktarda tiroit glandında üretilmesi sonucu oluşan
duruma denir. Kısaca tirotoksikoz, gerek hipertiroidi sonucu gerekse
diğer nedenlere bağlı olarak kanda tiroit hormon yüksekliğine verilen
isimdir. Mesela Basedow-Graves hastalığında fazla yapım sonucu tiroit
hormonları kanda artmıştır. Bu durumda, hipertiroidi ve tirotoksikoz
terimleri aynı zamanda kullanılabilir.

g. Diğer nedenler sonucu oluşan hipertiroidi
Zayıflamak, enerji kazanmak için veya intihara teşebbüs etmek için
alınan fazla miktardaki tiroit hormonu hipertiroidiye neden olabilir.
Ayrıca hayvanlardaki tiroit glandının yenmesi de hipertiroidiye neden
olduğu bildirilmiştir.
Yine nadir olarak kadın yumurtalığında bazen doğumsal olarak bulunan
tiroit glandının aşırı hormon yapması sonucu da hipertiroidi
gelişebilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Salı Mart 04, 2008 9:31 pm

Hipertiroidide belirtiler nelerdir?
1. Sinirlilik, aşırı heyecan ve duygusallık
Hipertiroidide görülen en sık belirtilerdir. Yüksek tiroit hormonları
bütün organlarımızı etkilediği gibi beynimizi ve ruhsal durumumuzu da
etkiler. Bu nedenle bu hastalarda ülkemizde yerleşmiş bir kanaat
vardır. Birçok sinirli insan 'bende guatr mı var? ' diye doktora
başvurmaktadır. Hatta bazı hastalar başka nedenlerden dolayı oluşan bu
belirtilerin guatrından kaynaklandığına kendisini inandırmakta ve
tedavi edildikten sonra bu halinin geçeceğine doktoru da inandırmaya
çalışmaktadır. Unutmamak gerekir ki halkımızın "sinirlilik" olarak
tanımladığı durumlar birçok ruhsal hastalığın sonucu olarak da ortaya
çıkabilir.
Hipertiroidi'de hafıza ve konsantrasyon da bozulur. Bu hastalarla
geçinmek de oldukça zordur. Küçük olaylar karşısında bile ani olarak
parlarlar, etraflarını çok defa kırarlar, sonra da bunu ben niye yaptım
diye üzülürler.

2. Kilo kaybı
İştahın iyi olmasına karşın hasta zayıflar. Ancak yaşlı hastalarda
bazen kilo kaybı olmayabilir. Hatta bazı hastalar şişmanlamaktan
şikayet eder. Bu hastalar artmış iştah nedeni ile fazla yemekte ve
artmış metabolik hızı bile geçmektedir. Bazı şişman hastalar
zayıflamalarına sevinmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki bu hastalıkta
yağ erimesi yerine kas erimesi gelişmekte ve dolayısıyla kas
zayıflamasına neden olmaktadır. Bunun sonucu hastalar merdiven çıkmakta
zorlanır, hatta taranma veya diş fırçalama sırasında ellerini yukarı
kaldırmakta güçlük çekerler.

3. Sıcaklıkta artma
Bütün vücut dokularının çok hızlı çalışması sonucu vücut sıcaklığı
artar. Bunun sonucu olarak bu hastalar derin bir şekilde solurlar. Çok
defa kadınlar bu sıcaklık hissini menopozda görülen sıcak basması ile
karıştırırlar. Ancak, menopozdaki sıcak basmaları zaman zaman
görülmesine rağmen hipertiroidi'deki sıcaklık devamlıdır.

4. Titreme
Titreme özellikle ellerde görülür. Bu, daha fazla ince titreme
dediğimiz normal insanlarda da görülen titreme ile karıştırılır.
Müzisyen bir hastam titreme nedeni ile sazını çalamaz hale gelmişti.
Bazı ev hanımları ise çay servisi yapmakta çok güçlük çektiklerini
söylemişlerdir. Buna benzeyen titremelerin, çeşitli sinir
hastalıklarında, alkolizmde ve çeşitli nörolojik bozukluklarda da
ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

5. Çarpıntı
Çarpıntı, birçok hastanın ilk şikayet ettiği belirtilerden biridir.
Hasta yürüdüğü zaman ve çok defa istirahatta iken kalbinin fazla
çarptığını hisseder. Bazen "kalbim sanki çıkacakmış gibi çarpıyor" der.
Çarpıntı yanında nefes darlığı ve kas zayıflaması olunca bazı
hastaların, kalp hastası oldum diye önce bir kardiyologa başvurduğunu
çok işitmişimdir.

6. Saç dökülmesi
Hipertiroidili hastaların saçları ince ve yumuşaktır. Kolaylıkla
dökülür. Saç dökülmesi hem hipertiroidi ve hem de hipotiroidi
durumlarında meydana gelir. Her iki durumun da tedavisi sonucu saçlar
yeniden çıkar. Unutmamak gerekir ki saç dökülmesi sadece tiroit
hastalıklarında görülmez, ayrıca, streste ve kadınlarda erkek
hormonları metabolizmasının bozulması sonucu da görülebilmektedir.

7. Cilt ve tırnaklarda değişiklik
Cilt yumuşar. Sıcak ve nemlidir. Tırnak-et ayırımı belirginleşir. Nadir
olarak hastalar yaygın kaşıntıdan şikayet ederler. Yine, nadir olarak
Basedow-Graves hastalığına bağlı olarak gelişen cilt belirtileri de
ortaya çıkabilir. Özellikle alt bacakların ön kısmında cilt
kalınlaşması görülebilir. Buna peritibial miksödem denir. Bu bulgular
hastalıktan bağımsız olarak gelişir. Bazen tanı için biyopsi
gerekebilir.

8. Barsak hareketlerinde artma
Bazı hastalar artmış barsak hareketlerinden ve yumuşak dışkılamadan
yakınır. Bazen kabız olan hastalar bu hastalık nedeni ile normal
dışkılama gösterir.

9. Kuvvet azalması
Uzun süren ve ağır hipertiroidi durumunda ortaya çıkar. Hastalık, daha
fazla omuzun ve bacakların uzun kaslarını tutuğu için özellikle çalışan
hastalarda bu daha da belirgindir. Çok defa hastalar merdiven çıkmakta
zorlandıklarından şikayet ederler. Bu durum tedaviden sonra ortadan
kalkar.

10. Mensturasyonda (aybaşı) azalma
Mensturasyon periyotlarında azalma görülür. Bazı hastalarda yumurtlama azalır ve çocuk yapma özelliği kaybolur.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından sezeer Bir Perş. Mart 06, 2008 2:26 pm

oy oy oyy cok uzun valla ama emeğine sağlık Very Happy

_________________
Mevki benim toplumumun çelişkisidir.Gücün,güce duyulan açlığın içinde kısıtlanması..Güç ihanetle kazanılır ve güce sahip olana karşı ihaneti davet eder.Menzoberranzanın en kudretlileri,günlerini sırtlarını bulacak hançere karşı arkalarını kolaçan ederek geçirirler.Ölümleri ise çoğunlukla önlerinden gelir

-Drizzt Do'Urden

avatar
sezeer
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 1289
Yaş : 106
Nerden : Catland
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://www.narko.zforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Dahiliye & İç HastaLıkLar..

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

4 sayfadaki 4 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz