SağLık MakaLeLeri..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:21 pm

Güneş yanığı, kansere sebep olabilir

Her yıl tedbirsiz güneşlenme sebebiyle birçok ölüm vakaları ile
karşılaşılıyor. Güneş yanığı belirtileri kısa vadede kendini göstermese
de uzun vadede güneş lekelerine, katarakta, ciltte yaşlanmaya, cilt
kanserlerine ve kırışıklıklara sebep olabiliyor.

Uzmanların belirttiğine göre, güneş yanığı, çok fazla güneşe maruz
kalındığında veya ultraviole ışık kaynağından etkilenildiğinde, vücuda
rengini veren ve ışığa karşı cildi koruyucu özellikte olan 'melalin'
maddesinin bu koruyucu özelliğini zamanla kaybetmesiyle ortaya çıkıyor.


Güneş yanıkları, hassas ciltliler için korkutucu boyutlara
ulaşabiliyor. Güneşten çok daha kolay etkilenebiliyorlar ve oluşan
yanıkların iyileşme süreci esmer tenlilere göre daha uzun süre alıyor.
Çok hassas bir cilde sahip kişiler öğlen güneşinde 15 dakika
kalabilirlerken esmer tenliler ise dakikalarca güneşlenebilirler. Ancak
korunmak her iki cilt tipi için da şart.

Uzmanlar, güneş yanığı belirtileri kısa vadede kendini göstermese de
uzun vadede güneş lekeleri, katarakt, ciltte yaşlanma, cilt kanserleri
ve kırışıklıklar meydana gelebildiğine dikkat çekiyor. Güneş yanığının
belirtilerinin kızarıklık ile başladığını, daha sonra su toplamalar ve
deride soyulmalar oluştuğunu ifade eden uzmanlar, "Ancak, uzun süreli
kontrolsüz güneşlenme, kan damarlarına bile zarar verebiliyor" diye
uyarıyorlar.

Uzmanlar, işi gereği güneşe çok maruz kalanlara ise şu önerilerde bulunuyor:

"Düzenli olarak cilt bakımı yaptırın. Doğum lekelerinizi sık sık
kontrol ettirin. Doğum izlerinizde renk ve boyut değişiklikleri
tehlikeli bir durumun sinyalleri olabilir. Güneşe çıkarken koruyuculuk
özelliği en az 15'in üzerinde olan kremler sürün. Bol bol sıvı alın.
Güneşten koruyucu giysiler, ultraviole filtreli gözlükler kullanın."

Güneş yanığına karşı soğuk duş almanın ve soğuk kompres uygulamanın
yararlı olabileceğini kaydeden uzmanlar, "Eğer cildiniz su topladı ise
vücudunuzda açık yara bırakmayın, üzerini steril bandaj yardımı ile
kapatın. Hekim önermedikçe Benzokain içeren ilaçlar kullanmayın. Eğer
baş dönmesi, yanık bölgesinde çok fazla acı ve yüksek ateş varsa, su
dolu kabarcıklar oluşmuşsa mutlaka bir hekime başvurun" diyorlar.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:22 pm

Havuzlardaki klor saçlara zararlı

--------------------------------------------------------------------------------

Uzmanlar, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile deniz suyundaki tuz
ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.


İnternet'ten derlenen bilgilere göre uzmanlar, bayanların saç rengini
açmak için kullandıkları kimyasal madde olan 'oryal'in, tüm kadınlar
tarafından endişe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun
bundan çok daha tehlikeli olduğu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan
klorun mayoların bile rengini soldurduğuna, saçlarda da renk
değişimine, kuruluğa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduğunu
belirten uzmanlar, buna rağmen kadınların yüzde 99'unun havuza girerken
saçlarını
koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.


Deniz suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz
suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden uzmanlar, tuz ve klorun saça
çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek,
özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla
iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç sorunların ortaya çıkabileceği
bildiriyorlar.


Öncelikle havuz ya da denizde saçların mutlaka bone ile korunması,
sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca,
fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin
yükseltilmemesi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa
saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına işaret eden uzmanlar,
yaz - kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve
yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiğine dikkat
çekiyorlar.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:22 pm

Tatil dönüşü kabus olmasın

Uzmanlar, uzun süren tatilin ardından iş yaş¤¤ına alışmada uyum güçlüğü
yaşandığını belirtiyor. Hafta sonu tatili sendromuna benzer özellikler
gösteren ruh hali, işini sevmeyen kişilerde daha travmatik olarak
kendini gösteriyor. Uzmanlar, tatil dönüşünde uyum güçlüğünü aşmak
için, 'kendinize nefes alma zamanları ayırın' önerisinde bulunuyor.

Yoğun iş temposundan uzaklaşıp uzun yaz tatiline 'merhaba' diyen
günümüz insanı, işe dönüşte çeşitli sorunlar yaşıyor. Özellikle şehir
dışında geçen tatil, kent yaş¤¤ına ve iş yerindeki rutin işlere dönüşte
depresif duygu durumuna neden oluyor.

Akdeniz Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Dairesi Başkanlığı'ndan Uzman
Psikolog Elif Yazar, psikolojik olarak kendisini, dinlenmeye ve
eğlenmeye yönlendiren kişide tatil dönüşü depresif duygu durumu
gözlendiğini belirtti. Yaz tatiline hiç bitmeyecekmiş duygusuyla
başlanmamasını önerdiklerini söyleyen Elif Yazar, "Psikolojik olarak
kendinizi tatil durumuna kaptırmayın önerisinde bulunuyoruz. Tatile,
'bu benim dinlenmem için bir vesile, yapamadıklarını yapmak için bir
fırsat' düşüncesiyle başlamak daha doğru" dedi. İlk iş günü öncesinde,
eve ve kent yaş¤¤ına alışmanın faydalı olacağını söyleyen Yazar, "Şehir
dışından gelerek hemen çalışmaya başlamak, uyumu zorlaştıracaktır. İşe
dönüşten önce ev ve kent yaş¤¤ına dönüş yapılmalı. İlk mesai gününden
bir kaç gün önce yapacağımız işleri programlamalıyız. Ağır iş temposuna
gözümüz kapalı girmek yerine önce bize zor gelmeyecek işlerden
başlamalı adım adım ilerlemeliyiz" diye konuştu.

Beslenme alışkanlığının tatil süresinde değiştirilmemesi gerektiğini
söyleyen Elif Yazar, "Tatilde yeme-içme abartılıyor. İnsanlar, 'nasıl
olsa tatildeyim' düşüncesiyle rutin yaş¤¤ındaki beslenme alışkanlığını
değiştiriyor. Biz beslenme düzenini bozmama önerisinde bulunuyoruz.
Tatil dönüşünde ise bize mutluluk hormonu sağlayacak, sebze ve meyve
ağırlıklı bir beslenme öneriyoruz. İşe başladıktan sonra öğle ve akş¤¤
saatlerinde hoşa giden etkinliklerde bulunulmalı. Açık havada zaman
geçirilmeli, kişiler kendilerine nefes almak için zaman ayırmalı" dedi.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:23 pm

YaĞ Severlerİn Dİkkatİne

--------------------------------------------------------------------------------

Margarin ve Tereyağı arasındaki farkı biliyor musunuz?

Lütfen sonuna kadar okuyun…. Çok ilginç.

· Her ikisi de hemen hemen aynı kaloriye sahiptir.

· Tereyağı çok az daha fazla doymuş yağ oranına sahiptir. 8 grama 5 gram.

· Harvard Tıp Fakültesinin çalışmasına gore tereyağı ile
karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma
olasılığını %53 artırıyor.

· Tereyağı yemek yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini
artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına rağmen
margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır.

· Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diğer yiyeceklerdeki
tadları zenginleştirir. Tereyağı yüzyıllardır bilindiği halde margarin
100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.

Ve şimdi margarine gelelim…

· Yağ asitleri çok yüksektir…

· Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar…

· Toplam kolesterolü ve LDL’yi yükseltir. (Kötü kolesterol)

· HDL’yi düşürür. (iyi kolesterol)

· Kanser riskini beş katına çıkarır…

· Anne sütünün kalitesini düşürür…

· Bağışıklık sistemini zayıflatır…

· İnsülin tepkisini düşürür.



İŞTE EN İLGİNÇ KISMI!



· Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır.

İşte bu gerçek beni hayatım boyunca bir daha margarin ve diğer
hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur .. (Hidrojene demek
moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.) Kendiniz de
deneyebilirsiniz: Bir paket margarine alın ve gölge bir yere koyun. İki
gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz. Üzerinde bir tane bile sinek
yok! (Bu size birşeyler anlatmalı.)

Çürümemiş ve kötü kokmamıştır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve
üzerinde hiçbir şey gelişmez. Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez.
Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de
tostunuza surer misiniz?

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:23 pm

Bakanlıktan besin uyarısı

--------------------------------------------------------------------------------

Sağlık Bakanlığı, besinleri satın alma, hazırlama, pişirme, depolama konusunda vatandaşları uyardı.




Sağlık Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgilere göre,
alışverişe çıkmadan önce satın alınacak besinler için bir liste
hazırlaması gerektiği ve listede seçeneklere yer verilmesi gerektiği
ifade edildi. Besinlerin günlük, haftalık ve aylık olarak
sınıflandırılması gerektiği belirtilen açıklamada, kısa süre içinde
fazla besin alınmaması gerektiği vurgulandı. Beslenmeye ayrı¤¤¤ paranın
önceden belirlenmesinin önemli olduğu ifade edildiği açıklamada,
besinlerin değişik yerlerdeki fiyatlarının araştırılmasının gerektiği
kaydedildi. Düşük gelirli ailelerin, enerji ihtiyaçlarını karşılamak
için ucuz olan tahılların yanında bir miktar kuru baklagil ve yumurta
satın alarak enerji ve protein yönünden dengeli bir beslenme yapmaları
tavsiye edildi.




Fazla yağlı besinlerin tercih edilmemesinin tavsiye edildiği
açıklamada, özellikle yağsız kırmızı etin kullanılması gerektiği
vurgulandı. Sağlıklı yaş¤¤ için az miktarda tuz kullanılması gerektiği
belirtilen açıklamada, doğal sebze ve taze besinlerin tercih edilmesi,
fazla miktarda katkı maddesi içeren besinlerden kaçınılmasının önemli
olduğu bildirildi. Hazır meyve suları, gazoz, kolalı içecekler yerine
besleyici değeri daha yüksek olan taze sıkılmış meyve suları, ayran,
limonun tercih edilmesi tavsiye edildi.



HAZIRLAMA VE PİŞİRMENİN PÜF NOKTALARI




Alışveriş sonrası satı¤¤¤ alınan gıda maddelerinin sağlıklı bir şekilde
hazırlamasının önemli olduğunun kaydedildiği açıklamada, şu ifadelere
yer verildi:




"Ekmek, çörek, kurabiye yapmak için hamurun mayalandırılması besleyici
değerini artırır. Beyaz ekmek yapmak için buğday tanesinin, kepek ve
özünün iyice ayrılması besleyici değerini azaltır. Tarhana, yoğurt ve
unun karışımıyla mayalandırılarak yapıldığından, besleyici değeri
yüksektir. Pişirirken içine pişmiş nohut, mercimek, havuç eklenmesi
değerini daha da artırır. Tarhana güneşte kurutulursa, süt ve yoğurt
aydınlık yerde bekletilirse vitamin B2, vitamin B6 ve folik asit
değerleri azalır. Yumurta, süt, yoğurt, peynir ve tahinle yapı¤¤¤
tatlıların besleyici değerleri, sadece un, yağ, şeker kullanılarak
yapılanlardan üstündür. Şeker yerine pekmez kullanılması, besleyici
değerini daha da artırır. Sütlü tatlı yaparken şeker önceden
konulmalıdır. Birlikte yüksek sıcaklıkta pişirilirse, protein değeri
azalır. Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi besinler iyi pişirildiğinde
sindirimi kolaylaşır ve böylelikle protein değeri artar. Yumurta çiğ
yenirse ya da sarısının etrafı yeşillenecek kadar hızlı ateşte, uzun
süre pişirilirse, besleyici değeri azalır. Yeşil ve sarı sebzelerden
yapı¤¤¤ salatalara limon veya sirke eklenir, bekletilirse A ve C
vitamini değeri azalır. Sebzeler doğrandıktan sonra bekletilirse ve
haşlama, pişme suları atılırsa, vitamin ve mineralleri azalır. Meyveler
kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilirse C vitamini değeri
azalır. Hatta sıkılmış meyve suları buzdolabında bekletilirse vitamin
değeri azalır. Süt yarım saat gibi uzun süre kaynatılırsa vitaminleri
azalır. Pastörize ve sterilize edilmemiş süt kabarınca ateşten
alınırsa, mikropları ölmez. Süt kabardıktan sonra karıştırılarak 4-5
dakika kaynatılıp hemen soğutulur. Cam kavanozda buzdolabında 1-2 gün
saklanır. Yağ yakıldıktan sonra yemeğe konursa, sağlığa zararlı duruma
gelir. Yoğurdun yeşilimsi suyu atılırsa vitamin değeri azalır. Ayrıca
yoğurt torbaya konup süzülür ve süzülen suyu atılırsa vitamin kaybı
olur. Kapakları-hafif de olsa- içe veya dışa doğru bombaj yapmış
konserveler sağlık için son derece zararlıdır."



BESİNLERİ SAKLAMA KURALLARI




Bazı besinlerin kısa zamanda kullanılmasının olanaksız olduğunun
bildirildiği açıklamada, bazı besinlerin çeşitli işlemlere tabi tutarak
uzun süre değerinden ve lezzetinden kaybettirmeden saklamanın zorunlu
olduğu kaydedildi. Taze besinlerin, hasat edilmelerinden itibaren
mikroorganizma ve enzimlerin etkisine maruz kaldığının ifade edildiği
açıklamada, şu bilgilere yer verildi:




"Besini mikroorganizmaların etkisinden koruyabilmek ve enzim
faaliyetlerini durdurabilecek bir ortam oluşturmak zorunluluğu vardır.
Mikroorganizma ve enzimler belirli bir sıcaklık derecesinde faaliyet
gösterdiklerine göre besinler soğuk yerde saklanırsa, tazeliklerini
koruyabilirler. Besinlerin saklanabileceği buzdolapları, soğuk hava
depoları ve dondurma araçları veya yerleri yapılmıştır. Bu gibi
yerlerde besinlerin bozulmadan saklanma süresi dolabın veya deponun ısı
derecesine bağlıdır. Taze sebzeler bekletilmez, tereyağı ve benzeri
kahvaltılık margarinlerde nem miktarı fazla olduğundan kolay
bozulurlar. Bu bakımdan buzdolabında saklanması gereklidir. Patates,
karanlık, serin, kuru ve hava akımı olmayan yerlerde saklanır. Işık,
patatesin renginin yeşile dönmesine neden olabilir. Soğan için en iyi
saklama ortamı kuru, hava akımı olan serin yerdir. Kuru besinler serin,
karanlık, kuru ve havalandırılabilen yerlerde saklanır. Kuru besinlerin
saklandığı yerin nemli olması küflerin çoğalmasına neden olur. Besinler
mümkünse raflarda, yerden yukarıda, ağzı kapalı kaplarda birbirlerine
benzeyenler bir araya konmak suretiyle saklanmalıdır."

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:24 pm

AIDS hastalarına yeni umut

İspanya'da yapı¤¤¤ bir araştırma ile kandaki kolestrolü düşürmek için
kullanı¤¤¤ bazı kalp ilaçlarının HIV virüsünün etkilerini yavaşlattığı
tespit edildi.

BBC'de yayınlanan habere göre, İspanyol Bilim Araştırmaları Konseyi
laboratuarlarında gerçekleştirilen deneylerde, HIV virüsü taşıyan 6
hastaya, bir ay boyunca, kandaki yüksek kolestrole bağlı kalp krizi
riskini düşürmeye yardımcı olan 'statin' türü kalp ilaçları verildi.

Deney sonucunda, deneklerdeki HIV virüsü sayısının azaldığı görüldü.
Ancak ilaçların alınmaması halinde virüsün yeniden çoğalmaya başladığı
da tespit edildi.

Bulgular sonucunda uzmanlar, piyasada bol bulunan 'statin' türü
ilaçların AIDS'le mücadele için ucuz bir silah olabileceği kanaatine
vardı.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:24 pm

Kemik tümörleri her yaşta görülebiliyor

--------------------------------------------------------------------------------

Değişik tip ve karakterde oluşan kemik tümörleri sadece yetişkinleri değil çocukları da tehdit ediyor.

Mide, barsak, meme ve akciğer gibi pek çok organda iyi ya da kötü huylu
tümör gelişebileceği biliniyor. Kemiklerde de tümör oluşabileceği çok
da bilinen bir durum değil. Oysa çocukluk döneminden başlayarak hemen
hemen her yaş döneminde kemiklerde oluşan tümörlere rastlamak mümkün.
Tümörün tipine ve hastanın yaşına göre değişiklik gösteren cerrahi
tedavi seçenekleri bulunan hastalık hakkında Acıbadem Hastanesi
Kozyatağı Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Şefi Prof. Dr. Metin Türkmen
şunları söylüyor: "Tümör cerrahisi, çok titizlik gerektiren bir tedavi
şeklidir. Biyopsinin alınması bile belli kesin kurallar içinde
yapılmalıdır. Uygulanacak cerrahi tedavi, sadece tümör odağının
boşaltılması şeklinde olabileceği gibi, tümör dokusunun etrafındaki dar
veya geniş alandaki sağlam doku ile birlikte çıkarılması şeklinde
olabilir. Bazı durumlarda amputasyon gereklidir. Bütün bu cerrahi
uygulamalarının öncesi veya sonrasında tümörün cinsine göre
radyoterapi, kemoterapi veya her ikisine birden ihtiyaç olabilir. Habis
tümörlerde, biyopsi ile tanı konulduktan sonra ortopedist, tıbbi
onkolog, radyasyon onkoloğu, patolog ve radyolog bir araya gelerek
uygulanacak tedavi protokolü hakkında karar verirler."

Selim Kemik Tümörleri

Selim kemik tümörlerine çoğunlukla çocukluk ve gençlik dönemlerinde
rastlanıyor. Bazen ağrısız olabiliyor, ya bir kırık sonrasında veya ele
gelen şişlikler halinde tesadüfen ortaya çıkıyorlar. O nedenle bu
dönemde, istirahat veya hareket sırasında oluşan ağrılar, hareketlerde
görülen sınırlanmalar ve özellikle el ile hissedilen şişlikler dikkate
alınmalı, nasıl olsa geçer diyerek ihmal edilmemeli. Çocukluk döneminde
görülen selim tabiattaki tümörlerin çoğunluğu kistik yapıda oluyor.
Prof. Dr. Türkmen bunu şöyle açıklıyor: "Çocukluk döneminde çok
belirgin olmayan kemik ağrılarının ve çoğunlukla banyo sırasında ele
gelen sertliklerin dikkate alınmasında fayda vardır.

Kemik dokusunun içinde bir boşalma ile kist oluşur. Bu da, doğal olarak
kemik dokusunun direncini azaltır ve basit travmalar ile çok kolaylıkla
kırılırlar." Selim kemik tümörlerinin tedavisi tümörün tipine ve
hastanın yaşına göre değişiklik gösteriyor. Prof. Dr. Türkmen şöyle
diyor: "Basit kemik kistinin tesadüfen ortaya çıkması, hemen bir
cerrahi tedaviyi gerektirmeyebilir, kist boşluğunun içine steroid veya
kemik iliği enjeksiyonları denenebilir. Kırığın oluştuğu durumlarda ise
çoğunlukla cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Cerrahi tedavide kistik
boşluğun içinin tamamen kazınarak boşaltılması ve gerekli tespitin
yapılmasından sonra, kalan boşluğun doldurulması gerekir. Doldurma
işleminde kullanı¤¤¤ doku, çoğu zaman hastanın uygun bir bölgesinden
alınan (donör bölge) kendi kemik dokusudur."

Habis Kemik Tümörleri

Habis kemik tümörlerini başlıca üç tipi var. Prof. Dr. Türkmen bunları
şöyle sıralıyor: "Birincisi kemikte primer olarak ortaya çıkanlardır.
Bunlar daha çok çocukluk ve genç erişkin döneminde görülür. İkinci tip
habis tümörler ise, primer olarak mevcut bir selim kemik tümörünün
yaşın ilerlemesi ile karakter değiştirmesi sonucu ortaya çıkarlar.
Üçüncü tip habis tümörler ise metastatik olanlardır.

Bunlarda, vücutta bir başka dokuda habis bir tümör vardır ve onun kemik
dokusuna metastazı söz konusudur. Metastaz yapan tümörler arasında
sıklıkla akciğer, meme, tiroid ve erkeklerde prostat kanserleri öncelik
almaktadır. İleri yaşlarda, ve özellikle bir organında habis tümörü
olan kişilerde, ortaya çıkan kemik ağrılarının dikkatle incelenmesi
gereklidir. Metastazların bel kemiğinde de sık görülmesi ve oluşacak
kırıkların ayrıca nörolojik komplikasyonları da yaratabileceği akıldan
çıkarılmamalıdır.

Multi disipliner tedavi

Kemik tümörlerinin tedavisinde, özellikle habis tipte olanlarında,
cerrahi tedavi yanında, tıbbın diğer dalları ile ortak çalışmayı
gerektiren protokoller mevcut. Önde gelen bölümler tıbbi onkoloji ve
radyasyon onkolojisi olarak göze çarpıyor. Habis tümörlerde, biyopsi
ile tanı konduktan sonra ortopedist, tıbbi onkolog. radyasyon onkoloğu,
patolog ve radyolog bir araya gelerek tartışıyor ve uygulanacak tedavi
protokolü hakkında karar veriyorlar. Cerrahi tedaviden önce radyoterapi
veya kemoterapi uygulanabileceği gibi, her ikisi birlikte de
uygulanabiliyor.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından PöÇü Bir Perş. Mart 06, 2008 11:24 pm

Ağız kanseri erkekleri tehdit ediyor

--------------------------------------------------------------------------------

Ağız kanserlerinin çoğunluğunun 45 yaşın üzerinde ortaya çıktığı ve
erkeklerde oluşma olasılığının kadınlara oranla iki kat fazla olduğu
bildirildi.


Türk Dişhekimleri Birliği'nden (TDB) alınan bilgiye göre, ağız
kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla dil, ağız tabanı, dil köküne
yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleri. Ağız kanserleri
erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli
ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz
ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabiliyor.


TDB, dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesinin ağız kanserlerinin
erken dönemde tespit edilmesi açısından çok önemli olduğunun altını
çizerek, "Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla
beraber, tütün ürünleri, alkol ve besinlerdeki bazı maddeler ve fazla
güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini
arttırdığı öne sürülüyor. Uzmanlar genetik yatkınlığı da ağız
kanserleri için risk faktörleri arasında gösteriyor" değerlendirmesini
yaptı.


AĞIZ KANSERİNİN MUHTEMEL BELİRTİLERİ:


- Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar


- Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması


- Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar


- Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi


- Çiğneme ve yutma güçlüğü


- Dil ve çene hareketlerinde zorlanma


- Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk


- Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması


- Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser
ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı
şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız
kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: SağLık MakaLeLeri..

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz