Göz Hastalıkları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:53 pm

Göz Tansiyonu (Glokom) Hastalığı . . .

Glokom Nedir?
Halk arasında "Göz Tansiyonu" adıyla da bilinen glokom, milyonlarca
insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmez ise görme
kaybına neden olabilir. Glokomda, göz içindeki sıvı basıncı, görme
yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde yüksektir.
Sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluşan glokom genellikle yıllar içinde çok
sinsi ilerler. Bu; en sık görülen glokom tipi olup "Primer Açık Açılı
Glokom" olarak adlandırılır. Bu süre içinde glokomlu kişilerin bir
bölümünde de hastalığa ait herhangi bir belirti görülmez. Glokom,
birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı
ortaya çıktığında fark edilebilir. Glokomda görme kaybı oluştuktan
sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz
muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı
hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorunca düzenli aralıklarla
yapılan muayeneler glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yoldur.

Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya
çıkan dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde
kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi
gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde
sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir.

Glokoma ne sebep olur?
Normalde bazı göz dokularının beslenmesi için göz içerisinde sürekli
olarak bir sıvı yapılır ve bu göz içi sıvısı aynı zamanda süreki olarak
da bazı yollarla (trabeküler şebeke) gözü terk eder. Glokom, göz içi
sıvısını dışarı boşaltan kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması
nedeniyle sıvının yeterli boşalmaması ve buna bağlı olarak göz içi
basıncının artması sonucu oluşur. Yükselen göz içi basıncı görme
sinirine zarar vererek sinirin ölümüne neden olur. Bazı hastalarda ise
göz içi basıncı normal olduğu halde görme sinirindeki kan akımının
bozuk olması nedeniyle görme siniri aynı şekilde tahrip olur (Normal
Basınçlı Glokom). Görme siniri hücreleri öldüğü zaman da kalıcı görme
kaybı oluşur.

Glokom nasıl teşhis edilir?
Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru:
-Tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler.
-Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar.
-Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir.
Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını
engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı
belirgin hasar olmadıkça hasta bu kayıpların farkına varamaz. Bu
nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve görme alanı gibi
ileri tetkiklerin yapılması önemlidir.

Kimler glokoma eğimlidir?
Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya
çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın
ortaya çıkma riskini arttırabilir.

Glokom riskini arttıran faktörler şunlardır:
-İlerleyen yaş
-Ailede glokom öyküsü (Gnetik yatkınlık)
-Sigara
-Şeker hastalığı
-Yüksek-Düşük kan basıncı
-Miyopi
-Uzun süreli kortizon tedavisi
-Göz yaralanmaları
-Migren
Bu özelliklere sahip kişilerin glokom yönünden göz muayenelerini yaptırmaları uygun olur.

Glokom iyileşebilir mi?
Glokom tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip ortadan
kaldırılamaz; fakat birçok olguda uygun tedavi ile başarılı olarak
kontrol altında tutulabilir, görme kaybının ilerlemesi engellenebilir.

Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın
geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz
doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerien
tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir.

Glokom nasıl tedavi edilir?
Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla
tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse
cerrahi ve laser girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı
hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile
ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda
ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi
girişim de gerekebilir.

Göz damlaları ne sıklıkla kullanılmalıdır?
Göz damlalarının her gün kullanılması zorunludur. Önerilen ilaç
tedavisine bağlı olarak göz damlasını ya da damlalarını günde bir veya
birkaç kez düzenli aralıklarla damlatabilirsiniz. Önemli olan her zaman
doktorunuzun önerilerini izlemenizdir.

Her zaman aynı damlaları mı kullanacağım?
Glokomun ilerleyici bir hastalık olması sebebiyle göz doktorunuzun göz
damlalarınızı değiştirmek veya tedavinize başka göz damlalarını eklemek
zorunda kalabilir. Bu değişikliklerin yapılmasındaki ilk neden göz içi
basıncını kontrol altında tutabilmek ve görme alanınızı korumaktır.
Ayrıca kullandığınız damlaların ortaya çıkabilecek yan etkileri de bu
değişikliklerin yapılmasını gerektirebilir.

Glokom tedavisi sırasında göz damlalarının değiştirilmesine neden olabilecek bazı faktörler şunlardır:
- Etkinlik-Göz damlaları göz içi basıncını yeterli derecede kontrol ediyor mu?
- Medikal yan etkiler-Göz damlalarının kötü yönde etkileyebileceği başka bir hastalığınız var mı?
- Gözde allerjik veya başka reaksiyonlara yol açıyor mu?
- Yaşam tarzını etkileyen yan etkiler-Göz damlaları günlük yaşamınızı etkiliyor mu?

Eğer günlük yaşamınızı sınırlayan yan etkilerle karşılaşırsanız onları doktorunuza bildiriniz.

İzlemem gereken basit kurallar var mı?
Evet
İlacınızı doktoruuzun önerdiği şekilde kullanın! İlacınızı hergün aynı
saatte alın! Bu şekilde göz damlanızı hem daha kolay
hatırlayabilirsiniz hem de daha etkili olmasını sağlarsınız.

Günlük normal yaşamınızı etkileyen herhangi bir yan etkiyi doktorunuz ile görüşün.
Doktorunuzun programladığı kontrol randevularınıza uyun! Hastalığınız
ancak doktorunuzun düzenli kontrolü altında olduğunuz zaman başarılı
olarak tedavi edilebilir.

Göz doktorunuzu diğer hastalıklarınız için aldığınız ilaçlar hakkında
uyarın! Göz doktorunuzun dışında başka bir doktora muayene olduğunuzda
ona sizin glokomunuz olduğunu da bildirin.

Glokom kalıtsal olabileceği için ailenizdeki bütün bireyleri düzenli olarak göz muayenesi olmaları için uyarın!
Periyodik görme alanı muayenelerinizi doktorunuzun önerisiyle yaptırın.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:55 pm

Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün
yeterince görememesi şeklinde tanımlanabilecek bir durumdur. Göz
tembelliğine her 100 kişiden 3'ünde rastlanmaktadır. Göz tembelliği
ancak küçük yaşlarda tespit edilebilirse tedavi edilebileceğinden
ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda
çocuklarının göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir.

Normal Görme Nasıl Gelişir?
Bebekler doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilmektedirler.
Gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artmaktadır. İlk 9 yaş
içinde görme sistemi tam olarak gelişmekte ve daha sonra belirgin bir
değişiklik olmamaktadır. Eğer bir göz tüm düzeltmelere rağmen tam
kapasiteli göremiyorsa bu durum kişinin hayatında olumsuz bazı etkilere
yol açar. Mesela bazı mesleklerde (askerlik, pilotluk gibi) göz
tembelliği olanlar yer alamazlar.

Göz Muayenesi Ne Zaman Yapılmalıdır?
Tüm çocukların 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorun olmasa da
mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmiş olması
gerekmektedir. Bu arada doğumdan itibaren hem ailenin gözlemleri hem de
çocuk doktorlarının bazı tespitleri ile gerekli hallerde çok erken
dönemlerde de göz muayenesi yapılabilir.

Neler Göz Tembelliğine Yol Açabilir?
Göz Tembelliği gözlerin normal olarak kullanılmasını engelleyen her
türlü durumda ortaya çıkabilir. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan
durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan
çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka muayene edilmelidir.
Göz tembelliğinin 3 temel sebebi bulunmaktadır.
Şaşılık : Kayan gözde genellikle tembellik oluşmaktadır.
Kırma Kusurları : Mevcut olan yüksek kırma kusuru nedeni ile bir göz
diğerinden çok bulanık görmekte ise bu göz görsel gelişimini
tamamlayamayarak tembel hale gelmektedir. Görünüşte gözlerde herhangi
bir problem olmadığı için tespit edilmesi en zor olan göz tembelliği
tipi budur. Aileler çocuklarının gözünde bir kayma tespit ettiklerinde
hemen muayenesini sağlamakta ancak diğer durumlarda genellikle göz
muayenesi okul dönemine kadar gecikmekte ve bu durumda da çoğu kez geç
kalınmış olmaktadır. Bu nedenle 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet
olsun olmasın, mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir.
Saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklık : Bu durumun başında
katarakt gelmektedir. Bu tip göz tembelliği en erken gelişen göz
tembelliğidir. Dolayısı ile her yeni doğanın mutlak bir çocuk doktoru
tarafından son derece kolay bir test olan kırmızı yansıma testine tabi
tutulması ve bir anormallik halinde acilen göz doktoruna muayenesi
gereklidir. Çünkü bu tip göz tembelliği çok erken ve çok derin olarak
gelişmektedir. Doğumsal katarakt mümkün olan en kısa zamanda cerrahi
olarak tedavi edilmelidir.

Göz Tembelliği Nasıl Teşhis Edilir?
Bu çoğu kez oldukça zor bir durumdur. Çünkü çocukların görme
muayeneleri 3.5-4 yaş öncesinde oldukça güçlük arzetmektedir. Daha
küçük çocuklarda ve bebeklerde sağlam gözün doktor tarafından elle
kapatılması haline tepkiyi değerlendirmek gibi bir takım yöntemlerle
göz tembelliği olan göz tespit edilmeye çalışılır. 4 yaş öncesi
muayenede göz doktoru temel olarak şunları yapar. Gözlerde herhangi bir
kayma olup olmadığını muayene eder. Daha sonra saydam ortamlarda
herhangi bir bulanıklık olup olmadığına bakar, göz bebeği bir damla ile
genişletilerek, her iki gözün refraksiyon (kırma) değerleri ölçülür.
Burada önemli olan nokta özellikle bir gözde, diğerinin çok üzerinde
bir kırma kusuru olup olmadığıdır. Bunun dışında her iki gözdeki yüksek
kırma kusurları da dikkate alınır. Kırma kusuru muayenesi dışında
retina (görme zarı) ve optik sinir (görme siniri) muayenesi de
yapılarak muayene tamamlanır.

Göz Tembelliği Nasıl Tedavi Edilir?
Göz tembelliğinde tedavinin esası zayıf gözün kullandırılmasına
dayanır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar
boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan reçete edilir. Çocuk
bunu kullanmaya başlar ve kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir
cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye
çalışılmaktadır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi
yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama
yapılmaya devam edilir. Aileler ne yazık ki kayma ameliyatından sonra
herşeyin yoluna girdiği düşüncesiyle kapama yapmayı
bırakabilmektedirler. Tek başına cerrahi müdahale, oluşmuş göz
tembelliğini gideremez. Göz doktorunuz kapamanın nasıl yapılması
gerektiği ve kapama sırasında ne gibi şeyler yapılması gerektiğini size
açıklar. Bundan sonrası ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır. Çocuklar
kapama yapılmasından hiç hoşlanmazlar. Ve bunu reddederler. Ancak
ebeveyn olarak bu dönem, sizin ilgi ve sabrınızla, başarılı bir şekilde
yaşanabilir. Yaşamları boyunca göz tembelliklerinin mevcudiyeti
nedeniyle yaşayacakları sıkıntıları düşünerek bu günlere sabırla
yaklaşmalısınız.

Az Görme Önlenebilir Bir Problemdir.
Başarıda en önemli nokta göz tembelliğinin teşhis zamanıdır. Eğer erken
teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye
ulaşılabilmektedir. 9 yaş sonrasında yapılacak kapamanın herhangi bir
faydası olmamaktadır. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz
tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir. Erken bebeklik
dönemlerinde cerrahi ve kapama tedavileri ile müdahale yapılmalıdır.
Tekrar hatırlatalım ki 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet olsun olmasın, mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:55 pm

KONJENİTAL (DOĞUMSAL) ŞAŞILIKLAR

Hayatın ilk altı ayında ortaya çıkan şaşılıklara konjenital (doğumsal)
şaşılık denir. Bebeklerde bu devrede kaymanın tesbit edilmesi zordur,
çünkü gözlerin durumu ve pozisyonu henüz daha stabil değildir. Yeni
doğanda hiçbir zaman gözler paralel değildir; gözlerde içe veya dışa
çevrilmeler olabilir. Genellikle gözlerin pozisyonu ilk 3 ila 6 ay
arasında stabilleşmeye başlar. İşte bu dönemde anne, çocuğun gözünün
kaydığını ifade ediyorsa, bu durum mutlaka değerlendirilmelidir.

Kaymanın başlangıç yaşı annenin veya ailenin vereceği ifadeye bağlıdır.
Bazan aile kaymayı görmezlikten gelmek ister. Bu zaman akrabalar, yakın
arkadaşlar ilk defa kaymayı fark eder. Bazı hastalara da hekim
tarafından yalancı şaşılık tanısı konulur. Buna neden o gün için
hastanın kooperasyonunun iyi olmaması veya hekimin çok meşgul olmasıdır.

Gözü içe kayan bebeklerde görme tembelliği sıktır, nerdeyse %50’sinde
erken tedavi edilmezse görme tembelliği gelişir. Yapılan bir çalışmada
kayma tesbit edilen bebeklerin %5-6’sında miyop %94-95’inde hipermetrop
saptanmıştır.

Tedavide erken devrede ortaya çıkan kaymaların tedavisi cerrahidir,
ancak daha önce yapılması gereken işlemler vardır. Bunlar öncelikle bir
görme kusuru varsa gözlükle en erken dönemde düzeltilmelidir. Ayrıca
gözlerde görme tembelliği gelişmişse kapama tedavisi yapılmalıdır.
Kapamanın süresi bu yaş grubunda hiçbir zaman 30 dakikadan fazla
olmamalıdır. Aksi takdirde kapatılan gözde görme tembelliği kolaylıkla
gelişir.

Ameliyat için genel düşünce ilk 12 ay içinde ameliyatın yapılmasıdır.
Bazan belki bir altı ay daha beklenebilir. Erken ameliyat ile iki
gözünde birlikte görme fonksiyonu sağlanmış olur.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:56 pm

Kuru Göz

Kuru Göz nedir?
Kuru göz, gözyaşının yetersizliği durumudur. Göz çevresindeki gözyaşı
bezleri tarafından salgılanan, ve göz kapaklarının kırpılması ile göz
yüzeyine yayılan gözyaşı, yine gözkırpma ile gözkapaklarındaki küçük
kanalcıklar (punktumlar) ve daha sonra nasolakrimal kanal yardımıyla
burun içine yönlenerek gözü terkeder.

Gözyaşı tabakası, hemen göz üzerine yayılan bir mukus tabaka, ortada
sulu (aköz) tabaka, ve en dışta yağlı (lipid) tabakalardan oluşur. Bu
üç tabakadan herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz
şikayet ve bulgularının ortaya çıkmasına neden olur.

Kuru Göz hastalarının şikayetleri nelerdir?
Kuru göz hastaları gözlerde kuruluk hissi, yanma, batma, yabancı cisim
hissi, kızarıklık, rüzgar veya sigara dumanından rahatsızlık, göz
çevresinde mukus iplikçiklerin oluşması, ve/veya kontakt lens
kullanmakta zorluk şikayetleri ile doktora başvururlar. Bu hastalar,
zaman zaman kuruluğa bağlı irritasyon ile paradoksik sulanmadan da
şikayet edebilir.

Kuru Göz nedenleri nelerdir?
Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır.
Ancak, kuru göz, özellikle menapoz sonrası kadınlarda sık görülür.
Bunun dışında, idrar söktürücü, tansiyon düşürücü, anti-allerjik,
anti-depresan ilaçlar, uyku ilaçları ve alkol göz kuruluğuna neden
olabilir.

Ciddi kuru göz, ağız kuruluğu ile birlikte giden Sjögren Sendromu ile
birlikte olabilir. Bu durumda, hastalarda, sıklıkla eklem romatizması
olmak üzere, tüm vücut sistemlerini tutan bir immün disfonksiyon veya
bağ dokusu hastalığı mevcuttur. Sjögren sendromu, genellikle 50 yaş
civarında kadınlarda görülür.

Yukarıdakilerin dışında kimyasal yanıklar, cerrahiler ve burada
detaylandırılmayacak başka birtakım hastalıklarda da kuru göz
görülebilir.

Kuru Göz tanısı nasıl konulur?
Göz doktoru tarafından yapılan basit bir göz muayenesi ile kuru göz
tanısı kolayca konulabilir. Hastanın öyküsü de tanıya çok yardımcıdır.
Bunun dışında, gözyaşının özel boyalarla boyanması veya 'gözyaşı
şeritleri' ile gözyaşı miktarının tayini de tanıda kullanılabilecek
basit testlerdir.

Kuru Göz nasıl tedavi edilir?
Gözü nemli tutabilmek için, gözyaşının yerini tutan birçok yapay
gözyaşı damlası ve jeli bulunmaktadır. Yapay gözyaşını günde 4-5
kereden daha sık kullanma ihtiyacını hisseden hastalar için koruyucu
madde içermeyen, tek kullanımlık yapay gözyaşı preparatları da
bulunmaktadır. Bu tek kullanımlık damla ve jeller, hastalar tarafından,
gün boyu, arzu edildikleri sıklıkta kullanılabilmektedirler.
Kuru gözde diğer bir yaklaşım, mevcut gözyaşının korunmasıdır. Gözlük
kenarları kapatılabilir veya yüzücü gözlükleri kullanılabilir. Kuru göz
hastaları özellikle *******i uyudukları odanın nemlendirici cihazlarla
nemlendirilmesinden de fayda görürler. Yine mevcut gözyaşını korumak
amacıyla, gözyaşını gözden uzaklaştıran küçük kanalcıklar, göz doktoru
tarafından, basit bir işlemle, geçici veya kalıcı olarak kapatılabilir.
Yukarıdakilerin dışında gözyaşı yapımını arttıran birtakım ilaçlar da
mevcuttur. Ancak, aynı zamanda salya yapımını da arttıran ve terleme,
bulantı, kalp çarpıntısı gibi yan etkileri olabilen bu ilaçlar ancak
doktor denetimi altında kullanılabilirler.

Esasen bir immün düzenleyici ilaç olan Siklosporin, son zamanlarda kuru
göz tedavisinde uygulanan en yeni ilaçlardan biridir. Suspansiyon
formunda göze damlatılabilen bu ilacın, majör gözyaşı bezinin
inflamasyonunu azaltarak gözyaşı yapımını artttırdığı bildirilmektedir.

Kuru gözde, başta androjenler ve immün modülatörler olmak üzere yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar devam etmektedir

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:56 pm

Retina Hastalıkları

ilerleyen yaş, diyabet, yüksek tansiyon gibi hastalıklara ya da
tümörlere bağlı olarak gelişebilen retina hastalıkları erken tanı
konulduğunda ameliyatla tedavi edilebiliyor.
Görme keskinliğindeki azalma, cisimleri eğri, ya da olduğundan küçük
algılama ve renkli görmeyle ilgili sorunlar gözün retina tabakasında
bir sorun olduğu anlamına gelebilmekte ve mutlaka ciddiye alınması
gerekmektedir.
Gözün esas görevi olan görme işlevi retina tabakasında başlıyor. Işık
retinada fotokimyasal reaksiyonlara neden oluyor. Bu reaksiyonlar
sonucu ortaya çıkan sinir iletisi, beynin bir bölümü olan oksipital
kortekse geldiğinde de görme olayı gerçekleşiyor.
Çok önemli bir işlevi olan retinada meydana gelen hastalıklar da görme
kalitesini ciddi olarak etkileyen sorunlara yol açıyor. Retinada
yırtıklar, delinmeler, damar bozukluğuna bağlı hastalıklar sık
görülüyor. Özellikle diyabet hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan
retina hasarı (diyabetik retinopati) görme kaybına yol açan hastalıklar
arasında yer alıyor. Damar tıkanıklıkları, yüksek tansiyona bağlı
hasarlar, orak hücreli anemi, makro anevrizmalar, kalıtımsal
dejenerasyonlar, yaşa bağlı az görmeler, makula ödemi ve göz içi
tümörleri de retinayı etkileyen hastalıklar arasında yer alıyor.

Düzenli muayene önemli
Yaşa göre belirli zaman aralıkları ile yapılacak rutin göz muayeneleri
retina hastalıklarının erken tanısında büyük önem taşıyor. Birçok göz
hastalığı hastanın fark edebileceği bazı belirtiler veriyor. Örneğin
sinek uçuşması, şimşek çakması, siyah lekelerin görülmesi dikkate
alınması gereken şikayetlerdir. Retina hastalıklarının büyük bir bölümü
ise bazı sistemik hastalıkların etkisi ile ortaya çıkar. Diyabet,
yüksek tansiyon, orak hücreli anemi hastalığı olan kişiler erken tanı
amacıyla hekimleri tarafından göz hekimlerine yönlendirilmelidir.
Muayene neticesinde tablonun şiddetine göre kontrol muayeneleri
düzenleniyor.

Retina muayenesi
Retina muayenesinde öncelikle görme keskinliği saptanıyor. Bunun için
özel görme eşelleri kullanılıyor. Bunlar çeşitli büyüklükte ve alt
satırlara indikçe gittikçe küçülen harfleri içeren özel tablolar.
İkinci aşamada oftalmoskobik muayene geliyor. Işık kaynağı ile birlikte
değişik dioptride lensler kullanarak veya üç aynalı kontakt lensler ile
retina ayrıntılı bir şekilde incelenebiliyor.
Görme alanı şikayeti olan hastalara veya tanıda yardımcı olabilmesi
amacı ile görme alanı muayenesi yapıldığı belirtiliyor. Retinanın görme
noktası, optik sinir hastalıkları, glokom, görme yolunda defekt
yapabilecek kafa içi lezyonların tanı ve takibinde görme alanı
muayenesi oldukça değerlidir. Kırıcı ortamların opak olduğu,
saydamlığını yitirdiği durumlarda yüksek frekanslı ses dalgalarından
yararlanılan ultrasonografi yöntemine başvurulur.
Retinanın damarsal hastalıklarının tanısında ve tedavisinde ise
anjiyografiler kullanılıyor. Anjiyografiler iki değişik boyanın
uygulanması ile çekiliyor. Floresein anjiyografi (FFA) retina
dolaşımını gösterirken, indosiyanin yeşili (ICG) koroid dolaşımını
gösterir. FFA; diabetik retinopati, damar tıkanıklıkları gibi
hastalıkların, ICG; özellikle yaşa bağlı makula dejeneresansların
tanısı ve tedavisinde uygulanır. Makula hastalıklarının tanı ve
takibinde FFA+ICG e ilave Optik Kohorens Tomografi (OCT) denilen
ultrason benzeri bir muayene yöntemi uygulanır ki, bunda kızıl ötesi
ışık kullanılarak retinaya iletilip geri yansıyan ışığın sayesinde
retinanın mikron çözünürlüklü kesitleri elde edilir. Makulada
strüktürel değişikliklerin en iyi görüldüğü bir yöntemdir. Retina
fizyolojisi ise elektrofizyolojik testler ile ölçülür.
Elektroretinografi retinanın ilk iki nöron fonksiyonunu, elektro
okülografi retina pigment epitelinin, uyarılmış görsel cevap (VER) ise
retina ganglion hücrelerinin ilerisindeki görme sisteminin fonksiyonunu
ölçer. Özellikle herediter hastalıkların tanısında başvurulan muayene
yöntemidir.

Tedavide kullanılan yöntemler
Retina hastalıklarının tedavisinde enfeksiyon, optik nörit, bazı tip
üveitler ve makula ödemi dışında medikal tedavinin yeri bulunmuyor.
Laserin ise retina hastalıklarının tedavisinde özel bir yeri bulunuyor.
Laser özellikle ileri dönemde olmayan diyabet hastalığı, retina
yırtıkları ve vasküler hastalıkların tedavisinde tek tedavi seçeneği
olarak kabul ediliyor.
Cerrahi tedavi ise retina dekolmanı proliferatif diabetik retinopati
çekilmeyen göz içi sıvısındaki bulanıklıklar, travmaya bağlı göz içi
yabancı cisim ve kanamalar, enfeksiyonlar, makula deliği, makula önü
zar gibi bazı makula hastalıklarında ve ön segment rekonstrüksiyonunda
uygulanır.

Arka retina cerrahisi
Retinanın cerrahi tedavisi ise göze dıştan yaklaşım ile (basit tip
retina dekolmanı), veya göziçi yaklaşım ile (vitrektomi) tedavi
ediliyor. Dıştan yaklaşımda silikon sponj (sünger) veya bantların
yerleştirilmesi ile retina pigment epiteli ve retina temasa getirilir.
Vitreus hastalıkların cerrahi tedavisinde son yıllarda büyük ilerleme
kaydedilmiştir. Bu cerrahi teknikte amaç, göz içi sıvısındaki
bulanıklıkları temizlemek ve vitreoretinal traksiyonları önlemek ve
serbestleştirmektir. Pars plana yolu ile vitrektomi en çok uygulanan
prosedürdür. Değişik tip vitrektomi ünitleri vardır. Bütün cihazların
fonksiyonları kesme, aspire etme esasına dayanır. Ameliyatlar
mikroskobik kontrol ve fiberoptik aydınlatma altında yapılır.
Vitrektomide ise dıştan açılan 3 delikten ameliyat gerçekleştirilir. Bu
deliklerden birinden devamlı infüzyon sıvılı gelirken diğerinden ışık
kaynağı üçüncüsünden ise mikrocerrahi aletleri sokularak ameliyat
yapılır.
Retina cerrahisinde uygulanan tekniklerin başarısı erken tanıyla doğru
orantılı. 1 hafta içerisinde ameliyat edilen retina dekolmanlarında
tama yakın cerrahi ve görsel başarı elde edebilmek mümkün iken gecikmiş
bir olguda yüzde 100 cerrahi başarıya rağmen görsel sonuç daha düşük
kalır. Çok değişik hastalık gruplarına bu ameliyat uygulandığı için tek
bir oran vermek doğru olmaz. Kabaca söylenirse yüzde 80-90 arası
diyebiliriz. Retina cerrahisi görme siniri sağlam olduğu sürece
ameliyat tekrarlanabilir.
Göz bulguları normal, gözü etkileyecek sistemik hastalığı olmayan
erişkinlere, bir şikayetleri yoksa 2 yılda bir doktor kontrolünden
geçmeleri öneriliyor. Diyabet, yüksek tansiyon gibi sistemik problemi
olan hastalara ise daha sık aralıklarla kontroller öneriliyor

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:57 pm

ARPACIK
TANIM:
Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır.
Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün
yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı
tıkanır ve içerde kalan bakteriler "dış" arpacığa neden olurlar.

Gözkapağının içinde ise, "meibom bezleri" denen bir dizi bez daha
vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı
değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir
tıkanıklık ve enfeksiyon da "iç" arpacığa neden olur.

Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle
birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit
yöntemlerle iyileştirilebilmektedir.

Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür.
Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların
etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden
sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık
görülmesine neden olur.

Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi
başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta
biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin
dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç
arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen
meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha
ağrılıdır.

Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık
ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz
sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi
bir hastalığı akla getirebilir

Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar
arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce
püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi,
oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını
artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun
iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın
çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına
tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her
seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış
arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla
alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı
açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar
enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride
mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında
ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle
çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist
alınır, çevresi temizlenir.

Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin
önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir.
Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik
tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
Birçok vakada neden bilinememektedir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:57 pm

EHÇET HASTALIĞI

Tanım:

İlk kez 1937 yılında Türk dermatoloji profesörü Dr. Hulusi Behçet
tarafından tarif edilen Behçet hastalığı, ağızda ve genital bölgelerde
yaralara (aft, ülser) ve gözde inflamasyona (iltihaba) yol açan kronik
bir hastalıktır. Bazı hastalarda artrite, damar iltihabı ve
tıkanmalarına sindirim kanalında, beyin ve omurilikte inflamasyona da
neden olmaktadır.

Behçet hastalığı her hastada farklı bir tablo çizer. Bazı hastalarda
hastalık hafif seyreder ve sadece ağızda ve genital bölgede ülserler
bulunur. Bazılarında ise daha şiddetlidir ve menenjite neden olabilir
(beyni saran zarların iltihaplanması). Şiddetli bulgular genellikle ilk
belirtiler başladıktan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkarlar.
Bulgular uzun bir süre devam edebileceği gibi, bir kaç haftada da
geçebilir. Tipik olarak, bulgular görülür, kaybolur ve tekrar ortaya
çıkarlar (alevlenme dönemleri).

Nedeni

Behçet hastalığının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bulguların
çoğunun nedeni kan damarlarının iltihaplanmasıdır. Kan damarlarındaki
bu iltihaplanmaya bağışıklık sisteminin neden olduğu düşünülmektedir,
fakat bu reaksiyonu neyin başlattığı bilinmemektedir.

Behçet hastalığı bulaşıcı değildir. Gelişmesinde bağışıklık sistemi
bozukluğunun yanısıra, kalıtsal nedenlerin de etkili olabileceği
sanılmaktadır. Çevresel faktörlerin de (virüs ya da bakteri gibi)
duyarlı kişilerde hastalığı başlatabileceği sanılmaktadır.


Behçet hastalığı "ipek yolu" üzerindeki ülkelerde sıktır (Akdeniz bölgesi, Türkiye, İran, Asya ülkeleri, Uzak Doğu, Japonya)

20'li ve 30'lu yaşlarda başlama eğilimi göstermekle birlikte, her yaşta görülebilir.

Tanıda belli bir yöntemle deriye iğne batırılması ile uygulanan
"paterji testinden" yararlanılabilir fakat bu test hastaların ancak
%40'ında pozitif bulunur.


Tedavi

Behçet hastalığı için tam "şifa" sağlayacak bir tedavi bulunmamakla
birlikte, uygun ilaçlar ile çoğunlukla bulguları kontrol altına
alabilmek mümkündür. Tedavide amaç, yakınmaları azaltmak ve sakatlık ya
da körlük gibi komplikasyonları (hastalığın neden olabileceği
istenmeyen durumlar) önlemektir. Hangi ilacın seçileceği ve tedavinin
ne kadar süreceği hastanın durumuna bağlıdır. Bazı bulguların
giderilmesi için bir kaç tedavinin bir arada kullanılması gerekebilir.

Topikal (yerel, bölgesel) tedavi: Ağrı ve raharsızlığı ortadan
kaldırmak için ülserlerin üzerine inflamasyonu azaltmak için
kortikosteroid ya da acıyı azaltması için ağrı kesici merhem
sürülebilir. Ağız ülserleri için gargara yazılabilir.
Ağızdan alınan ilaçlar: Hastanın bulgularının şiddetine göre
prednizolon gibi kortikosteroidler, azatioprin, klorambusil,
siklosporin, kolşisin gibi immunosupresif (bağışıklık sistemini
baskılayan) ilaçlar yazılabilir. Eğer bu ilaçlar bulgular üzerinde
etkili olamazsa, siklofosfamid ya da metotreksat gibi diğer ilaçlar
verilebilir.
Tedavi etkili olsa dahi alevlenmeler görülebilir

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:58 pm

BLEFARİT

Blefarit ne demektir ?
Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının
iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve
oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen
tekrarlayabilir.

Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka
blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış
kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı
miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka
blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki
gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt
hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde
kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç
kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.

Blefaritin nedeni nedir ?
Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı
bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu
bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur.
Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması,
bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik
etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite
yolaçabilir.

Blefaritin belirtileri nelerdir ?
Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma,
kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında
kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana
gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.

Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi ?
Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık)
ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle
yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi
sorunlar gelişebilir.
Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.
Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.

Blefarit
Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.

Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman
uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar
yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı
kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler
temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli
ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır
karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir.

Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.

Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 10:58 pm

glokom göz tansiyonu

Glokom, göz içi basıncından görme sinirinin zarar görmesi ile
karakterize bir hastalıktır. Görme sinirini oluşturan liflerin,
basıncın etkisi ile yavaş yavaş harap olmasına bağlı olarak görme alanı
daralmaya başlar. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmadığı taktirde,
sinir liflerindeki hasarın geri dönüşsüz olması nedeniyle, görme
alanının ileri derecede kaybı ve hatta körlük kaçınılmazdır. Glokom
önemli bir halk sağlığı sorunu olup, gelişmiş ülkelerde, körlüğün
ikinci en sık görülen nedenidir. 35 yaş üzerindeki her 50 bireyden
yaklaşık olarak birinde glokom mevcuttur.

İleri yaş glokomu ağrısızdır, sinsidir !
Glokomda göz içi basıncı sıklıkla yavaş yavaş yükselip, görme sinirinde
yavaş, fakat ilerleyici bir harabiyet yapar. Bu özellikleri nedeniyle
de, halk arasında inanılanın aksine, ağrısız ve sessiz gidişli bir
hastalıktır. Yine bu özelliğinden dolayı hasta bireylerin çoğu, varolan
glokomunun farkında değildir. Hastalığın çok ileri evrelerinde ise,
görme alanındaki ileri derecede daralma, hasta tarafından
hissedilebilir. Ya da hastalığın son evresinde, bir gözün ışığı bile
seçemediği farkedilir ki, bu aşamada, artık tedavisi mümkün olmayan bir
kayıp söz konusudur.


Erken dönem glokomuna bağlı, çevresel görmede kayıpla karakterize görme
alanı defekti. Yola bakan glokomlu olgu, sağ taraftaki yayayı kısmen
görememektedir. Esasen baktığı yeri net ve eksiksiz gören kişinin,
görme alanındaki bu çevresel kaybı, kolaylıkla atlayabileceğine dikkat
ediniz.





İleri dönem glokomuna bağlı, belirgin çevresel görme alanı kaybı. Bu
canlandırma resimde de, olgunun, dürbünden veya küçük bir delikten
bakarcasına dar bir alanı gördüğüne dikkat ediniz. Çevresel kayıp
dikkate alındığında hastalığın halk arasında neden “karasu” adını
aldığı daha kolay anlaşılmaktadır.

Glokomun daha nadir görülen tipinde ise, ani olarak çok yüksek
değerlere çıkan göz içi basıncı, göz çevresinde ağrı, gözde kızarıklık,
görmede bulanıklaşma, ışıkların çevresinde halelerin görülmesi ve mide
bulantısı ile kusmalara neden olur.

Diabette glokom riski 3 kat artmıştır!

Glokom normal toplumda %2 sıklıkla görülen bir hastalık olmakla
birlikte, bazı bireyler glokom gelişimi yönünden daha fazla risk
altındadır.

v Birinci dereceden akrabalarında glokom olanlar en fazla risk altında
olan gruptur, bu bireylerde glokom gelişme riski on kat daha fazladır.

v İkinci önemli risk faktörü diabettir. Diabetli hastalarda glokom riski, normal bireylere göre üç kat daha fazladır.

v İleri yaşta glokom sıklığını artırır, özellikle 65 yaş üzerinde glokom hastalığına daha sık rastlanır.

v Ayrıca hipertansiyon, tıkayıcı damar hastalıkları, migreni olan bireylerde ve yüksek miyop gözlerde de glokom riski artmıştır.

Glokom önlenebilir körlüklerin en başında gelir!

Hemen hemen hiç bulgu vermeyen bu hastalık, ancak, kontrol amacıyla göz muayenesi yapılan kişilerde erken tanınabilir.
Düzenli yapılan göz muayeneleri ile glokomun erken tanısı mümkündür!
Bu amaçla önerilen göz muayenesi aşağıdaki sıklıkla yapılmalıdır:

v Hiçbir risk taşımayan olgularda

o 35-40 yaş arasında bir kez

o 40-60 yaş arasında 2-3 yılda bir kez

o 60 yaştan sonra 1-2 yılda bir kez

v Risk grubundaki olgularda

o 35 yaştan sonra her yıl 1 kez



Ağrısız ve sessiz gidişi nedeniyle bireylerin çoğu hastalığının
farkında değildir. Glokomun tespitinde düzenli aralıklarla yapılan göz
muayenelerinin önemi büyüktür

Yine bu nedenlerden dolayı göz içi basıncının ölçümü, gözdibi bakısı ve
görme alanı incelemesi, göz muayenesinin önemli bir parçasını
oluşturmaktadır.



Her bireyin göziçi basıncı kendine özeldir!
Göziçi basıncının normal aralığı, genelde 10-22 mm Hg olarak kabul
edilir. Ancak, glokom ile göziçi basıncı düzeyi arasında oldukça
karmaşık bir ilişki vardır.

v Bazı olgularda 22 mm Hg’dan yüksek göziçi basıncı, görme sinirine
zarar vermez. Bu olgular, yine de daha sonra gelişebilecek harabiyet
yönünden takip edilmelidir.

v Bazı olgularda ise normal kabul edilen aralıktaki göziçi basıncı
düzeyine rağmen, görme siniri harabiyeti vardır. Bu tip olgulara Düşük
Basınçlı Glokom denmektedir. Yapılması gereken, göziçi basıncını mevcut
düzeyinden daha aşağılara çekmektir.



Göziçi basıncı gün içinde değişir!
Göziçi basıncı günün belirli saatlerinde, kişinin ilaç kullanıp
kullanmamasıyla da ilgili olarak, önemli değişiklikler gösterir.
Sağlıklı kişilerde 5 mm Hg’a kadar olmasını beklediğimiz bu dalgalanma,
glokomlularda daha fazladır. Bu değişim, vücut tansiyonuyla ilişkili
değildir. Ancak, vücut tansiyonu sürekli yüksek seyreden olgular risk
grubunda olduklarını bilmeli, yılda 1 kez, yakınmaları olmasa da göz
doktoruna başvurmalıdır.



Erken tanı glokoma ait harabiyeti durdurabilir; ama geri döndüremez!
Glokom tanısında geç kalınmadıktan sonra tedavisi mümkün olan bir
hastalıktır. Düzenli tedavi ve kontrollerle glokoma bağlı körlükler
önlenebilir. Günümüzde göz içi basıncını düşürmeye yönelik çok sayıda
ilaç alternatifi mevcuttur. Glokom tanısı konulduğunda, hastanın
sistemik hastalıkları da dikkate alınarak en uygun tedavi seçeneği
belirlenir.

Bir kez glokom tanısı konulan bireyin ömür boyu, verilen ilaçları
düzenli olarak kullanması ve takibi şarttır. Göz içi basıncını
düşürmeye yönelik bu damlaların, düzenli olarak, mümkün olduğunca günün
önerilen saatlarinde ve göze isabet edecek şekilde, göze değdirilmeden
damlatılması tedavinin başarısı yönünden çok önemlidir. Örneğin, günde
iki kez damlatılması önerilen göz tansiyonu damlası, sabahları 08.00’de
damlatılıyorsa, akşamları da 20.00’de damlatılmalı, gece yarısı veya
yatmadan önceye bırakılmamalıdır.

Glokom tedavisi alan kişinin takibinde, ilaçla elde edilen göziçi
basıncı düzeyi, önem taşır. Bu nedenle, tedavi alan glokom hastaları,
kontrol muayenelerine geldiklerinde de tedavilerini aksatmamalı,
muayene günündeki damlalarını da, saatinde damlatmalıdır.

Tedavinin başarılı olup olmadığı, hastalığın şiddetine göre değişen
sıklıklarla yapılacak kontroller ve görme alanı gibi ek incelemelerle
yapılır. Genel olarak ilaç tedavisi ile göz içi basıncını kontrol etmek
mümkündür; Ancak, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya iyi
uygulanamadığı durumlarda laser tedavisi ya da ameliyatlar ile de göz
içi basıncını düşürmek yoluna gidilebilir.

Özetle; glokom önlenebilir körlük nedenlerinin başında gelir. Erken
tanı, en önemli tedavi şansını yaratır. Hiçbir yakınmanız olmasa dahi,
göz doktorunuza önerilen sıklıklarda başvurmanız, görmeye devam
edebilmeniz için şarttır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:02 pm

GÖZ YARALANMALARINDA KORUNMA VE İLKYARDIM

Biliyor musunuz ki, göz yaralanmalarının (kazalarının) %90'ı
önlenebilir. Yine biliyor musunuz ki göz kazalarının
(yaralanmallarının) %45'ı ev oritamında olur. İster evde, ister okulda,
ister işte, ister oyunda, nerede olursanız olun, görmenizi koruyacak
her önlemi almalısınız. Bu küçük broşürde, gözlerinizi yaralanmalardan
korumak için bazı öneriler vereceğiz. Elbette bir kaza olduğunda sorunu
tek başınıza çözemeyebilirsiniz. 0 durumda en yakınınızdaki hekime
başvurmanız gerekecektir. İlk yardım yapıldıktan sonra sorununuzu
hekiminizle paylaşabilirsiniz.

Göz Yaralanmasından Korunma

Göz yaralanmasına bağlı görme kaıyıplarını önlemede ilk ve en önemli adım yaralanmayı engellemektir.

Evde ne yapalım?

Günlük yaşantımıızda kullandığımız pek çok madde gözle değdiğinde ciddi
yanmalarlyanıklar yapar. 0 nedenle; spreyleri kullanırken (saç spreyi,
sprey deodorant, spreyli temizlik araçları) Çok dikkatli olun ve
gözünüze gelmemesi için çıkış deliğini dışarıya ve göz seviyesinden
aşağıya ayarlayın.

* Kimyasal sıvılar , deterjanlar, amonyak türü maddelerin (temizlikte
ve diğer amaçla kullanın) kulianma kılavuzlarını dikkatlice okuyun. Her
kullarııştan sonra ellerinizi iyice yıkayın ki, göze bulaşma olmasın.

*Yağda kızartma yaparken, kızgın yağın sıçramasını önlemek için tencere ve tavaya kapak kullanın.

* Çok kuwetli kimyasal kullanmanız gerektiğinde göze teması engellemek için gözlük {mümkünse özel gözlük) kullanın..

*Güneş lambaları (ultraviyole) kullanırken opak camlı gözlük kullanın.

*Özellikle çocuklar çevrede iken bıçak, çatal gibi araçların kullanımına özen gösterin.

İşyerinde

Pek Çok cisim ummadığımız şekilde uçarak gözünüze çarpabilir ve göze zarar verir.

*İşinizde metal ya da diğer parçacıkların göze çarpma riski varsa (marangoz, demirci) mutlaka özel iş gözlüğü kullanmalısınız.

*Kaynağa bakmak çok tehlikelidir. İşiniz bunu gerektiriyorsa özel gözlük kullanmalısınız.

*Tanımadığınız bir aleti kullanırken mutlaka kullanım kılavuzunu okumalı ya da yardım istemelisiniz.

*İşe başlarken "gözlerimi uçan parçacıklardan, dumandan, tozdan nasıl korurum?" diye düşünmelisiniz.

Çocuklarla

Uygun biçimde kullanimazsa pek çok oyun ve oyuncak göze zarar verebilir

*Çocuklara oyuncak seçerken yaşlarını ve sorumluluk alma derecelerini
gözönünde bulundurun. Özellikle çat- pat, dart ve oyuncak tabancaları
satın almayın. Ayrıca çocukların kağıt külah içinden üfleyerek uzağa
fırlattıkları kağıt parçaları ile oluşturdukları bir oyun ülkemizde çok
yaygındır. Bu kağıt parçalarının içine iğne koyabilmektedirler. Bu çok
tehlikelidir. Bu oyunu yasaklamalısınız.

*Çocukların tehlikeli bir oyun oynadıklarını gördüğünüzde bunları
engellemelisiniz: Kartopu gibi, sönmemiş kireç kalıntılarına taş atmak
gibi, şişelerle koşmak gibi.

*Çocuklara makas gibi, kalem gibi tehlikeli olabilecek cisimleri nasıl kulianacaklarını öğretmelisiniz.

Bahçede/Tarlada

*Buğday başakları da dahil pek çok bitki çarptığında göze zarar verir.
Özellikle dikenleri varsa. AIçak dallı ağaçların yanında dikkatli
olunmalıdır.

*Odun kırma işlemi, fırlayan parçacıklar nedeniyle önemli bir yaralanma
nedenidir. Özel dikkat belki de gözlük takılması gereklidir.

Havaifışek

Havaifişekler her yaş grubu için çok önemli bir göz yaralanması nedenidir.

*Patlayıcı olan türleri kullanılmamalıdır.

*Çocukların havaifişek ile ilişkisi olmamalıdır.

*Havaifışek atılırken yakınında olunmamalıdır.

Tüm öneriler bir uzun listeden kısa bir derlemedir. Biliniz ki; bir işi
yaparken "gözü nasıl korurum?"diye düşünmeniz bile yeterli ve önemli
bir önlemdir.

İLK YARDIM

İlk yardım ve hemen sonrası gerekli yere başvuru önemlidir.

Göze Birşey Kaçtığında

Asla gözünüzü oğuşturmayın. Üst göz kapağını kirpiklerden tutarak alt
göz kapağının derinliklerine kaçan kaçan cismi hareket ettirecek ve
birkaç kez göz kırpmak ile cisim gözden çıkacaktır. Gözlerinizi açıp
soğuk suyla gözü yıkamanız da yararlı olur. Eğer çıkaramazsanız,
uğraşmayın ve hekime başvurun.

Göze Sert BIr Çarpma Olmuşsa

*Ağrı ve şişmeyi önlemek için hemen, 15 dakika süreyle soğuk baskı
uygulayın (buz ya da soğuk suya batırılmış havlu ya da bez parçası ile).

Göz ya da Kapaklarda Kesi Varsa

*Gözü gevşek olarak bandlayın ve hemen hekime başvurun. Asla baskı uygulamayın, gözü oğuşturmayın.

Kimyasal Yanıklar

Gözü hemen suyla yıkayın. Bu sırada göz kapaklarını açmanız gerekir.
Başı temiz bir su kaynağının (kabın) içine sokup gözlerinizi açarak da
yapabilirsiniz. Bu işlem en az 15 dakika sürmelidir. Bu arada gözün
oynatılması (sağa-sola, yukarı-aşağı), iyice yıkanmasını sağlar. Kapama
uygulamayın. Yıkadıktan sonra hekime başvurun.

UNUTMAYIN erken, doğru tedavi ile görme korunur ancak yine unutmayın ki, korunma ve ilk yardım Çok daha önemlidir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:03 pm

astigmatizm astigmat

Düzenli ve düzensiz olarak iki ana gruba yarılır. Gözün en kuvvetli ata
merceği olan korneanın yuvarlak olması gerekirken oval ya da yamuk
olması şeklinde özetlenebilir.

Bu şekilde nesnelerin görüntüsü görme noktası üzerine düşer, ancak bu
görüntü oval ya da yamuk görüntüdedir. Aynı cismin bir kısmı net, bir
kısmı bulanık olarak görünür. Beynin düzeltme mekanizmaları bozuk olan
kısımları düzeltirken net olanlar bulanıklaşır ve baş ağrısı gelişir.
Astigtamtizma baş ağrısının yaygın sebepleri arasındadır.

Miyop ve hipermetrop ile birlikte görülebilir. Bir gözdeki astigmatı
belirlemek için iki değer kullanılır; 1-Astigmatın yani yamukluğun
büyüklüğü 2-Astigmatın yönü

Büyüklük silindirik camlarla düzeltilir. Yönü ise astigmatın aksi
olarak ifade edilir. Buraya kadar anlatılan astigmat çeşidi kendi
içinde bir düzen içeren bir yamukluk olan düzenli astigmatizmayı
anlatmaktadır. Burada yamulan sadece bir aksta olmaktadır. Buna düzenli
astigmatizma adı verilir. Ancak gözün yapısal özelliği ya da sonradan
geçirilen travma ve enfeksiyon gibi nedenlerle korneada düzensiz
yamuklar gelişebilir.


Düzenli astigmatın tedavisinde birinci kademe tedavisinde ters yönde
yamukluk içeren silindirik mercekler kullanılır. Bu camlar gözden bir
miktar uzak olduklarından görüntüyü bir miktar bozar.

İkinci kademeyse kontakt lensler gelir. Ancak bu lenslerinde gözdeki
yamukluğa uygun özel yapım lensler olması ve uygulama sorunları
nedeniyle çok kolay söylenemez.

Üçüncü kademeyse Excimer Laser - wavefront tedavisi gelir. Burada
korneal yamukluk laser ışınları ile düzeltilir. Düzensiz astigmatın
yalnızca laser tedavisi ile düzeltilme şansı vardır









__________________

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:03 pm

Bilgisayar kullanımına bağlı göz yorgunluğu

Günümüz modern teknolojisinde, ister iş hayatı ister özel hayat olsun,
bilgisayarların yeri ve önemi inkar edilemez. Bu makinelerin faydası
yadsınamamakla birlikte, kullanımları yüksek görsel dikkat
istemektedir. Bilgisayar kullanımına bağlı olarak artan şikayetlerin
büyük çoğunluğu, gözlerle ilgili olanlarıdır.

Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme
kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali
olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle
sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma,
bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri
kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya
grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa
karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.

Sayılan bu belirtilerden bazılarının, bilgisayar karşısında çalışırken
yaşanıyor olması, bilgisayara bağlı göz yorgunluğunu işaret ediyor
olabilir. Belirtilerin görülme sıklığı ve şiddeti, kişiye bağlı
sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına
göre de değişiklikler gösterecektir. Bu bağlamda, bilgisayar
kullanımının gözlerde yarattığı problemlerden ve çözüm önerilerinden
bahsetmek faydalı olacaktır.

Bahsedilen yorgunluk belirtilerini kendisinde hisseden kişi ilk olarak
muayenesini yaptırıp, göz sağlığı hakkında bilgi edinmelidir; çünkü bu
belirtilerin en büyük nedeni gözlerdeki kırma kusurudur (gözlük veya
lens takmayı gerektirecek numara bozukluğu). Miyopi, hipermetropi,
astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak bunların
gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi bu konudaki ilk aşamadır.
Ayrıca halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının
yetersiz kalması da göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk
arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu
anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı insanların gözlerini
bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya
bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık
eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz
bilgisayar karşısında bozulmaz.

Yakın objelere bakarken gözlerde meydana gelen uyum değişiklikleri, tıp
dilinde akomodasyon olarak adlandırılır. Uzaktaki cisimden yakın bir
cisme bakıldığında, gözlerdeki birtakım küçük kaslar kasılarak, kristal
lens dediğimiz göz içindeki merceğin çapını değiştirir, böylece gözler
yakına uyum sağlamış olur. Farklı uzaklıktaki objelerin her an net
görülebilmesi, ancak bu bahsettiğimiz akomodasyon mekanizmasının
sorunsuz çalışabilmesiyle mümkündür. Mekanizmada yetersizlik oluşursa,
bilgisayar monitöründeki objelere ve/veya uzaktaki cisimlere bakarken
kısa veya uzun süreli geçici bir bulanık görme hali oluşur. Normal
şartlarda gözler, yakından uzağa ( veya uzaktan yakına) yarım saniye
içerisinde uyum sağlarlar, yani yakın objeye bakarken birden uzaktaki
cismi seçmek ve onu net algılamak bu süreyi geçmemelidir. Eğer bu süre
uzarsa uyum mekanizmasında yetersizlik söz konusudur. Bu durum göz
yorgunluğu ve baş ağrısına yol açacaktır, tedavisinde gözlükler
kullanılmaktadır.

Akomodasyon (uyum) mekanizması, 40 yaşından sonra insanlarda doğal bir
süreç olarak yetersiz olmaya başlar ve 60 yaşlarında tam yetersizlik
gelişir. Bu duruma presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme bozukluğu) adı
verilir. Tedavisi yakın okuma gözlüğüdür ve genellikle 35-40 cm’ lik
yakın okuma mesafesine göre ayarlanarak verilir. Ancak bilgisayar
karşısında çalışırken monitörler genellikle 70- 75 cm uzakta bulunur,
bu mesafeyi net görmek için ikinci bir yakın gözlük edinmek yararlı
olacaktır, çünkü esas yakın gözlüğüyle monitöre bakmak, mesafe
uygunsuzluğu nedeniyle gözleri yoracaktır.

Bilgisayarlarda ekran özellikleri, gözleri etkileyen diğer bir önemli
faktördür. Çalışmalar sonucu anlaşılmıştır ki, gözler monitöre
baktığında tam bir kilitlenme (yani tam bir ekrana uyum)
sağlanamamakta, yukarda bahsettiğimiz küçük göz kasları sürekli kasılıp
gevşemekte ve kristal göz merceği devamlı şekil değiştirmektedir; bunun
anlamı gözlerin ekrana tam odaklanamamasıdır, tabii ki sonucunda göz
yorgunluğu şikayetleri başlayacaktır. Bu sebeple, göz sağlığı
açısından, kullanılan ekranlar yüksek çözünürlü ve düşük parlaklık
oranlı olmalıdır, büyük ve daha gelişmiş teknoloji ürünü ekranlar (LCD)
en sorunsuz ekran tipleridir. Koruyucu filtre kullanılması hem
yansımayı azaltır, hem de düşük bir oranda da olsa monitörden yayılan
radyasyonu süzer. Teknik bir bilgi olarak, 14’’ lik monitörlerin, yeni
teknoloji ürünü düşük radyasyonlu büyük monitörlere oranla on kat daha
fazla radyasyon yaydığını burada vurgulayalım.

Gözlerde kuruma hissi, bilgisayar kullanıcılarının en sık karşılaştığı
sorundur; yanma, batma, kaşınma, göz yaşarması ve kızarma ile kendini
belli eder. Bu durum kontakt lens kullananlarda daha belirginleşir,
sebebi lensin doğallığını koruyan gözyaşı tabiatının monitör karşısında
değişmeye başlamasıdır. Gözdeki kuruma hissinin en büyük sebebi,
monitöre bakarken normalin 1/3’ üne inen göz kırpmalarıdır, çünkü insan
yakındaki bir objeye dikkatini verdiğinde refleks olarak daha az göz
kırpmaya başlar. Gözkapakları her kırpmada gözyaşını kornea dediğimiz
saydam tabakaya yayıp, oksijenlenmesini, nemlenmesini ve beslenmesini
sağladıkları için, az kırpıldığında gözler kuru kalacak ve batmaya
başlayacaktır. Diğer bir sebep monitörün göz hizasının üzerinde
bulunmasıdır, bu durumda gözler yukarı doğru bakacağından kapaklar daha
açılmış kalacak, bu da göz yaşının buharlaşmasını arttırarak kurumaya
yol açacaktır. Ayrıca, çalışma ortamındaki havalandırmanın nem oranının
yüksek olması ve havalandırmanın direk göze doğru gelmesi de gözlerde
kurumaya yol açabilecektir. Bilgisayar kullanırken, sayılan bu
etkenlerden gözlerin kurumasını önlemek için, göz kırpma sayısını
bilinçli olarak arttırmak, belirli aralıklarla uzağa bakarak göz kırpma
refleksini normale döndürmek alınacak önlemler arasındadır. Monitörü
göz hizasının altına yerleştirmek gerekir, bunun ayarı monitörün üst
kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak
yapılabilir. Bu önlemlerle geçmeyen göz kuruması, suni gözyaşı
damlalarıyla tedavi edilmek durumundadır.

Gözlerimizde, fazla ışığın içeri girmesini ve gözü rahatsız etmesini
engelleyen bir mekanizma bulunmaktadır. Aşırı parlak bir ışık bu
mekanizmayı otomatik olarak devreye sokar ve gözün daha fazla çalışarak
efor sarf etmesine neden olur. Bunun uzun sürmesi durumunda gözler
yorulacak, bu aşırı ışıklı ortamdan rahatsız olduğunu, yorgunluk
belirtilerini ortaya çıkararak anlatmaya çalışacaktır. Çalışma
ortamında direk göze gelen bir ışık kaynağını ortadan kaldırmak
gerekir, pencereden sızan ışığın arkaya alınması da gözleri
rahatlatacaktır. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından
monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlanması gerekir.
Ayrıca monitörün kontrast ve parlaklık ayarının da uygun bir şekilde
ayarlanması yerinde olacaktır, ekran zemin renginin açık, yazı
karakterlerinin ise koyu renklerde tercih edilmesi gözlerin
zorlanmasını önleyecektir.

Bilgisayar karşısında çalışırken, gözlerin sağlığını korumanın en güzel
yolu, onları sık sık dinlendirmektir. Her yarım saatte bir ara vermek,
birkaç saniye kapalı tuttuktan sonra uzaktaki bir objeye bakıp gözleri
rahatlatmak yeterlidir. Çalışma masası ve sandalyesinin ergonomi
kurallarına uygunluğu vücudu da rahatlatacaktır. Uzun süreli
çalışmalarda, saat başı yapılacak basit vücut egzersizleri, diri
kalmaya yardımcı olacaktır.
Op.Dr. Özcan Karakurt

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:04 pm

,Çocukluk çağı göz hastalıkları

PEDİATRİK OFTALMOLOJİ

Doç Dr Süheyla Köse

SEMPTOMATOLOJİ

Eriţkinlerle iliţkili pek çok muayene metodu ve oküler bozukluk
çocuklar içinde geçerlidir. Ancak çocuklarda muayene ve bazı
patolojiler özellik gösterir. Muayene erişkinlerde olduğu gibi
kolaylıkla uygulanamaz. Sağlıklı muayene edilemeyen bebeklerin
inhalasyon anestezisi altında değerlendirilmeleri gerekir. Pediatrik
rutin muayenede öncelikle görme fonksiyonu ve oküler bütünlük
değerlendirilmelidir. Muayeneye getirilen bir bebekte görme
fonksiyonları bakılmalı, korneanın boyutu ve berraklığı incelenmeli,
pupil ışık reaksiyonları izlenmeli, başın pasif olarak çevrilmesine
cevaben göz hareketleri incelenmeli, gözlerde kayma olup olmadığı
saptanmalı (Hirschberg testi), ve oftalmoskop ile fundus muayenesi
yapılmalıdır.

Görme keskinliğinin değerlendirilmesi:

Görme keskinliği her iki gözde ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çocuğun
diğer gözü ile gizlice bakması engellenerek görme alınmalıdır. İki yaş
altındaki çocuklarda görme keskinliği, çocuğun ışığa fiksasyonu,
objeleri takibi, pupil ışık reaksiyonu, Teller keskinlik kartları
(tercihli bakış testleri), VEP ve optokinetik nistagmus gibi muayene
yöntemleri ile saptanabilir. Üç yaş ve üzerindeki çocuk koopere
olabilir, bu nedenle Allen kartları, E harflerinin yönleri veya bebek,
at gibi resimlerin gösterilmesi ve çocuğun cevabı ile subjektif olarak
görme keskinliği saptanabilir.

Çocukta önemli bazı klinik görünümlerin ayırıcı tanısında aşağıdaki patolojiler düşünülmelidir.

Bulanık korneaya neden olan patolojiler; Bulanık ve ödemli bir kornea
varlığında konjenital glokom, Descemet membranında yırtılmaya yol açan
travma, mukopolisakkaridozlar (Hurler, Schei, Morguio vs...),
mukolipidozlar, interstisyel keratit araştırılmalıdır.

Göz yaşarması: Sulanan ve yaşaran bir göz varlığında konjenital glokom,
dakriostenoz, konjonktiva ve korneaya ait enfeksiyonlar, yabancı
cisimler düşünülmelidir.

Büyük kornea: Kornea çapının normalden büyük olması durumunda
konjenital glokom (göz içi basıncı yüksektir), ve megalokomea (göz içi
basıncı normaldir) ayırdedilmelidir.

Fotofobi: Işıktan çok rahatsız olduğu gözlenen bebekte keratit, konjenital glokom, üveit gibi durumlar araştırılmalıdır.

Yenidoğan döneminde kırmızı göz: Bu durumda da konjonktivit, keratit, yabancı cisim düşünülmelidir.

Beyaz pupilla (Lökokori, resim): Bebek ve çocuklarda pupillanın beyaz
görülmesi genel olarak lökokori adını alır, ciddi bir araştırma ile
ayırıcı tanı yapılamsını gerektirir.

Retinoblastom, katarakt, retina dekolmanı, şiddetli arka uveit,
prematür retinopatisi, persistan hiperplastik primer vitreus, retinal
displazi, Coats hastalığı gibi patolojiler lökokoriye yol açabilir.
Bunların arasında en önemlisi, bebeklerde en sık malign göz içi tümörü
retinoblastomdur.

Proptozis: Gözün öne doğru yer değiştirmesi şeklinde bir görünüm
rabdomyosarkom, orbital sellülit, orbita psödotümörü, optik sinir
gliomu, retrobulber kanama, nöroblastom, lenfoproliferatif hastalıklar
düşündürmelidir.

KONJENİTAL VE NEONATAL ENFESİYONLAR

1) Konjenital toksoplazmozis: Oküler toksoplazmozis lezyonlarının büyük
bir çoğunluğu konjenital enfeksiyonlara bağlıdır. Oküler lezyonlar,
nadiren erişkin dönemde primer bir enfeksiyon sırasında ortaya
çıkabilir. Karakteristik lezyonu fokal nekrotizan bir retinittir. Tek
olabilir veya küçük kümeler halindedir. Genellikle arka kutupta yer
alır. Konjenital toksoplazmozisin klasik bulguları fokal nekrotizan
retinit, intrakranial kalsifikasyon ve hepatosplenomegalidir. Ciddi
olarak etkilenen çocuklarda arka segmentte yoğun inflamasyon, katarakt,
şaşılık, mikroftalmi görülür. Hafif etkilenen olgularda sadece küçük
retina skarları ve pozitif serolojik testler kalabilir. Tedavide bir
veya daha fazla antitoksoplazmik ajanın kombinasyonu (Sulfadiazin,
primetamin, klindamisin, tetrasiklin) ve bazen kortikosteroidler
kullanılır.

2) Konjenital sifiliz: Penisilinin kullanımı sifiliz olgularını
azaltmıştır. Buna rağmen son yıllarda sifiliz, geri dönüş yapmaya
başlamıştır ve 1988'de sifilize ait oranlar 40 yıl içindeki en yüksek
seviyelerine ulaşmıştır.

- Erken konjenital sifiliz: Anne karnında etkilenen bebekte hayatın ilk
2 yılında, deride vezikül veya püstüller, mükoz membran tutulumu
(konjonktivit), kemik, diş deformiteleri, periostit, generalize
lenfadenopati, hepatosplenomegali, hiperbilirubinemi, anemi ve gözde
korioretinit ortaya çıkar.

- Geç konjenital sifiliz: 2-15 yaşları arasında optik atrofi, pupiller
anomallikler ve interstisyel keratit bulguları ile ortaya çıkar.

3) Konjenital rubella sendromu: Gebeliğin ilk aylarında rubella
enfeksiyonu geçiren annelerin yaklaşık % 50'sinin çocuklarında
malformasyonlar görülür.

Oküler bulgular olarak katarakt, mikroftalmi, glokom, korneal
bulanıklık (glokom olmadan), arka kutupta tuz-biber manzarası şeklinde
benekli retinit görülebilir. Oküler olmayan bulgular olarak da
konjenital kalp hastalıkları, sağırlık eşlik edebilir.

Etkilenen bebekler 2 yaţa kadar virüsü aktif olarak yayarlar.

4) Diğer enfeksiyonlar (Sitomegalo virus)

OFTALMİA NEONATORUM

Hayatın ilk bir ayı içerisinde görülen konjonktival enfeksiyonlara
oftalmia neonatorum denilmektedir. Enfeksiyon, doğum esnasında anne
servix ve vaginasından bebeğe bulaşır.

- Kimyasal konjonktivit: % 1'lik AgNO3'a bağlı olarak ortaya çıkar.

- Gonokokal konjonktivit: Doğumdan sonra 1-3. günler arasında hiperakut
pürülan konjonktivit şeklinde ortaya çıkar. Konjonktivada membranlar
oluţur. Tedavide, topikal ve sistemik penicillin (50.000 Ü/Kg) 7 gün
veya tek doz cefotaxime 100 mg/kg i.m. etkilidir.

- Herpes simpleks konjonktiviti: Genellikle 5-7. günlerde ortaya çıkar.
Seröz eksudasyon vardır. Blefarokonjonktivit ţeklindedir. Bazen keratit
de görülebilir.

- Klamidyal konjonktivit: Neonatal konjonktivitin en sık nedenidir.
5-14. günler arasında ortaya çıkar. Mukopürülan bir sekresyon vardır.
Konjonktival reaksiyon papillerdir. Tedavide, topikal tetrasiklin +
oral eritromycin 25 mgr/kg etkilidir.

- Basit bakteriyel konjonktivit: En sık Staf. aureus etken olarak
saptanır. İlk bir ay içerisinde herhangi bir zamanda ortaya çıkar.
Pürülan sekresyon vardır. Tedavisi antibiyotikli damla ve pomadlarla
yapılır.

Oftalmia Neonatorumun önlenmesi: Özellikle gonokoksik ve klamidyal hastalığın profilaksisi şu şekildedir:

a) Eritromisin pomad % 0.5 (Ülkemizde yok)

b) Tetrasiklin pomad % 1 (Terramycine pom)

c) Gümüş nitrat % 1 solüsyonundan bir tanesi doğumdan sonra ilk 1 saat içinde uygulanmalıdır.

ÇOCUKLUK ÇAĞI ENFEKSİYONLARI

1) Orbital Sellülit: Orbital septum önünde, arkasında veya hem ön hem
arkada enfeksiyon olabilir. Etyoloji genellikle stafilokok, streptokok
ve 5 yaş altında hemofilus influenzadır. Kapak enfeksiyonlarına
sekonder (örn; akut hordeolum) cilt laserasyonu, böcek ısırması, sinüs,
kese ve diş enfeksiyonlarına sekonder, travma veya cerrahi sonrası
ortaya çıkar. Orbital sellülit yaşamı tehdit edebilen bir enfeksiyon
olduğundan hastaların hastaneye yatırılarak acil tedavisi gerekmektedir.

2) Toksokara kanis: Nematod enfestasyonudur. Pika sendromunda görülür.
Oküler lezyon, sistemik enfestasyonun geç bir sekeli gibidir. Gözde,
arka kutup granülomu veya kronik endoftalmi tablosu görülür. Ülkemizde
sık değildir.

GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR

1) Lakrimal drenaj sisteminde anormallikler: Lakrimal kanal tıkanıklığı (dakriostenoz), dakriosistit, konjenital dakriyosel

2) Ptozis: Pupiller alanı kapatan ptozislerde ambliyopi gelişimini önlemek için erken cerrahi tedavi yapılmalıdır.

3) Optik fissür boyunca klobomlar (iris kolobomu, koroid kolobomu gibi)

4) Optik sinir anomalileri (Kolobom, optik pit, miyelinli sinir lifleri gibi)

5) Maküler hipoplazi

6) Ön kamara disgenezisi (konjenital glokom)

7) Hyaloid sisteme ait patolojiler: Embryoda hyaloid damar optik
sinirden çıkar, vitreus içinden geçer ve gelişmekte olan lensi besler.
Doğumda bu sistem geriler ve kaybolur. Bazen kalıntılar olabilir,
Bergmeister papillası adını alır. Hyaloid sistem hiç gerilemez ve optik
sinirle lensin arka yüzü arasında glial doku kalırsa göz normal şekilde
gelişemez. Mikroftalmi ve beraberinde katarakt, glokom görülebilir. Bu
klinik tablo Persistan Hiperplastik Primer Vitreus (PHPV) olarak
adlandırılır.

ÇOCUKLUK ÇAĞI TÜMÖRLERİ

1) Retinoblastom: Çocuklukta en sık görülen malign göz içi tümördür.
Tedavi edilmez ise yaşamı tehdit eder. Otozomal dominant olarak
kalıtsal veya sporadik ortaya çıkar. Ailede retinoblastom öyküsü var
ise genetik danışmanlık önemlidir. Hastada bulgular genellikle ilk üç
yaş içinde ortaya çıkar. En sık görülen ilk bulgu lökokoridir. Diğer
bir ortaya çıkış şekli ise şaşılıktır. Bazen intraoküler inflamasyon,
glokom veya proptozis ile karşımıza çıkabilir. Muayenede tümör retinada
tek veya multifokal, düz, pembe ve yuvarlak kitle şeklinde görülür.
Retinanın dışına (ekzofitik) veya içine (endofitik) büyüme olur. Tümör
en sık kemik iliğine ve optik sinir aracılığı ile santral sinir
sistemine metastaz yapar.

Tedavi: Küçük, çok yaygın olmayan tümörlerde radyoterapi, daha ileri olgularda ise enükleasyon uygulanır.

2) Diğer Tümörler:

- Rabdomyosarkom: En sık primer malign orbita tümörüdür.

- Nöroblastom, optik gliom, medulloepitelyom (diktiyom)

- Lösemi, juvenil ksantogranülom

- Hemanjiom: Genellikle göz kapakları üzerinde lokalize, pembe kırmızı
renkte kitle şeklindedir. Kitle gözü kapatarak ambliyopi
oluşturabilir.Bu nedenle takibi gerekir. Tümör ilk 1 yaş içinde büyür,
daha sonra spontan olarak küçülür. Görmeyi engelleyen lezyonlarda
intralezyoner steroid enjeksiyonu başarılı sonuçlar verir. Göz kapalı
olsun veya olmasın çocuğa erken yaşta refraksiyon muayenesi yapılması
gereklidir. Tümör basısı astigmata ve ambliyopiye neden olabilir.

- Dermoid kist: Orbitada herhangi bir yerde lokalize, lastik gibi sert,
deri altı kitle şeklindedir. Yavaş büyür ve çevre dokulara hasar
verebilir. Bu nedenle cerrahi eksizyonu gereklidir.

PREMATÜR RETİNOPATİSİ

Prematüre bebeklerde, aşırı oksijen verilmesi ile ortaya çıkan bir
klinik tablodur. 1940-1950'lerde çocuklardaki körlüğün önde gelen
nedenlerindendi. Oksijen etyolojik faktör olarak bulunduktan sonra
prematür retinopatisi giderek azaldı. Normal retina gebeliğin son
yarısında optik diskten perifere doğru tedricen damarlanır ve son
olarak temporal perifer, doğumdan kısa bir süre sonra damarlanır. Bebek
ne kadar erken doğarsa damarlar o kadar az gelişmiş olur. İnkomplet
vaskülarize temporal retina, oksijen hasarına en duyarlı bölgedir. Bu
bölgede oluşan yeni damarlar ve fibrotik doku vitreus içerisine
ilerleyerek ve retinal çekinti oluşturarak retina dekolmanına yol açar.
1500 gramdan daha düşük ağırlıkla doğan prematüre bebeklerin 4
haftalıktan başlayarak damarlar ora serrataya ulaşıncaya kadar her 2-3
haftada bir muayene edilmeleri gerekir.

Tedavi: Krioterapi, vitreoretinal cerrahi

ÇOCUKLARDA KATARAKT

Herediter olarak veya bazı metabolik hastalıklarla (galaktozemi, Fabry
hastalığı, Lowe sendromu gibi) beraber ya da intrauterin bazı
enfeksiyonlara sekonder (Rubella, toxoplazma, sitomegalovirüs
enfeksiyonları) katarakt gelişimi görülebilir. Ayrıca travmaya bağlı
katarakt gelişimi de çocukluk döneminde sık görülür.

Tedavi: Cerrahi olarak opak lensin uzaklaştırılması ve uygun refraktif
düzeltmenin yapılması gereklidir. Beş yaşın altındaki olgularda
intraoküler lens konulamadığı için hastaya gözlük veya tek taraflı afak
ise kontakt lens önerilmelidir.

ÇOCUKLARDA GLOKOM

Doğumda veya doğumdan sonraki aylarda iridokorneal açıdaki gelişimin
kötü olması sonucu göz içi basıncında artış ile karşımıza çıkar. Bir
veya iki gözde sulanma, fotofobi, bulanık kornea ve kornea büyümesi
klasik bulgulardır. Daha ileri olgularda buftalmus adı verilen ileri
derecede göz büyümesi vardır. Göz içi basınç yüksekliğine bağlı olarak
optik sinirde de hasar gelişir. Kornea opasitesi ve optik sinir hasarı
gelişmeden tedavi yapılması önemlidir. Tedavi cerrahidir.

ÇOCUKLARDA RETİNA HASTALIKLARI

1. Retina Dejerenesansları: Leber'in konjenital amorozu, retinitis pigmentoza, koroideremi

2.Maküla Dejeneresansları: Best vitelliform distrofi, Stargardt dejeneresansı,

3.Vitreoretinal Dejeneresanslar: Jüvenil retinoskizis, Goldmann-Favre Sendromu, Stickler, Wagner dejeneresansı

4.Coats Hastalığı: Retinal kan damarlarındaki anevrizmal dilatasyonlar
sızıntı ve eksudaya neden olur. Erken dönemde periferik damar
anomalileri krioterapi veya fotokoogülasyon ile tedavi edilir. Retina
dekolmanı geliştikten sonra tedavi güçtür. Lökokori oluşturur.
Retinoblastomdan ayırt edilmesi önemlidir


_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:04 pm

Retina yırtılması (dekolman)

Retina gözün arka kısmında ışığı hissetmemizi sağlayan ve görüntüleri
beyine ileten sinir tabakasıdır. Göz basitce kamera gibidir. Ön
kısımdaki lens görüntüyü retinaya odaklar. Retinada kameranın
arkasındaki film gibidir.
Retina dekolmanı nedir?

Retina dekolmanı retinanın normal pozisyonundan çekilmesiyle oluşur.
Retina yerinden ayrıldığında çalışamaz. Görme bozulur. Retina dekolmanı
çok ciddi bir sorundur ve tedavi edilmezse kesinlikle körlükle
sonuçlanır.

Retina dekolmanının nedeni nedir?

Vitreus gözün ortasını dolduran şeffaf bir jeldir. Yaşlandıkça vitreus
retinayı yapışık olduğu yerlerden çekebilmektedir. Genelde vitreus
retinadan sorunsuz bir şekilde ayrılır. Ancak bazı durumlarda retina
bir veya birkaç yerden yırtılır. Bu yırtık yerinden sıvı girmeye başlar
ve retinayı bulunduğu yerden ayırır. Aşağıdaki durumlar dekolmana neden
olur.

Myopi

Daha önce geçirilmiş katarakt cerrahisi

Glokom

Ağır göz travması

Diğer gözde daha önce meydana gelmiş retina dekolmanı

Ailede retina dekolmanı hikayesi

Göz doktorunuzca retinada zayıf yerlerin bulunması

Retina dekolmanının belirtileri nelerdir?

Işık çakmaları

Yeni oluşan uçuşmalar

Görme alanınızda gri bir perdenin hareket etmesi

Belirli bir alanı görememe. (yırtığın yerine göre baktığınız cismin alt veya üstünü görmemeye başlarsınız)

Görmenin tamamen kaybı


Bu belirtiler herzaman dekoman demek değildir, ancak en kısa sürede göz doktorunuza muayene olmanız gerekmektedir.

Tedavisi nasıldır?

Retinal yırtıklar: Genelde lazer veya kryoterapi (dondurarak) ile
yapılır. Retina bu yöntemlerle arkasına yapıştırılır. Bu işlemler
ayaktan poliklinik ortamında yapılabilmektedir. Bazı duruklarda yırtık
takipde edilebilmektedir.

Retina dekolmanı: Hemen hemen tüm vakalar ameliyat olamak zorundadır.

Pnomotik Retinopeksi: Vitreus içine gaz baloncuğu verilir ve baş belli bir pozisyonunda tutulması istenir.

Sörklaj: Gözün çevresine elastik bir bant sarılır ve sıkılır. Retina
altındaki sıvı drene edilir ve retina yatıştırılmaya çalışılır.

Vitrektomi: Retinayı çeken vitre alınır ve yerine hava verilir. Bu hava
zamanla vücut sıvılarınca doldurulur.Bazen sörklaj ile beraber yapılır.

Ameliyattan sonra nelere dikkat etmem gerekir?

Belli bir süre gözde ağrı olabilir. Gözünüz bir süre kapalı
tutulacaktır. Göze hava verildiyse belli bir süre yüzükoyun yatmanız
gerekebilir.

Baloncuğun tamamen kaybolduğu söylenene kadar kesinlikle uçak yolculuğu yapmayın!

Dekolmanda ikinci bir ameliyatta gerekebilir. Retina ameliyatta tam
olarak yatıştırılmadıysa zamanla retina canlılığını kaybedecek ve görme
azalacaktır. Görmenin düzelmesi ameliyattan sonra aylar sürebilir.
Ancak bazı hastaların görmesi düzelmiyecektir.

Dekolman ne kadar ileri seviyedeyse ameliyattan sonra başarıda o kadar
düşük olacaktır. Bu yüzden bulguları fark edince gecikmemek önemlidir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:06 pm

Wave Front Teknolojisi

Son zamanlarda medyada ve dolayısıyla hastalar arasında çok konuşulan iki konu var :

Wave Front Teknolojisi
Kartal Gözü
Önce isterseniz bir örnek vererek lazer teknolojisinin bir adımı olan wave front teknolojisinden bahsedelim :
Karşınızda gördüğünüz bir cismin görüntüsü gözünüzde :

önce en öndeki kornea tabakasından,
sonra ön kamara dediğimiz içi aköz hümör adındaki bir sıvı ile dolu olan bölgeden,
üçüncü olarak lens dediğimiz ve ileride yaşlılarda kataraktın geliştiği mercekten,
dördüncü olarak gözün tam ortasındaki vitre cismi adı verilen jelatinimsi sıvıdan geçerek
en arkadaki retina (ağ tabaka) ya yansır.
Bu yansıtıcı ortamların herhangi birindeki milimetre, hatta mikron
(yani milimetrenin binde biri) düzeyindeki bozukluklar resmin retinaya
doğru olarak yansımasını engeller. Bu nedenle bazen cisim ile
gördüğümüz cisim arasında farklar oluşur. İşte bu küçük farkları
ortadan kaldırabilmek için wave front teknolojisi geliştirilmeye
çalışılmaktadır; bu teknolojide gözün beş tabakasından geçerek gelen
ışın demeti tekrar beş tabakadan geri döndüğünde bir ekranında
toplanarak bilgisayar tarafından yorumlanır ve tüm hataları
düzeltilmeye çalışılır. Böylece oluşacak görüntünün tüm hatalardan
arındırılmış pırıl pırıl bir görüntü olması arzulanır. Ama acaba
hakikaten öyle bir görüntü oluşmakta mıdır veya oluşabilecek midir ?
Bugünkü wave front teknolojisi uygulanarak yapılan ekzimer lazer veya
LASİK müdahaleleri mutlaka direkt uygulanan lazer teknolojisinden daha
iyi sonuç vermektedir. Fakat daha alınması gereken çok uzun bir yol
vardır. Çünkü, görüntü yukarıda sıraladığım beş ortamdan geçip tekrar
geri döndüğünde her ortamdaki küçük hatalar bir sonraki ortamdaki
hatalarla birleşerek geometrik yanlışlara neden olabilmektedirler. Bu
nedenle wave front teknolojisi şu anda herkese önerilecek bir teknoloji
değildir. Ama eğer daha önceden sonucu kötü olan bir ekzimer lazer
uygulaması geçirmişseniz, mutlaka wave front teknolojisi ile eski laser
uygulamasındaki hataların düzeltilmesi gerekir. Ayrıca unutulmaması
gerekir ki, wave front teknolojisinde her hasta için ayrı bir
bilgisayar kartı kullanıldığından dolayı bu teknoloji ile uygulanan
lazer müdahalesinin maliyeti klasik uygulamanın hemen hemen iki
mislidir.


Acaba Kartal Gözü nedir ?

Bildiğiniz gibi kartallar çok yükseklerde uçarken, yerdeki küçük
varlıkları bile fark ederek avlarlar. Bu nedenle wave front teknolojisi
ile insan gözünün kartal gözü gibi keskin olabilmesi hedeflenmiştir.
Ama hakikaten bu gerçekleşebilir mi ?

Her şeyden önce iki konuya açıklık getirmek gerekir:

Gözü bozuk olan bir insanın gözlük numarası ile görme keskinliği aynı şey değildir.

Örneğin, - 2.00 D miyop olan bir hastanın görme keskinliği gözlüksüz %
10, gözlükle genelde % 100’dür. Yani, bizler LASIK sonrası hastamızın
görme keskinliğinin gözlük kullanmadan % 100’e ulaşmasını bekleriz.
Bazen bu oran % 90’da kalabilir. İşte wave front teknolojisi
uygulanarak kartal gözü görmesi arzulanan kişinin görme keskinliğinin %
150 - % 200 lere erişmesi yani, normal görme keskinliğinin çok üstüne
çıkması beklenir. Halbuki, şu ana kadar wave front teknolojisi
uygulanan hastalarda, LASIK öncesi görmesi % 100 olan kişinin LASIK
sonrası görmesi % 90 - % 120 arasında kalmaktadır. Demek ki, kartal
gözü dediğimiz görüntüye ulaşabilmek için daha çok araştırma ve çalışma
yapılması gerekmektedir. Bu nedenle siz değerli hastalarımızın wave
front teknolojisi ve kartal gözü sözlerine pek fazla güvenmemizi
önerir, LASIK yapacak doktorunuzdan yukarda açıklamaya çalıştığım
konularda izahat almanızı sağlık veririm.


--------------------------------------------------------------------------------

Lazer' in Gözde Diğer Kullanım alanları


Lazer gözün diğer hangi hastalıklarında kullanılmaktadır ?

Argon ve Kripton Lazerler daha çok şeker hastalarının retinasında
oluşan yeni damar oluşumları ve kanamaları yok etmek için kullanılır.

YAG Lazer ise katarakt ameliyatı sonrasında bir kalıntı mevcutsa bunu yok etmek için kullanılır:
bu nedenle halk arasında yanlışlıkla Lazer ile katarakt ameliyatı olarak nitelendirilmektedir.

Argon ve YAG Lazerler aynı zamanda bazı glokom ( Göz tansiyonu = Karasu
) tiplerinde tedavi amacıyla ayrı ayrı veya beraberce
kullanılmaktadırlar.

Helium Lazer ise hipermetropları düzeltmek için kornea yakılarak tekrar
şekillendirilmesinde kullanılmıştır; fakat sonuçları pek yüz güldürücü
değildir.

Karbon Lazer ise diğer deri ve estetik cerrahi dallarında olduğu gibi
göz kapaklarının estetik bozukluklarında kullanılmaktadır. Böylece
kırışıklıkların büyük bir kısmı tedavi edilebilmektedir..

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:07 pm

Gözün kırma kusurları
Gözün kırma kusurları Miyop, Hipermetrop, Astigmat, Presbiyopi hastalıklarıdır.

Miyop:
Korneanın bombeliğinin fazla öne doğru olması ya da göz boyunun
normalden uzun olması sonucu,kornea ve göz merceğinde kırılan ışık
ışını tam olarak retina üzerinde değil,retina önünde odaklaşır .Yani
görüntü retina önünde oluşur bu da uzaktaki cisimlerin net olarak
görülememesine neden olur.

Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun
tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de
düzeltilebilir.

Hipermetrop:
Korneanın bombeliğinin öne doğru az olması ya da göz boyunun normalden
kısa olması nedeniyle,kırılan ışık ışınları retinanın üzerinde
değil,arkasında odaklaşır.Yani görüntü retina arkasında oluşur.Bu da
yakındaki cisimlerin net görülememesine neden olur.

Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun
tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de
düzeltilebilir.

Astigmat:
Net bir görüş;pürüzsüz ve her eksende aynı kaviste bir korneayla
mümkündür.Kornea nın belli bir eksende daha fazla ya da daha az kavisli
olması ışık ışınlarının, her yönde aynı derecede kırılmamasına neden
olur.Bu da astigmat dediğimiz göz kusuruna neden
olur.Astigmatta;görüntünün bir kısmı retina önünde,bir kısmı retina
üzerinde,bir kısmı da retina arkasında oluşur.Bu durum baş ve göz
ağrılarına yol açabilir.

Tedavi:Gözlük,kontakt lens kullanılarak giderilebildiği gibi doktorun
tavsiyesi ve hastanın tercihine göre ileri lazer teknolojisiyle de
düzeltilebilir.

Presbiyopi:
Sağlıklı bir gözde,uzağa bakarken göz merceğine çok iş düşmez.Ama
yakına bakarken,göz merceğinin bombeliği artıp azalarak,yani zoom
yaparak normal bir görüş sağlanır.Presbiyopi ; yaşın ilerlemesiyle
ortaya çıkan , göz merceğinin bu esnekliğinin azalması ve zoom
yeteneğini kaybetmesi durumudur.Bunun sonucu olarak kişi yakını net
göremez.40 yaşından itibaren okuma güçlüğüyle kendini gösteren bu
rahatsızlık,yaşın ilerlemesiyle gittikçe artar.

Tedaviiresbiyopi,yaşamımızın doğal sürecinin bir sonucudur.Bu nedenle
miyop,hipermetrop ve astigmat gibi lazer ile tedavisi söz konusu
değildir. Gözlükle düzeltilir.Presbiyopi,'okuma gözlüğü' kavramının
hayatımıza girişinden sorumludur.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:08 pm

Keratakonüs
Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken
korneanın bu bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır.Yani,
Keratakonüs:Konik şekilli kornea demektir.
Normalde kubbemsi,yuvarlak bir şekle sahip korneanın,konikleşmesiyle
görme azalır.Çünkü korneada gelişen bu deformasyon,görme netliğinin ve
kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin düşmesine neden olur.
Kadınlarda daha sık rastlanan bu hastalıkta ilerleyici olarak korneanın
incelmesi söz konusudur.

Belirtileri:
Başlangıçta astigmat denen görme bozukluğu ortaya çıkar.Bu genellikle
miyop-astigmat türündedir.Hastalığın ilerlemesiyle gözün,miyop-astigmat
dercesi de yükselir.Özellikle astigmat çok ilerler.Kornea giderek
konikleşir,incelir,düzensiz bir şekil alır.Bu şekil bozukluğuna paralel
olarak da gelişen astigmat artık, gözlükle düzeltilemez olur.

Nedenleri:
Nedeni bilinmemekle birlikte,genetik bir yönü olduğu saptanmıştır.

Sıklığı:
Ülkemizde bu konuda bir çalışma olmamakla beraber,bu konuda kayıtları
güvenilir olan ülkelerde yapılan araştırmalara göre,toplumda ortalama
2000 kişide bir görülmektedir.Genellikle 15-20 yaşlarında başlar.Seyri
hastadan hastaya değişebilir.Bazen 4-10 yıl ilerle sonra
durabilir.Bazen de hızla ilerler ve görme bozulur.

Tedavisi:
Hastanın dr.'a başvurduğu andaki rahatsızlığın dönemine göre değişik
tedaviler uygulanır.Erken dönemde,hafif miyopi ve astigmatizm söz
konusuysa,gözlükle hasta net görebilir.Ama hastalık ilerlediğinde artık
gözlük işe yaramaz.Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden
faydalanılır.Hastanın görme derecesi yeterli seviyede kaldığı sürece
ameliyata gerek yoktur.Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi
düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir.Artık ameliyat kaçınılmazdır.

Kornea Nakli:
İstatistikler, keratokonuslu gözlerin sadece % 20 sinde ameliyat
gerektiğini göstermiştir.Söz konusu ameliyat,deforme olan kornea yerine
sağlam bir kornea nakledilmesidir.Kornea damarsız bir doku
olduğundan,ameliyat sonrası doku reddi diğer organ nakillerine göre çok
daha azdır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:08 pm

Kolobom coloboma

Kolobom; gözle ilgili herhangi bir oluşumun (göz kapağı, retina,iris
gibi) doğumsal gelişim kusurudur. Genelde yarık şeklinde kendini
gösterir. Gözün embriyolojisinde 4 haftalık fötus evresinde, gözü
oluşturmak üzere ön beyinden çıkıntı yapan parçacık, gözün küresel bir
yapıya dönüşmesi için kendi içine çökerek birleşir. Bu kapanma
(birleşme) kusurları kolobom olarak bilinir. Durumun ağırlığına göre
retina, makula, optik sinir, koroid, lens, iris, kapak kolobomu tekil
olarak veya birkaçı bir arada ortaya çıkabilir. Ancak olay herzaman
gözlerde belirgin bir yarık şeklinde algılanmamalı, göze ait herhangi
bir oluşumun gelişiminin tam olarak tamamlanmadığı şeklinde
algılanmalıdır.

Koloboma neden olarak ailevi geçiş kesin bir neden olarak
saptanmamıştır ancak, hastalıkların belirli kromozomal hastalıklarla
ilgili olduğu bilinmektedir. Schmid Fraccaro sendromu, Trisomy 18 (E-
sendromu) gibi kromozomal hastalıklarda kolobom meydana gelebiir.

Sebebi açıklanamayan tüm doğumsal anomalilerde olduğu gibi, ailevi risk olup olmadığı dikkatlice araştırılmalıdır.

Kolobomun etkileri hastalığın şiddetine ve problemin yerine bağlı olarak değişir. Açıklık genelde gözün alt kısmındadır.

Lens kolobomu; eğer büyükse iris ve koroid tabakada kusurlara eden
olabilir ve retina tabakasında yırtılma meydana gelme olasılığını biraz
arttırır. Şiddetli olgularda, gözün büyüklüğünde azalma meydana
gelebilir. Buna mikroftalmus adı verilir. Ancak mikroftalmus, kolobom
olmadan da meydana gelebilir.

İris kolobomu, pupilde anahtar deliği görünümü verebilir. Merkezi görmede hasar oluşabilir.

Bazı kolobom olgularında, nörolojik ve kromozomal problemler de var
olabilir. Bunlardan birisi son derece nadir görülen CHARGE hastalıklar
grubudur. (C - Coloboma; H - Heart defects (kalp problemleri); A -
Atresia of the choanae (arka burun deliklerinin kapalı olması); R -
Retarded growth and development (büyüme ve gelişme geriliği); G -
Genital hypoplasia (yetersiz cinsel organ gelişimi, inmemiş testis
gibi); E - Ear anomalies (kulak anomalileri)).

Yine küçük göz, fazla parmak ve zeka geriliği koloboma eşlik edebilir.
Görme yeteniğinde azalma, nistagmus, şaşılık, fotofobi ve görme alanı
kaybı hastalarda bulunabilir.

Tedavi

Hastalığın durumuna göre tedavi yöntemleri farklılık göstermektedir.

Retina dekolmanı (ayrılması) durumunda vitrektomiyi takiben lazer
(argon veya kripton) ile retina altta yatan yapılara tutturulur.

İris kolobomunda, kozmetik amaçla kontakt lensler kullanılabilir.

KOLOBOM KONUSUNDA BİR GÖZ UZMANI HEKİME BAŞVURULMALIDIR

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:09 pm

CKontakt lens

Kontakt lenslerin icadı bir asır öncesine kadar uzanmaktadır. Bu
konudaki öncülerden biri olarak kabul edilen August Müller 1889 yılında
yazdığı bir makalesinde, kendi görme bozukluğunu bu lenslerle
düzeltmeye yönelik çabalarından bahsetmiştir. O dönemlerde yeni
denenmeye başlayan kontakt lenslerin, henüz göze uygulanabilecek
özelliklerde üretildiğini söylemek güç olur, Müller şiddetli ağrı ve
bulanık görme sebebiyle lenslerini ancak yarım saat takabiliyordu.

Günümüzde kullanılan kontakt lensler ise, ince, biopolimer adı verilen
çok özel plastik bir maddeden yapılmaktadır. Bu lenslerle miyopi (uzağı
görememe), hipermetropi (yakını görememe) ve astigmatizma gibi hemen
her türlü optik bozukluk düzeltilebilmektedir. Gözün saydam tabakası (
kornea) üzerine yerleştirilir ve kendisiyle bu saydam tabaka arasına
sızan gözyaşına yapışır. Göz kırpılmasıyla lens yavaşça hareket eder,
bu hareketle lensin altına taze gözyaşı girer, bu da kornea tabakası
için gerekli oksijenlenme ve nemlenmeyi sağlar.

İki tip kontakt lens mevcuttur; sert kontakt lensler ve yumuşak kontakt
lensler. Sert lensler ise kendi aralarında gaz geçirgen ve gaz geçirgen
olmayan tip şeklinde iki kısma ayrılmaktadırlar. Gaz (oksijen) geçirgen
sert kontakt lenslerde, direkt lens üzerinden korneaya gaz geçişi
mümkün olduğundan, diğer tipe oranla daha sıklıkla tercih edilmektedir.
Yumuşak kontakt lensler ise daha çok su içerdiklerinden dolayı esnek
bir yapıdadırlar, gaz geçirgen özelliğine de sahiptirler. Lens
kalınlığına ve su içeriğine göre gaz geçirgenliği değişmektedir. Burada
ifade edilen gaz geçirgenliği ifadesi oldukça önemlidir, çünkü kornea
dediğimiz saydam tabakanın sağlıklı olabilmesi için oksijenin bu
tabakaya lens üzerinden sorunsuz geçmesi gerekmektedir. Yumuşak kontakt
lenslerin gece gözde kalacak şekilde uzun süreli kullanımını
önermemekteyiz, çünkü kornea tabakası uyurken gözkapağının arkasındaki
küçük damarlardan besinini ve oksijenini almaktadır. Gece uykusunda
lens takılması bir bariyer etkisiyle korneanın besin almasını
önleyecektir, bu ise göz sağlığı açısından oldukça sakıncalıdır. Her
tür yumuşak kontakt lens mutlaka gece uykusundan önce çıkartılmalı ve
solüsyonunda saklanmalıdır.

Kontakt lens teknolojisindeki ilerlemeler son zamanlarda öyle bir hız
kazanmıştır ki, insanların bu lensler hakkındaki bilgileri gelişmelerin
biraz gerisinde kalmıştır. Halen yaygın olarak inanılan birçok yanlış
düşünce mevcuttur, bu yanlış düşüncelerin üzerinde durmak ve doğru
bilgileri anlatmak faydalı olacaktır.

Birçokları kontakt lens takmaya alışmanın zor olacağını, buna
alışamayacaklarını zanneder. Halbuki kişi karar verdiğinde gözüne lensi
yerleştirmek pek problem yaratmaz, lens takıldıktan birkaç dakika
sonrasında ise artık yumuşak lensler gözde çok az hassasiyet yapmaya
başlayacaktır. Gaz geçirgen sert lenslere alışmak ise biraz daha uzun
zaman almaktadır, ancak günümüzde bazı özel durumlar dışında bu tür
sert lens kullanımı artık tercih edilmemektedir. Yumuşak kontakt
lenslerde uyum süresi birkaç gündür, gaz geçirgen sert lenslerde ise
yaklaşık 2-3 haftadır.

Başka bir yanlış inanış, kontakt lenslerin gözlüğe kıyasla daha az
kullanılışlı olduğu şeklindedir. Halbuki ilk kez lens kullanımında
kişi, gözüne lensi yerleştirme tekniğini öğrenene kadar yavaş ve
dikkatli davranmalıdır, bu teknik kazanıldığında ise artık lensi
yerleştirmek sorun olmaz. Kontakt lenslerin bakımı ve muhafazası için
eskiden birçok solüsyonlar kullanılıyordu ve bu zaman alıyordu.
Günümüzde ise gece uykusunda çıkartılan lenslerin sadece bir çeşit özel
solüsyonda bekletilmesi yeterli olacaktır. İlk birkaç günlük alışma
periyodundan sonra rahatça kullanılan lenslerin, gözlüğe kıyasla çok
daha kaliteli bir görüntü sağladığı şüphesizdir. Gözlüğün dezavantajı
net görüş alanını daraltmasıdır. Gözün yapısına tam bütünlük sağlaması
ve doğrudan gözün üzerine yerleştirilmesi nedeniyle, kontakt lenslerde
görüntü daha net ve görme alanı daha geniştir. Özellikle yüksek
numarası olan kişiler gözlüğe kıyasla kontakt lensle daha iyi boyutta
bir görüş sağlarlar.

Pek çok insan astigmatın kontakt lensle düzelmeyeceğine inanır, ancak
bu da doğru değildir. Gözün kornea dediğimiz ön saydam yüzeyinin
düzensiz olması hali anlamına gelen astigmatizma bir hastalık olmamakla
birlikte çok yaygın bir durumdur, yakında ve uzakta bulanık görme
halidir. Eskiden gaz geçirgen sert lenslerin kullanıldığı astigmatizma
için, günümüzde özel tekniklerle yumuşak lensler üretilmiştir ve
rahatlıkla kullanılmaktadır.

Bazıları ise, lens kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek zorlukları
duyduklarından, kontakt lenslere soğuk bakarlar. Eskiden uygulanan sert
lenslerde birtakım zorluklar yaşanmaktaydı, ancak günümüzde yumuşak
lensler, gözün hava almasını sağlayacak çok özel malzemelerle imal
edilmektedir. Lenslerin gözde doğru yere oturması ve önceden
kesitirilebilir bir şekilde hareket etmesi için özel dizaynlar
kullanılmaktadır. Lens kullanmaya yeni başlayanlarda en sık görülen
şikayetlerden biri kuru göz hissidir. Bu hissi hafifletecek özel
dizaynlar ve lens materyalleri mevcut olduğu gibi, lens takılması
esnasında kullanılan ve gözü nemlendiren özel damlalar da kullanıma
girmiştir. Kontakt lens takılması sırasında ortaya çıkabilecek yan
etkilerin çoğu kendi kendini sınırlayıcıdır; yani lensler kısa bir süre
için gözden çıkarıldığında, bunlar çabucak geçer. Göz doktorunun
talimatlarına uyulduğunda ise, lens kullanımı sırasında çok ciddi bir
komplikasyonun ortaya çıkması son derece nadirdir.

Gözün önüne yerleştirilen ve gözle iyi bir uyum sağlayan kontakt
lensler, yinede bir yabancı cisimdir. Düşük bir ihtimal de olsa gözü
çizebilir, mikrop kaptırabilir. Eğer önerilen süreden daha uzun
takılırsa, saydam tabakada çizilme ve şişme (ödem) yapabilir.
Değiştirilmeden uzun süre kullanılırsa lens üzerinde birikintiler
(depozitler) oluşabilir. Bu birikintilere, lense veya lens temizleyici
solüsyonlara karşı alerji gelişebilir. Çok nadiren lensin gece gözde
kalmasına veya bakımlarının iyi yapılmamasına bağlı olarak ciddi
enfeksiyonlar oluşabilir ve bu durum görmeyi bozabilir. Bahsedilen bu
riskler, gerçekte nadirdir ve göz doktoruna başvurulduğunda tedavileri
oldukça kolaydır.

Kontakt lens uygulayıcılarının, lens kullanım ve bakım kurallarını
eksiksiz uygulaması başarıda mutlaka gereklidir. Konunun uzmanı göz
doktoru tarafından çeşitli göz ölçümleri ve muayenesi sonrasında
alınması gereken kontakt lensler, gözlüğe oranla görmeyi düzeltmede
tercih edilen, uygun ve güvenilir bir alternatiftir. Bazı göz
hastalıkları kontakt lens kullanımını engellemektedir. Gözlerinde sık
sık enfeksiyon olan hastalar, ciddi allerjik göz rahatsızlığı
bulunanlar, gözyaşı azlığı ya da gözyaşı yapı bozukluğu bulunan
kişiler, kontakt lenslere oldukça zor uyum sağlarlar ve bu lensleri
gözlerinde temiz tutabilmeleri de oldukça güçleşir. Bu durumlarda,
hastanın lens kullanıp kullanmayacağına, göz hekimi karar verecektir.

Toparlamak gerekirse; kontakt lenslere alışmak kolaydır, kullanılışlık
ve günlük yaşamda özgürlük açısından gözlüğe kıyasla önemli avantajlar
sunmaktadır. Astigmatizma dahil, hemen her tür görme bozukluğunu
lenslerle düzeltmek mümkündür. Uzmanların tavsiyesine uygun hareket
edilirse, kullanımlarıyla ilgili ciddi problemlerin ortaya çıkma riski
düşüktür. Kontakt lenslerle sağlanan görme gücü, gözlüklerin
sağladığından daha iyidir.

Op.Dr. Özcan Karakurt

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Göz Hastalıkları

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz