Kadın Sağlığı + Jinekoloji

1 sayfadaki 3 sayfası 1, 2, 3  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:53 pm

Hormon varsa selülit vardır

Görüntüsü
"portakal kabuğu"na benzetilen selülit en çok; karın, kalça, bacak içi,
diz çevresinde görülür Selülit salt estetik bir mesele değil, zayıf
kadınlarda da görülebilen bir çeşit hastalıktır. Sıcak yaz günlerini
kabusa çeviren bu hastalıkla baş etmek istiyorsak önce düşmanımızı iyi
tanımalıyız. İşte selülitin nedenleri, oluşumu ve çözüm yolları...
Hormon tedavilerini bir an için göz ardı edersek; tüm kozmetik selülit
tedavilerinin hareket noktası, vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek,
kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini
rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını
sağlamaktır. Etkili bir selülit tedavisi için; * Hormon dengesinin
korunması, * Muhakkak egzersiz yapılması, * Su, proteinler, doymamış
yağların alımına ve tuz ve şeker kısıtlamasına önem veren bir beslenme
düzeni kurulması, * Ödemleri çözerek yağları parçalayan kombine
tekniklerin bir araya getirilmesi gerekir. Önce spor ve hareket: Bütün
sporlar vücudumuzdaki büyüme hormonunu doğal yoldan artırır ve kan ile
lenf dolaşımını hızlandırır. Aynı zamanda vücuttaki yağ depolarını
enerjiye dönüştürerek erimesine katkıda bulunurlar. Özel olarak
selülitten kurtulmak için yapılabilecek en yararlı egzersizler, tempolu
yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmektir. Merdiven
çıkmak bacaklarımızdaki kas kütlesini geliştirir Her gün, 1 saat
süreyle, yavaş ama tempolu bir yürüyüş yapmak kan dolaşımını düzene
sokar ve metabolizmanızı hızlandırır. Yüzmek, kalbe yüklenmeden tüm
vücut kaslarını çalıştırır, düzenli nefes almanızı sağlar. Ayrıca suyun
hareketleri vücudunuza dışarıdan masaj etkisi yapar. Bisiklete binmek
de çok yönlü bir spordur. Kalbinizi yormadan kan dolaşımını düzenler,
özellikle karın ve kalça bölgesindeki yağların erimesine yardımcı olur
ve bağırsakların hareketlenmesini sağlar.


En son Hacker_Amca tarafından Paz Mart 02, 2008 10:02 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:54 pm

Bu krem sizi kurtaracak

Göz
altı torbaları ve morlukları yüze yaşlı ve yorgun bir görünüm verir.
Bunların sebebinin yorgunluk ve allerji olduğunu düşünüyorsanız,
yanılıyorsunuz. Büyük olasılıkla göz altınızdaki kılcal damarlarda bir
sorun var






Çoğu insan göz altı morlukları nedenlerinin yoğun gece hayatı, geç
saatlere kadar çalışma, yorgunluk veya basit alerjiler olduğunu
düşünür. Fakat yapılan dermatolojik araştırmaların birçoğu gösteriyor
ki; siyah halkalar göz çukurlarındaki kılcal damarların içinde yer alan
hemoglobinin oksidasyonuna bağlıdır. Yüze yaşlı ve yorgun bir görünüm
veren göz altı morlukları ve torbalarını tamamen ortadan kaldıran,
dünyada pek çok kişinin kullandığı Hylexin adlı krem artık Türkiye’de.
Göz altı morluklarınız sabahları, belli bir süreden sonra yok oluyorsa
büyük olasılıkla Hylexin’e ihtiyacınız yoktur. Fakat göz altı
morluklarınız kalıcıysa, basit bir göz kreminden daha fazlasına
ihtiyacınız var demektir. Bu sorununuz için Hylexin’i kullanmalısınız.
Sahip olduğu etken maddeler ve özel formülüyle kozmetik dünyasında bir
ilki gerçekleştiren Hylexin , giderilmesi güç olan göz altı
morluklarını hızlı bir şekilde azaltıyor. Genç yaşlı pek çok kişide
görülen ve kurtulması çok zor olan göz çevresi morluk ve şişlikleri
Hylexin’le tarihe karışıyor. Göz çukurundaki kılcal damarların kan
sızdırması ve bu kanın oksijene maruz kalarak göz çevresindeki hassas
bölgenin renk değiştirmesi sonucu oluşan halkalar, yüzde yaşlı ve
yorgun bir ifadeye neden olur. Normal bir göz kremi ile giderilmesi çok
güç olan bu halkalar Hylexin ile kısa zamanda ortadan kalkıyor. Hylexin
; bir çok klinik testten başarı ile geçmiş özel formülüyle göz çukuru
dokusunun enzim aktivitesini en iyi durumuna getirerek, morlukları
gözle görülür bir biçimde azaltıyor. Ayrıca kılcal damarları
güçlendirerek sızıntının durmasına yardım eden ürün, göz çevresi
morluklarını ve torbalarını ortadan kaldırarak daha dinç ve genç bir
görünüm kazandırıyor. Klinik deneylerde, göz çevresi lekelerine sahip
deneklerin büyük çoğunluğunda olumlu sonuçlar veren Hylexin , test
sonucunda yüksek çözünürlüklü fotoğraflarla da başarısını ortaya
koyarak sadece bir kapatıcı değil, kalıcı çözüm üreten bir ürün
olduğunu kanıtlıyor. Sıradan bir kozmetik ürününden farklı olarak, göz
altı morlukları için özel olarak üretilen ve kalıcı göz altı
morluklarında dahi etkili sonuçlar veren Hylexin, yetkili eczanelerde
satışa sunuluyor.






Thalasso terapiyi yaratan marka Türkiye’de






SPA merkezlerine ve uygulamalarına olan ilginin artması ve sektörün
hızla büyümesiyle beraber Yaz Turizm A.Ş., dünyanın 75 ülkesinde yaygın
olarak kullanılan, thalasso terapinin yaratıcısı Algotherm markasını
Türkiye’ye getirdi. Silkar Holding ve Yaz Turizm A.Ş. Yönetim Kurulu
Üyesi Zeynep Silahtaroğlu Baykal’ın girişimleriyle, Türkiye’de hızla
büyüyen SPA sektörüne giriş yapan Algotherm, deniz bazlı bakım ve
thalasso terapi ürünlerinden oluşuyor. Yüz ve vücut bakım olmak üzere
iki farklı kategoride ürün yelpazesi bulunan Algotherm ile kendinize
canlılık kazandırabilir, içinizdeki enerjiyi dışarıya
yansıtabilirsiniz. Yüz bakım ürünlerinde; temizleme, peeling,
dengeleme, nemlendirme ve kırışık önleyici nemlendirme, anti-aging,
beyazlatma, göz ve göz çevresi olmak üzere 7 ürün serisi bulunuyor.
Vücut bakım ürünleri ise; 10 çeşit seriden oluşuyor.






Bu ay kadın olmanın tadını çıkarın






FlorMar, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle mart ayı boyunca sürecek bir
kampanya düzenliyor. Buna göre, ay içerisinde 3 adet FlorMar ürünü alan
herkese parlatıcı ruj, tüp maskara veya tırnak bakımı hediye. Islak ve
parlak görünümüyle dudaklarda çekici bir etki yaratan FlorMar Glossy
Tubes’un özel meyve aromalı, 20 farklı rengi bulunuyor. Özel formülleri
ve fırçaları ile kirpiklerdede benzersiz bir etki bırakan Unique Tube
Maskara serisi farklı özellikte 5 çeşit maskaradan oluşuyor. Özel
formüllü FlorMar Tırnak Bakım ürünleri ile sağlıklı uzayan, yaratmak
çok kolay. FlorMar, ‘Yumuşak Tırnaklar’, ‘Tırnak Yiyenler’ ve ‘Kırılgan
Tırnaklar’ için üretilen ve 2 farklı üründen oluşan serileriyle,
tırnaklarınıza etkili çözümler sunuyor. Tırnak yapınıza uygun 6 farklı
ürün seçeneği ile, tırnaklarınızda uzun süreli ve etkili bir görünüm
yaratmanız mümkün.






Sivilceler hayatınızı karartmasın






Sivilce ve akne, kadın erkek her yaştan insanın sorunu. Sivilceler kıl
keselerinde ve kıl keselerini saran kanal yüzeyinde ve yağ üreten yağ
bezlerinde oluşur. Sivilceler ile ilgili birkaç öneri:




Bunları Yapın






Aşırı güneş ışığından sakının. Az miktarda güneş ışığı başlangıçta
sivilcelenmeyi düzeltse de bu ilerleme geçicidir. Sürekli güneşlenmek
gözeneklerin tıkanmasına neden olur ve ciltte oluşan siyah ve beyaz
yağlı noktaları artırarak cildin daha kötü hale gelmesine sebep olur.






Vitamin desteğinizi kontrol altına alın. Günlük olarak önerilen vitamin
dozu olan 120-150 mg’dan daha fazla iyot içeren vitamin desteklerinden
kaçınmak gerekir. İyotun normal dozu ciltte kötüleşmeye yol açmazken,
önerilen dozun fazlası sivilcelenmeyi daha da artırabilir.






Cildinizi yağdan ve bakteriden koruyun. Basit birkaç sağlıklı
alışkanlıkla ciltte sivilcelere neden olan yağ ve kirlerden korunmak
mümkün. Bunun için ön şart ellerin sık sık yıkanması. Cildi
bakterilerden korumak için ellerin çeneniye götürüldüğü zamanlar da
dahil olmak üzere yüze dokunmaktan kaçınmak gerekiyor. Kullanılan bütün
kozmetiklerin yağsız ve yağlanma yapmayan ürünler olduğuna emin olmak
da diğer bir şart.






Egzersiz yaparken her zaman bol pamuklu giysiler giyin ve asla makyaj
yapmayın. Yağsız ya da yağlanma yapmayan makyaj malzemeleri bile terle
birlikte gözenekleri tıkayabilir.






Sağlıklı bir yaşam tarzı belirleyin. Dengeli beslenerek, yeteri kadar
uyuyup egzersiz yaparak ve bol su içerek cildin sağlıklı görünmesini
sağlanabilir.




Bunları Yapmayın






Cildinizi yolmayın. Aynı zamanda cildi elle ovmak, tahrişe ve daha çok
sivilceye sebep olur. Sivilce başlangıçlarını yolmak ciltte kalıcı
izler de bırakır.






Kendinizi strese sokmayın. Stres cildinizin daha fazla yağ
salgılamasına neden olan kortizon hormonunun seviyesini yükseltir. Tüm
bu önerileri pek çok insanın sivilce ve akne sorununu çözen Proactiv
Solution’ı yaratan ünlü dermatologlar Katie Rodan ve Kathy A. Fields,
‘Yüzünüzün Gerçekleri’ adlı kitapla cilt sağlığını korumanın basit ama
etkili yollarını meraklılarına sunuyor. Proactiv Solution 4’lü ürün
setiyle birlikte ücretsiz olarak hediye edilen ‘Yüzünüzün Gerçekleri’
kitabı sivilce, akne ve siyah noktadan uzak pürüzsüz bir cilde sahip
olmak için aydınlatıcı bilgiler içeriyor


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:55 pm

Kadınlar daha akıllı hasta

Doktorunuzla
aranızda iyi bir iletişim olmalı. Doğru teşhis ve uygun tedavi için
doktorla her şeyi konuşmalı, bilgi alışverişinde bulunmalısınız.
Kadınlar bu konuda oldukça başarılıdır ve kadın en iyi hastadır

Prof. Dr. Mehmet Öz, akıllı bir hastanın cerrah seçiminde nelere dikkat etmesi gerektiği hakkındaki soruları yanıtladı:

* Bu kitabı yazmak ne kadar zamanınızı aldı, kitaptaki veriler sizce
Türkiye'ye de uyumlu mu? Kitabı yazmak bir yılımızı aldı. Bu kitapla
ilgili çalışmalarımıza 'Siz Kullanım Kılavuzu' adlı ilk kitap çıkmadan
önce başladık. En önemli hasta güvenlik organizasyonu olan Joint
Commission ile birlikte çalıştık. Bu kuruluş Amerika'daki bütün
hastaneleri gözden geçirir ve hatta Türkiye'deki hastaneleri bile.
Kitapta yer alan istatistikler, Amerika'yı kapsar ve bu sonuçlar tüm
batı dünyası ile de uyumludur.

* Sizce bir hastanın yapacağı en önemli hata nedir? Doktorla
konuşmamaktır. Konuşmak teşhis açısından çok önemlidir. Yapılan
araştırmalar gösteriyor ki; doktorlar hastalarının konuşmalarını 23
saniye içinde bölüyor. Doktor hasta arasındaki bu sağlıksız iletişimi
değiştirmek gerekli. Bu şekilde devam edilirse gerçek bir bilgi
alışverişi olmaz.

* Sizce kadınlar mı, erkekler mi daha akıllı hastalar? Kesinlikle her
yaştaki kadınlar en iyi hastadır. Bu gruba az sayıda bile olsa erkekler
de girer. Ayrıca hasta ile ilgilenen kişilerin çoğu da kadındır ve bu
kadınlar kocalarına, babalarına, oğullarına bakarlar. Bu kadınları
sağlık konusunda daha güvenli bilgi sahibi yapmadan ilaçları da daha
güvenli yapamayız.

* Sizin çok ünlü hastalarınız da oluyor, sizce onlar açısından her şey
daha mı kolay? Para sağlıkta her kapıyı açıyor mu? Bir hastanede VIP
hasta olmanın pek bir yararı yoktur. Sizler hastalandığınızda
doktorunuzun nasıl normal bir insan olmasını isterseniz, doktorlar da
hastasının normal birisi olmasını ister. Hastalar arasında hiçbir fark
yoktur. Sen önemli bir insansın diye; bölüm başkanı gelip senin kanını
alabilir ama bu bütün sorunları çözmez.

* Türkiye'deki sosyal güvence sistemi hastalara doktor ve hastane seçme
şansı çok fazla tanımıyor. Siz Türkiye'deki akıllı hastalara neler
önerirsiniz? Bir sürü doktora ulaşılabilir olmanın bir gereği yoktur.
Önemli olan; ihtiyacı olan önemli doktorlara ulaşabilmektir. Yılmayın,
ta ki doğru doktoru bulana kadar! Ve de doktorunuza bir öğrenci gibi
yardımcı olun. Çünkü doktorunuz vücudunuzu size öğreten bir
öğretmendir.

* Hasta doktorunu seçerken nelere dikkat etmeli? Verebileceğiniz en
önemli kararlardan biri doktorunuzu seçmektir. Vücudunuzun sahibi
olarak kurallarınız olmalı. Doktorunuzu futbol takımınızın koçu olarak
düşünün yani sonuçta en önemli kişidir. Onu dikkatli seçmeliyiz ki;
gelecek yıllarımızı da sağlıklı ve rahatlıkla geçirebilelim. Eğer buna
dikkat etmezsek kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Çağrıldığımız
kurtarma operasyonlarında çok kez böyle kötü sonuçların olduğunu
gördük. Akıllı bir kişi doktorunu düşünerek seçmeli ve o an doktorunun
iyi olmadığını düşünürse hemen odasını terk etmeli. Ayrıca zaten akıllı
doktor da hastasını seçer. Bu nedenle doğru hasta ve doğru doktorun
çakışması, tedavinin başarısını büyük oranda artırır. Doktor sizi kabul
etmese bile doğru doktor olduğuna inanıyorsanız, vazgeçmeyin.
Çocuğunuzun ilk doktoru çok önemlidir. Çocuğunuzun ilk diş doktoru ona
kötü bir tecrübe yaşatırsa, çocuk bundan sonraki hayatında
randevulardan hep korkacaktır. Çocuğunuz doktora götürme durumunu bir
cezalandırma gibi görmemelidir.

* Doktor seçerken ilk kime danışmalı? Eğer sağlık kuruluşunda çalışan
bir tanıdık ya da akrabanız varsa kendinizi şanslı hissedin. Ve ilk
danışman olarak onu kullanın. Doktor seçiminde başlangıç olarak
tanıdıklara sormak çok iyi bir yoldur. Ama bazen de tanıdıkların
söylediği kişiler, sizin için en doğru olmayabilir. Burada en önemli
şey, sizin kendiniz için en doğru kararı verebilmenizdir. Bunun için
araştırma yapmayı öğrenmeniz gerekir. Doğru doktoru bulmak için
birtakım basamaklara ihtiyacınız vardır. İnternet, size uygun doktoru
bulmak için en hızlı ve en kolay yoldur. Sitelerde ihtiyacınız olan
branşla ilgili doktorları ve sorunlarınızı bulabilirsiniz. Ayrıca
sağlık haberleri bu konuda size yol gösterebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:55 pm

Kıskançlığı dozunda bırakın

Hayatımızın
çeşitli zamanlarında zorluklarla karşılaşmamız doğal gelişmeler olarak
karşılanmalı. Evliliklerde karşılaşılan sorunlardanbazıları ise çok
kolay altedilemeyen sorunlar arsında yer alır ki bunlardan biri:
KISKANÇLIK

İdeal evliliklerin temelinde, dozunda kıskançlık ve eşin sadakatine güven duygusu bulunur.

Sokolof 'a göre "Kıskançlık, insanın en az bilinen duygusu ve üzerinde
en az konuşulan davranışıdır. Bir muammadır." Decrates ise,
"Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür
korkudur." diyor.

Her insanda az veya çok kıskançlık duygusu vardır. Karşısındakini ya
sevgiden dolayı, ya da "sende var bende niçin yok" diye kıskanır.

Aslında dozunda olan kıskançlık normaldir ve sevginin, bağlılığın bir
göstergesi olarak kabul edilir. Danışmanlar "Normal kıskançlık, pek çok
evliliği kurtarmış bir evlilik sübabıdır. Anormal kıskançlık ise yıkıcı
bir saplantıdır ve tedavi edilmesi gerekir." demektedir.

Kıskançlığın olmadığı evliliklerde, aile bağları zayıftır. Kadın ve
erkek, "kıskanılarak" bir sahiplerinin bulunduğunu hisseder ve
hatırlarlar.

Kıskançlığın olmaması tabii ki problemdir, ama yanlış kullanıldığında
çok yıkıcıdır. Abartıldığında, sevgi gibi yapıcı bir duygunun zıddı
haline gelebilir. Sadece kıskananı değil, kıskanılanı da yıpratır. Bu
durumlarda kıskançlık çiftleri birbirine bağlayan değil, ayrılığı
hızlandıran ciddi bir hastalık haline gelmiş demektir.

Neden kıskançlık ?
İdeal evliliklerin temelinde, dozunda kıskançlık ve eşin sadakatine
güven duygusu bulunur. Bu ikisi bir arada yer almalıdır. Evlilikte
güvensizliğe yer yoktur. Kıskançlık ve güvensizlik aşırıya vardımı
çekilmez olur. İnsanlar birkaç sebeple kıskançlıklarını aşırıya
vardırırlar.

Kıskançlık çok aşırıya varmışsa bir paranoya vakası ile karşı
karşıyayız demektir. Bu tipler aşırı gururlu, geçimsizdir, kendini
üstün görür, şüpheci ve evhamlıdır. Her şeyden olmadık anlamlar
çıkarırlar. Yolda yürürken bile eşlerini göz altında tutarlar. Eve
gelince perde ile oynanıp oynanmadığını araştırır, pencereden
gözetlediği konusunda hesap sorarlar. Kocası biraz geç gelse, kadınlar
nerde kaldın diye eşlerini bunaltırlar.

Yaşlılıkta değişik sebeplerle ortaya çıkabilen demans (bunama) hallerinde de hastalık derecesinde kıskançlık görülebilmektedir.

Ne yapmalı ?
Kıskançlık konusuna ılımlı yaklaşmak gerekir. Her şeyi karşılıklı
konuşarak mantıklı bir yola oturtmak en uygunudur. Kıskançlığı hezeyana
çevirmeden, bunu tek başına çözemeyeceğini bilmelidir. Eşi ile
diyalogla orta yolu bulmaya çalışmalıdır. Eşler, çekinmeden
birbirlerine duygu ve düşüncelerini açmalı, doğruyu yanlışı beraberce
ayıklamalıdırlar.

Aşırı kıskanmayı sevginin bir yolu olarak görmemeli aksine sevgiyi
gideren bir unsur gibi değerlendirmelidir. Çiftlerden birinin devamlı
olarak diğerinden şüphe etmesi, onu izlemesi, her hareketinin ve
sözünün altında başka bir anlam araması her iki taraf için de gerçekten
zordur. İnsanların birbirlerinin günlük hayatları ile ilgilenmeleri
duydukları yakınlığın bir sembolüdür. Çiftler elbette birbirlerine soru
sorabilirler. Ama soruların asla sorgulama halini almaması, insanları
bunaltmaması gerekir.

Çevrelerinde aşırı kıskanç olarak görülen kişinin neler hissettiğini,
niçin böyle yaptığını yakın dostları ile paylaşmasında, fikirlerini
almasında fayda vardır.

"İllâ gerçeği bulacağım" diye hayatı kendimize ve eşimize zehir etmemiz
doğru değildir. Bir dedektif gibi düşünmek ve davranmak zorunda
olmadığımızı bilmeliyiz.

Kıskançlık duygularının kaynağını araştırmalıdır. Sebeplerini kendi
kendimize sıralamalıyız. Haklı mı haksız mı olunduğuna karar
verilmelidir ve kıskanç insanın çevresine rahatsızlık saçtığı akıldan
çıkarılmamalıdır.

Son olarak, bu tedbirlerle halledilemeyen ve anormal, garip yönleri
fazla olan kıskançlıklarda muhakkak beraberce bir psikiyatriste
gidilerek tedavi yolu seçilmelidir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:56 pm

Kadınlarda bel ağrısı

Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Emre Acaroğlu, sırtın bittiği yerden kalçalara kadar olan bölgede
ortaya çıkan ağrıların "bel ağrısı" olarak isimlendirildiğini
söyleyerek, neredeyse tüm insanların hayatları boyunca en az bir kere
belinin ağrıdığını belirtti. "Yüksek topuklar bel çukurluğunu
derinleştirdiğinden, altta yatan sınırlı bel darlığı olan hastalarda
ağrının daha erken ortaya çıkmasına ve artmasına neden olabilir"
uyarısında bulunan Prof. Dr. Acaroğlu, ağrıların erkeklere göre
kadınlarda görülme oranının daha fazla olduğuna dikkat çekti.

Bazı insanlarda bel ağrılarının kronik bir hal aldığını kaydeden Prof.
Dr. Acaroğlu, "Bel ağrısı tanısı için özel bir teste gerek yok. Belimiz
ağrıyor ise öncelikli tanı bel ağrısıdır. Muayenede ciddi bir sorun
olduğunu düşündürecek bulgular yok ise ağrıların çoğu, pek ciddi bir
girişim gerektirmeden iyileşiyor. Ancak eğer ağrıya eşlik eden başka
bulgular varsa ya da ağrı birkaç haftadan fazla ısrar ederse, o zaman
görüntüleme gerekir. İmkan var ise birinci öncelik MR incelemesi
olabilir" dedi. Bel ağrısının kadınlarda görülme sıklığının erkekler
göre biraz daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Emre Acaroğlu,
"Kesin sayı veremiyorum. Bu konuda kesin istatistikler yok; ama
özellikle orta yaş ve sonrasında çıkan ağrılarda ağırlık daha çok
hanımlardan yana. Daha genç yaşlarda ortaya çıkan ağrılar genellikle
aktivite kaynaklı olduğundan, erkek nüfusta biraz daha fazla olabilir"
diye konuştu. Bel ağrısı çekmemek için yapabilecek bir şey olmadığını
ifade eden Prof. Dr. Acaroğlu, şunları dile getirdi:

"Bel ağrısının kronik, sürekli bir hale gelmemesi için yapılabilecek
şeyler var. Sürekli bel ağrısıyla ilişkilendirilen faktörler; sigara
içmek, kilolu olmak, özellikle karın kaslarımızın gevşemesine ve
erimesine izin vermek olarak sayılabilir. Bu durumda, doğal olarak bu
faktörleri ortadan kaldırırsak belimizi korumuş oluruz. Bir de bazı
mesleklerde, mesela ağır yük taşıyan ya da sürekli oturan kişilerde bel
ağrıları ortaya çıkabiliyor, bu durumda mesleki ergonominin
iyileştirilmesi ağrı şiddet ve sıklığını ciddi olarak azaltabilir."

Prof. Dr. Acaroğlu, özellikle kadınların vazgeçemediği topuklu
ayakkabıların bel ağrısı üzerinde etkili olduğunu belirterek, "İdeal
topuk yüksekliği 3 ila 4 santimetre. Hiç topuğu olmayan ayakkabılar da
ayaktan bele kadar sorunlar yaratabilir. Ama tabi çok yüksek topuklu
ayakkabıların ağrı nedeni olma olasılığı daha yüksek. Buradaki en sık
mekanizma bacak arkasındaki kasların gerilerek zaman içinde bele de
yayılan ağrılara neden olmasıdır. Bir de, yüksek topuklar bel
çukurluğunu derinleştirdiğinden, altta yatan sınırlı bel darlığı olan
hastalarda ağrının daha erken ortaya çıkmasına ve artmasına neden
olabilir" şeklinde konuştu.

Hamilelikte bel ağrısının görülme olasılığının yüzde 100 olduğunu
belirten Prof. Dr. Acaroğlu, "Öncelikle benim izlenimim gebelik öncesi
ya da gebeliğin erken dönemlerinde düzenli egzersiz yaparak karın
kaslarını nispeten toplu tutan hanımlar gebeliklerini çok daha ağrısız
taşıyorlar. Bir de bu konuda özel fizyoterapi programları var, yararlı
olduklarını düşünüyorum" ifadelerini kullandı
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:58 pm

"Estetik" yeni hastalık oldu

Yeni ‘hastalık’ estetik cerrahi
Nüfusu hızla yaşlanan Avrupa’da estetik ameliyatları yaygınlık
kazanıyor. Plastik cerrahi ile yeni bir görüntüye kavuşturulan
insanlarla ilgili reality showlar ise bu eğilimi daha da körüklüyor.
Avrupa’da 1.315 cerrah, dünyada yapılan ameliyatların yüzde 33’ünü
gerçekleştirdi. İngiltere’de estetik cerrahi sektörü geçen yıla göre
yüzde 35 oranında büyüdü. Estetik en çok İspanya, Fransa, Almanya ve
Türkiye’de yaygın.

KADINLAR TEK TİP OLDU

İngiliz Doktor Jonathan Cole, “Güzel bir görüntüye sahip olmak kültürün
bir parçası haline geldi. Estetik, erkekler için bile doğal
karşılanıyor. Sanayi devriminden önce çevremiz 200 kişiden oluşuyordu.
Şimdi, her gün binlerce kişiyle karşılaşıyoruz. İnsanları
etkileyebilmek için görüntümüz çok önemli. Ancak, kadınlar gittikçe tek
tip hale geliyor. Brezilya’nın büyük göğüslü kadınları, göğüslerini
küçültürüyor. ABD’li ve Avrupalı kadınlar da göğüslerini büyütüyor.
Böylece, göğüs boyları tek tipe iniyor. Unutmayın ki; herkesin
birbirine benzediği bir dönemde, farklılık daha çok ilgi çeker” dedi.

Göğüs büyütme ilk sırada

Kadınların yaptırdığı estetik ameliyatlar şöyle sıralanıyor:

1) Göğüs ameliyatı: 2 gece hastanede yatmak gerekiyor.

2 hafta ağrı yapıyor.

2) Burun ameliyatı: Hastanede 1 gece yatılıyor. Şişlik yaklaşık 10 günde iniyor.

3) Yağ aldırma: Dinlenme süresi 2 hafta.

4) Göz torbası aldırma: 3 ile 7 gün arası sızlama yapıyor.

5) Karın derisini toplama: 2 hafta boyunca yatmak gerekiyor.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir Cuma Şub. 29, 2008 11:59 pm

Daha dolgun dudaklar

Dudaklara dolgunluk veren
yeni bir güzellik ürünü Türkiye'de çılgınlık derecesinde yaygınlaşıyor.
Başta manken Şenay Akay olmak üzere birçok ünlü sima bu ürünleri
kullanarak incecik dudaklarını dolgunlaştırıyor. Hem de sanki silikon
taktırmışçasına... Sally Hansen'in Amerika'da yok satan ürünü Lip
Inflation, nane, tarçın ve zencefil aromalı... Uzmanların hiçbir yan
etkisi olmadığını söylediği ürün eczanelerde 27 YTL'ye satılıyor.
İçeriğinde bulunan kolajen sayesinde dudak çatlaklarını ve dudak
kontürünü daha belirgin hale getirerek daha dolgun görünmesini
sağlıyor. Ancak kulananlar sanki acı biber yemiş gibi dudakları
yaktığını da hatırlatıyor.









__________________
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:00 am

Teknoloji kadınların hizmetinde

Selülit genetik, hormonal
sebeplerle deri ve deri altı dokusundaki dolaşım bozukluğu sonucu bu
dokularda ödem, elastik liflerin elastikiyet ve sıklığında bozulma
sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.

Başlangıçta fark edilebilen ilk bozukluk damar geçirgenliğindeki
değişimdir. Dokular arasına sıvı sızması ödem olarak bilinen durumu
oluşturur. Bu durum tedavi edilmezse deri sıkışarak gerginleşir
esnekliğini yitirir. Bu durum deri altındaki yağ hücrelerinin ve
liflerin gelişigüzel dizilimine şişlik ve yumrular oluşumuna sebep
olur. Ciltte portakal kabuğu tabiri kullanılan görünüm oluşur.

Kalça, bacaklar, büklüm yerleri, omuz ve kollar sıklıkla gözlenen
bölgelerdir. Karın ve göğüslerde daha seyrek olarak rastlanmakadır
Tedavide başarıyı artırabilmek için birçok yöntem denenmiştir. Kremler,
losyonlar, ultrason tedavisi, elektro-lipoliz, ozon tedavisi,
mesoterapi, pressoterapi, liposuction, manuel masaj bu yöntemlerdendir.


Daha başarılı ve az yan etkili yöntem arayışı lazerli selülit
tedavisini ortaya çıkarmıştır. Lazerle selülit tedavisi bu alanda yeni
bir buluş ve devrim niteliği taşımaktadır. Kısa sürede ciddi pozitif
sonuçlar alınmaktadır.Yaklaşık 3 yıl önce bulunmuş ve FDA onayı almış
olan bu cihaz üç etkin mekanizma ile sellülit tedavisi yapmaktadır.

1-lazer enerjisi kan dolaşımını düzenler, elastik liflerin elastikiyetini artırır.

2- masaj yoluyla derin dokularda dolaşım kolaylaşır, ritmik masaj sayesinde kollojen doku uyarılır, lenf drenajı yapar.

3-soğutucu etki yağ dokusunun hacmini azaltarak ve ödemi çözücü etkiye katkıda bulunarak bu etkileri kuvvetlendirir.

Bu etkiler dokudaki biyolojik atıkların atılmasını ve dokunun
oksijenlenmesini, bağ dokunun yeniden organizasyonunu sağlar. Dokunun
gerginliği ve elastikiyeti tekrar düzenlenmiş olur.

Cilt tonusu artar cilt sıkılaşır, pürüzler yok olur, cildin kanlanması
artar. Uygulama yapılan bölgelerde ve vucudun genelinde bir zayıflama
ve toparlanma oluşur.

İşlem ağrısızdır. Hatta o anda var olan yorgunluk ağrılarını giderir.
Vucudun her tarafına uygulanabilir. Haftada 2-3 seans toplam 15 seansta
gözle görülür net bir iyileşme sağlanır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:00 am

Doğum kontrol iğneleri

Kolay uygulanabilir
olması,güvenilirliğinin yüksek olması ve diğer yöntemleri
kullanamayacak olanlarda da uygulanabilmesi her geçen gün aylık ve üç
aylık doğum kontrol iğnelerinin kullanımını arttırıyor.

Aylık iğneler adetin ilk günü ,üç aylık olanlar ise adetin ilk beş günü içerisinde uygulanabiliyor.

Yan etkileri diğer doğum kontrol ilaçlarına oranla bir hayli düşük.

Ağızdan alınan doğum kontrol hapları 35 yaş üzeri ve sigara kullanan
bayanlarda risk oluştururken iğneler bu grupta uygun bir seçim olarak
öneriliyor.

Ağızdan alınan doğum kontrol haplarındaki kullanımın unutulması riski bu yöntemle minimuma indiriliyor.

Özellikle emziren kadınlarda doğumdan altı hafta sonra uygulanabiliyor
ve bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi görülmüyor. Emziren
kadınlarda süt miktarı,kalitesi ve emzirme süresini etkilemiyor.

Tansiyon ve şeker hastalarında kullanımında ciddi bir olumsuzluk
gözlenmemiş olsa da doktor kontrolünde kullanılması öneriliyor.

Uzun süreli kullanımında adet görmeme veya adet düzensizliklerine sebep
olabiliyor; ancak ilacın bırakılmasıyla düzeliyor. Ancak adet görmeme
tıbbi bir problem olarak kabul edilmiyor. Hatta anemi(kansızlık)nin sık
görüldüğü bölgelerde bir avantaj olabileceği söyleniyor.

Endometrium kanserine karşı koruyucu olduğu, dış gebelik oluşma riskini
azalttığı, mevcut over kistleri ve selim meme kitlelerini gerilettiği
iddia ediliyor.

Zaman zaman yönteme ara verip vücudun dinlendirilmesi gereksinimi yok.

Emzirmeyen kadınlarda doğumdan hemen sonra uygulanabiliyor.

İlk enjeksiyondan sonra sık ve beklenmeyen kanama ve lekelenmelere neden olabiliyor.

Yöntem bırakıldıktan sonra doğurganlığın geri dönüşü ortalama dokuz ay sürüyor.

Seyrek görülse de baş ağrısı,kilo alma ,memelerde duyarlılık, mide
bulantısı, ruhsal değişiklikler gibi bazı yan etkilere neden olabiliyor
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:01 am

Bu haber kadınlara!

Başkentte, müşteri
sayısını artırıp rakiplerinin bir adım önüne geçmek isteyen bir kadın
kuaförü, kadınların saç ve makyaj tarzlarını, karakterden, kariyer
seçimi ve iş hayatına, aşktan, para ve sağlığa kadar pek çok konu
üzerinde etkili olduğuna inanılan burçlara göre belirliyor.

Sıhhiye’deki işyerinde hizmet veren Nazan Tezcan, 15 yıldır bayan
kuaförü olduğunu, aynı zamanda astroloji ile "yakından" ilgilendiğini
belirterek, "astroloji bilgileri ışığında insanların kişiliklerine ve
geleceğine ilişkin analizlerde bulunabildiğini" ifade etti. Tezcan,
"günümüzde yalnızca saç kesimi ve fön çekmenin kuaförlük için yeterli
olmadığını", bu nedenle astroloji bilgilerini mesleğine uyarladığını
kaydetti.

Burçların, insanların karakterlerini etkilemesinin yanı sıra
beğenileri, arzuları, hayattaki duruşları ve tarzları üzerinde de
etkili olduğunu öne süren Tezcan, "Kadınların çoğu, burçlarının giyim,
kuşam, saç ve makyaj tarzlarını belirlediğini bilmiyor. Bu nedenle
astroloji bilgilerinden yararlanarak ve mesleki yeteneklerimi
kullanarak, onlara burçları doğrultusunda en fazla yakışan saç rengi,
biçimi ve makyajı seçiyorum" dedi.

"Burçların kendine özgü renkleri olduğunu", kıyafet ve saç rengi
seçimlerinde bu renklerin tercih edilmesinin "daha çok" beğeni
toplayacağını ifade eden Tezcan, şunları kaydetti: "Ateş burçlarından
(Koç, Aslan ve Yay) olan kadınlara, çılgın saç renkleri yakışır. En
uygun saç rengi ise platin sarısı. Kahverengi ve ateş kızılı da bu
grubun kadınlarına hoşluk kazandırır. Ateş burcu kadınları makyajda en
çok kahve tonlarını ve pembeyi tercih etmeli.
Uzun ve dalgalı saçlar bu grubun kadınları için idealdir.

Toprak burçlarından (Oğlak, Başak ve Boğa) kadınlar, saç ve makyaj için
turuncu ve kahve tonlarını ön planda bulundurmalı. Kat kesim bu gruba
oldukça yakışıyor. Mavi/siyah saçlar hava grubu burçlarından (Kova,
Terazi ve İkizler) hanımları mükemmel bir görünüme kavuşturuyor. Kısa,
sert saç kesimleri Kova, Terazi ve İkizler kadınlarını çok çekici
kılıyor.
Makyajda mavi-yeşil tonlara ağırlık vermeli.

Su burçları (Balık, Akrep ve Yengeç) saç boyamada sarı renkleri tercih
etmeli. Gölge ve balyaj çok yakışır bu grubun hanımlarına.
Makyaj da ise metal renkler göz önünde bulundurulmalı." Kadınların,
rahatlamak ve bakımlı olmak için kuaföre geldiğine işaret eden Tezcan,
kendilerinin de müşterilerine en iyi hizmeti sunmaya çalıştıklarını
söyledi. Tezcan, "Müşterilerimiz buradan aldıkları hizmetten memnun
olarak ayrılıyorlar" dedi.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:02 am

Kadınlar mutlaka okumalı!

Sanayide baca gazlarında
bulunan 'dioksin' maddesinin, kadınlarda kısırlığa neden olan
'Endometriyozis' hastalığının sıklığını artırdığı bildirildi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim
Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaptığı açıklamada,
Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde Endometriyozis
hastalığının görüldüğünü ve bu kadınların yaklaşık yüzde 50'sinin çocuk
sahibi olabilmeleri için tedavi görmeleri gerektiğini söyledi.

Endometriyozis hastalığının, yumurtalıkta kist oluşumuna neden olduğunu
ve özellikle kentte yaşayan kadınlarda hastalığın daha sık görüldüğüne
dikkati çeken Tıraş, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC),
kanser yapan maddeleri sıraladığı listesinde 'dioksin' maddesinin,
kadınlarda kısırlığa neden olan endometriyozis hastalığına neden
olduğunu açıkladığını bildirdi.

KİSTLER ÇOK KÜÇÜKKEN AĞRI YAPABİLİYOR
Endometriyozis hastalığı olan kadınların, kasıklarda kronik ağrı, adet
döneminde-cinsel ilişki sırasında ağrı ve kısırlık belirtileriyle
doktora başvurduklarını anlatan Prof. Dr. Tıraş, hastalığa bağlı
oluşmuş karın içi yapışıklıkları ve çikolata kistleri olarak
adlandırılan yumurtalık kistlerinin tedavisinin laparoskopi yöntemiyle
yapıldığını söyledi.

Tıraş, Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde
Endometriyozis hastalığının görüldüğünü ifade ederek, ''Hastalığın
yaygınlık oranı yüzde 4-5 civarında, ancak çocuk sahibi olamayan kısır
kadınlarda bu oran yüzde 40-50'ye kadar çıkabiliyor. Yani kısır olan 2
kadından birinin sorunu endometriyozis'' diye konuştu. Tüm ameliyatlar
ele alındığında her yüz hastanın 18'inde endometriyozis gözlendiğine
işaret eden Tıraş, kısırlık nedeniyle ameliyat edilen hastalar da ise
endometriyozisin görülme sıklığının
yüzde 33'lere kadar yükseldiğini sözlerine ekledi.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:03 am

Hipertansiyon kadınlarda yaygın

Türkiye'de, erişkin
yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37'sinde hipertansiyon görülürken,
erkeklerde bu oranın yüzde 28 olduğu bildirildi.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. İlhan Satman, hipertansiyonun, kan basıncının yükselmesinden
kaynaklanan, kalp-damarlarda bir dizi soruna yol açan bir hastalık
olduğunu söyledi.

Hipertansiyonun görülme sıklığının, yaşlanmayla birlikte arttığını belirten Satman, şöyle konuştu:

''Hipertansiyon, ilk olarak 25-55 yaşlarında ortaya çıkar. 20 yaşından
önce tek bir nedene bağlanamayan (primer hipertansiyon) çok nadirdir.
Bu yaş grubundaki hipertansiyon çoğu kez başka bir hastalıktan, (böbrek
yetersizliği, böbrek veya kalp damarlarının daralması, böbrek üstü
bezinde ur bulunması gibi) kaynaklanmaktadır. 50-55 yaş grubunda yüzde
47, 60-65 yaş grubunda yüzde 62, 70 yaşından sonra yüzde 74 oranında
hipertansiyon görülmektedir.''

Satman, hipertansiyonun erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde
37'sinde, erkeklerde ise yüzde 28 görüldüğüne dikkati çekerek, şöyle
devam etti:

''Hipertansiyon, kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle
kadınlarda hipertansiyon erkeklerden yüzde 32 oranında daha fazla
görülmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında kadınlarda obezite ve
diyabetin daha yaygın olması, hormonal nedenler, hareketsizlik ve bazı
ilaçların (romatizma ilaçları, kortizonlu ilaçlar ve östrojen gibi
hormonal ilaçlar vb.) kullanılması sayılabilir.''

''ERİŞKİN NÜFUSUN YÜZDE 30'U HİPERTANSİYONLU''

Türkiye'de 20 yaş ve üzerindeki erişkin nüfusun yüzde 30'unun hipertansiyonlu olduğunu vurgulayan Satman, şunları kaydetti:

''Hipertansiyonlu kişilerin yaklaşık olarak yarısından biraz fazlası
(yüzde 54), kan basıncı yüksekliğinin farkında değildir. Hipertansiyonu
olduğunu bilen hastaların ancak yüzde 45'i düzenli ilaç kullanmaktadır
ve bunların da sadece yüzde 40'ında kan basıncı kontrol altında
bulunmuştur. Dünyada çeşitli toplumlarda erişkin nüfusun hipertansiyon
sıklığı ise yüzde 25 civarındadır.''
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:03 am

Başağrısının bedeli ağır

Kadınların baş ağrısı
şikayetinin erkeklere göre daha fazla olduğu ve Türkiye'de sadece
kadınların bu rahatsızlıktan dolayı tedavi ve iş kaybı maliyetinin
yıllık 300 milyon dolara ulaştığı bildirildi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Baş Ağrısı ve Klinik
Farmakoloji Dernekleri Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, migren ağrısı çeken 380 kadın üzerinde, ağrının ne
kadar sıklıkta yaşandığı, hangi ilaçların kullanıldığı, ilaçlara ve
doktorlara harcanan tutarları belirlemek için anket çalışması
yaptıklarını bildirdi.

Tulunay, ağrıların getirdiği maliyetin yanı sıra iş hayatında da verimi
düşürdüğünü, böylelikle, sosyoekonomik boyutunun da bulunduğunu
belirterek, şöyle devam etti:

''Anket, erkeklere göre baş ağrısı şikayeti daha fazla olan kadınlar
üzerinde yapıldı. Anket sonuçlarından yola çıkarak, ağrılarından dolayı
kaç gün işe gidemedikleri, ilaç ve hastane masraflarını belirledik. Bu
çalışma bize sadece kadınların baş ağrısı şikayeti nedeniyle ülkemizde
yıllık 300 milyon dolar tedavi ve iş kaybı maliyeti getirdiğini
gösterdi. Erkeklerde de bu miktarın yıllık 100 milyon dolar olduğunu
tahmin ediyoruz.''

Tulunay, bir gözlemlerinin de doktorların gereksiz yere baş ağrısı
tedavisi için pahalı ilaç yazdıkları yönünde olduğunu ifade ederek,
''Ülkemizde ilaç firmalarının aşırı promosyonu nedeniyle ne yazık ki
doktorlar, 2-3 YTL'lik ilaç yerine 8-10 YTL'lik ilaç veriyorlar.
Doktorların gerek olmadığı halde pahalı ilaçları yazmaları, maliyetin
artmasına neden oluyor'' dedi.

Kronik baş ağrılarının ikili ilişkilerde de olumsuz sonuçları beraberinde getirdiğini vurgulayan Tulunay, şunları söyledi:

''Maddi kaybın yanında bu ağrılar, çiftlerde yorgunluk, halsizlik,
agresiflik gibi birtakım olumsuzları da beraberinde getiriyor. Yani
ağrılar, hem servet harcanmasına, iş kayıplarına hem de aile saadetinin
baltalanmasına zemin hazırlıyor. Sadece baş ağrısı nedeniyle boşanmalar
bile olduğu ortaya çıktı. İşin kötü tarafı ise hiç kimse ağrıların
insan hayatında bu kadar etkili olduğunu düşünmüyor.''
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:04 am

KADINLARDA KISIRLIK
Nedir ..?
Geçmişe dönük incelemelerde,evlenen çiftlerin ortalama 6 ay içinde gebe
kaldıkları tesbit edilmiştir.% 10 – 15 kadar çift,doğum kontrolü
uygulamadıkları ve düzenli ilişki içinde oldukları halde bir yıl içinde
çocuk sahibi olamamaktadır.İşte,korunmaksızın düzenli cinsel ilişkisi
olan çiftlerin bir yıl içinde gebe kalamaması durumunda kısırlıktan
(infertilite) söz edilebilir.

Kısırlık ; erkek ya da kadın veya her ikisinde birden olan üreme
problemleri neticesinde ortaya çıkar.Bazı çiftlerde belli bir kısırlık
nedeni de bulunamamaktadır.Kısır çiftlerin yaklaşık % 20 sinde birden
fazla neden bulunmaktadır.Kısırlığın erkek ve kadına ait olan nedenleri
yaklaşık olarak eşit oranlardadır.

Bir kadının gebe kalabilmesi için öncelikle hormonlarının düzenli
çalışması ve pelvik organlarının (uterus, tüpler ve overler)
fonksiyonel olması gerekir.Yaşlanma ile overlerde (yumurtalıklar)
gerileme başlayacaktır. Yaşlanma ile yumurtaların sayılarında ve
niteliklerinde azalma olur,bunun neticesinde ovulasyon (yumurtlama)
daha seyrek olarak oluşmaya başlar.30 yaşından sonra her 5 yılda bir
ovulasyon sayısında progresif olarak bir azalma olmaktadır.44 yaşından
sonra,gebelik ihtimali ilaçlarla bile hemen hemen tamamen
kaybolmaktadır.

Belirtiler...
Kısırlığın,gebe kalamama dışında hiç bir belirtisi yoktur.Ancak
kısırlığın nedenlerine ait bir takım belirti ve bulgular mevcuttur ve
doğal olarak bunlar da medikal problemlerdir.Tıbbi öykünüz kısırlığın
nedenini açıklamaya yardım edebilir.Bunlar,muhtemelen aşağıdaki
nedenlerden bir yada bir kaçıdır ;

Ovulasyon problemi infertil olan her beş kadından birinde
bulunmaktadır.Eğer her ay adet düzeniniz dahilinde ovulasyon
görmüyorsanız muhtemelen giderek daha azalacak veya yok
olacaktır.Ovulasyon probleminin en sık nedenleri ; beslenme
bozukluğu,hızlı kilo kaybı,ağır egzersiz programı,aşırı zayıflık veya
şişmanlıktır.Troid hastalıkları,hipofiz bezine ait bazı
problemler,adrenal bez hastalıkları ve polikistik over gibi bir kısım
hormonal bozukluklar da ovulasyonun olmasını zorlaştırır ya da
engellerler.Beklenmeyen,ani bir kilo alma ya da kilo kaybı,aşırı
kıllanma ya da saç kaybı (kelleşme),akne ya da overlerde kist oluşması
gibi bazı belirtiler hormonal bozuklukların neden olduğunu
düşündürür.Over kistleri pelvik ağrılara neden olabildikleri gibi
ovulasyonla ilgili problemler de yaratabilirler.
Fallop tüplerinde herhangi bir yapışıklık ya da tıkanıklığın
olması,yumurtanın uterusa ulaşmasında problem yaratacağından gebeliği
engelleyebilir.Kadına ait kısırlık nedenlerinin yaklaşık % 30 unu da
tüpler ait problemler teşkil etmektedir.Tüplerdeki hasar daha çok
geçirilmiş bir tubal cerrahi, tubal dış gebelik,endometriozis, veya
geçirilmiş bir pelvik inflamatuar hastalık nedeniyle
oluşmaktadır.Pelvik inflamatuar hastalık (PID),gonore ya da klamidya
gibi sıklıkla seks yoluyla geçen hastalıklarla meydana getirilen
,bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır.Enfeksiyon neticesinde tüplerde
sıklıkla hasar,yapışıklık yada tıkanıklık meydana gelir.Ateşli ya da
ateş olmaksızın pelvik bir ağrının varlığı PID ya da endometriozisi
düşündürmelidir.
Kadın infertilitesinin yaklaşık % 20 kadar nedenini de uterusa ait
problemler teşkil eder.Myomlar ya da uterin polipler aşırı adet
kanamalarına,pelvik ağrılara ya da uterusta aşırı büyümelere neden
olabilirler.Uterus içinde meydana gelmiş bir hasar (skar),muhtemelen
geçirilmiş bir uterin enfeksiyon,kendiliğinden ya da tıbbi yoldan olan
düşükler veya küretaj gibi cerrahi müdahalelerin bir komplikasyonu
sonucu meydana gelebilir.Bu durum normalden az miktarda ve seyrek adet
kanamalarına neden olabilirken adet kanamalarında hiç bir değişikliğe
neden olmadan da seyredebilir.
Teşhis...
Kadın infertilitesinin teşhisinde ilk ve en önemli unsur ovulasyonun
(yumurtlama) varlığıdır.Yumurtanın atılmasıyla birlikte seks
hormonlarının seviyesinde de büyük değişiklikler olur.Hormon
seviyelerindeki bu değişiklikler idrar ve kan testleri ile,günlük vücut
ısısı takibi ile veya servikal – vajinal salgıların yoğunluk ya da
kalite açısından değerlendirilmesi ile tesbit edilebilir.

Hormon değişikliklerinden ilk olarak sabah ölçülen vücut ısısı
etkilenir.Eğer bir termometre ile her gün,sabah kalktığınızda vücut
ısınızı ölçerseniz,adet döngünüzün ikinci yarısı içinde ısının
arttığını tesbit edebilirsiniz.Ovulasyon sonrasında vücut ısısında
hafif bir artış olur.
Ovulasyonun tesbiti için bir başka yol da evde kendi kendinize,idrar
ile yapabileceğiniz,yumurtanın atıldığını gösteren ovulasyon tesbit
(ovulation predictor) testidir.Bu test ile idrarda artan luteinizan
hormon seviyesi kontrol edilmiş olunmaktadır.Eğer siklusun ikinci
yarısında pozitif bir test sonucu görülmesi ovulasyonun olduğuna işaret
eder.
Dikkatli bir takip ile bazı kadınlar,ovulasyonun bir işareti olan
vajinal salgının görünümündeki değişiklikleri farkedebilirler.
Eğer gerekli görülürse,menstrüel siklusun geç dönemlerinde,ovulasyon
varlığını teyid etmek için kanda artmış progesteron seviyesi tesbit
edilebilir.Follikül stimülan hormon (FSH) ve östrojen (E2) gibi diğer
iki seks hormonunun kandaki seviyeleri de yumurtanın salınabilmesi için
uygun şekilde çalışan bir yumurtalığın (over) varlığını
gösterebilir.Ovulasyonun tesbiti için bu kan testleri en kullanışlı
testlerdir.

Tıbbi hikayenizi dinleyen ve sizi muayene eden doktorunuz,bundan
sonra,muhtemelen,troid ,hipofiz ve adrenal hormonları gibi fertiliteyi
etkileyebilecek hormonları tetkik etmek amacıyla kan testleri
isteyecektir.Enfeksiyon olup olmadığını anlamak amacıyla vajinal ve
servikal mukusun incelenmesi için örnek de almak isteyebilir.

Kısırlığın nedenini anlamak için uygulanan diğer testler pelvik organların fiziksel yapısını açıklamaya yöneliktir ;

Histerosalpingografi (HSG), x-ışınları kullanılarak yapılan bir
incelemedir.Burada serviksten geçen silindirik bir katater yardımıyla
uterus içine sıvı bir x-ışını boyası verilmektedir.X-ışınlarına duyarlı
bu boyanın yayılım şekli değerlendirilerek uterus kavitesi,muhtemel
polipler,myomlar ya da kavitede düzensizlik yaratabilecek benzer
tümoral kitlelerin varlığı yönünden araştırılacaktır.Ayrıca boyanın
tüpler içinde ilerleyişi ve karın içine yayılışı sonrasında da tüplerin
herhangi birinde kısmi ya da total bir tıkanıklık olup olmadığı
anlaşılabilir.
Ultrasonografik inceleme; uterusun şekli,büyüklüğü,iç yapısı ve
endometrial tabaka hakkında bilgi verici olmasına rağmen tüplerdeki
tıkanıklıkları gösteremez.Ayrıca,overlerin (yumurtalıklar)
şekli,boyutları ve kistik bir oluşuma sahip olup olmadıkları
konularında da faydalıdır.Pelvisin ultrasonografik incelenmesi, röntgen
(X ışınları) ya da ilaçlı / boyalı filmler gibi vücudu etkileyebilecek
tetkiklerden çok daha güvenlidir.
Histeroskopi ve laparoskopi ise jinekologlar tarafından uygulanabilecek
cerrahi prosedürlerdir.Her iki prosedür de pelvik organların bir video
kamera ile görüntülenebilmesini ve özel cerrahi enstrümanlar ile
operasyona olanak verilmesini temin ederler.Doktorunuz histeroskopi
yaparken bu enstrümanları kullanarak uterusun içini
gözleyebilir,biyopsi alabilir,polip,myom ya da skar dokuları varsa
bunlara müdahale edebilir.Histeroskopi ile deforme olmuş bir uterin
kavite,içeriden yeniden şekillendirilebilir.Benzer enstrümanlar
kullanılarak yapılan laparoskopi ise karın içinden pelvik organların
gözlemlenmesine,gerekli yerlerden biyopsi alınabilmesine,skar
dokularının pelvik organlardan ayrılmasına,uterusa ait polip ve
tümörlerin alınmasına ve overlerdeki kistlerin çıkarılmasına olanak
tanır.
Vakaların % 80 inde kısırlığın nedeni tesbit
edilebilmektedir.Unutulmaması gereken en önemli şey,nedeni tesbit
edilememiş olsa bile,kısır olarak nitelendirilen çiftler her zaman için
spontan olarak gebe kalabilme potansiyeline sahiptirler.

Beklenen süre...
Kısırlığın araştırılması genellikle oldukça uzun bir zaman
alabilir,çünkü bir çok test uygulanması gerektiği gibi bu testlerin bir
çoğu da adet siklusunun sadece bazı özel dönemlerinde
yapılabilmektedir.Ayrıca tedavi de; zaman,dikkatli planlama ve düzenli
takip gerektirmektedir.Gebelik oluşana kadar harcanan hatırı sayılır
derecede çok zaman, bu durumdaki çiftler için oldukça yıkıcı ve üzüntü
vericidir.Kısırlığın sebebi ya da tedavi yolları araştırılacak olan bir
kadının, özellikle psikolojik yönden hazırlanması problemlerle başetmek
açısından yardımcı olacaktır.

Korunma...
Gebe kalabilmek için şansınızı arttırmanın bir takım yolları vardır ;

Orta dereceli bir egzersiz programı takip ediniz... Eğer çok ağır
egzersiz programları uygularsanız adetlerinizde azalma ya da tamamen
yok olma meydana gelebilir ki bu da gebe kalabilme şansınızı
azaltalacaktır.
Aşırı kilo almaktan sakınınız...Optimum olarak 20 – 27 arasında vücut
kütle indeksine denk gelecek şekilde bir kiloya sahip olmak gerekir.
Alkol,sigara,aşırı kafein ve mariuana ya da kokain gibi bağımlılık yapıcı maddelerden uzak kalınız.
Kullandığınız ilaçları doktorunuza söyleyiniz...digoksin,vücut yapıcı
steroidler,troid,depresyon, hipertansiyonve astım gibi hallerde
kullanılan bazı ilaçlar ve bazı antasitler gebe kalmanızı
engelleyebilir veya gebeliğin korunmasını engelleyebilirler.
Gebe kalmadan önce sağlıklı bir vücuda sahip olmak da önem
arzetmektedir.Bu nedenle gebelik öncesinde en az bir ay boyunca günde
0,4 miligram folik asit alınmasında yarar vardır.Gebelikten bir kaç ay
önce alınmaya başlayan folik asit takviyesi bebekte oluşabilecek
omuriliğe ait anormalliklerin gelişme riskini oldukça azaltacaktır.

Tedavi...
Tedavi,nedene yöneliktir.Kısırlığın bir kısım nedenleri spesifik bazı
tedavi yolları gerektirir; örneğin,bir myomun cerrahi yolla çıkarılması
ya da troide ait problemler için ilaç tedavisi uygulanması gibi...

Ovulasyonun seyrekliği yada olmayışı ile birlikte olan infertilite
vakaları sıklıkla hormonal ya da fertilite ileçları ile ve özel
laboratuvar uygulamaları ile tedavi edilebilmektedir.Tüm fertilite
ileçlarının potansiyel yan etkileri vardır ve ikiz ya da dah fazla
sayıda çoğul gebeliklere neden olabilirler.Bu ilaçların kullanımı ve
prosedürlerin uygulaması için bu konuda deneyimli doktorlara ihtiyaç
vardır.

Klomifen sitrat,yumurtalıkları uyararak oradan bir ya da daha fazla
yumurta salınmasına olanak tanıyan bir ilaçtır.Bu tip ilaçlar doğal
hormonlarınızın seviyelerinde ayarlamalar yaparak indirek olarak etki
gösterirler.
Luteinizan hormon (LH) ve follikül uyarıcı hormonun (FSH) enjeksiyonik
formları ancak bir infertilite uzmanı tarafından dikkatli bir denge
içinde kullanılmalıdır.Bu ilaçlar overleri etkileyerek bir siklusta
birden fazla yumurta oluşmasını sağlar.Bu uygulama superovulasyon ya da
ovulasyon indüksiyonu olarak adlandırılır.
Eğer tüplerde bir problem yoksa çatlayan follikülden çıkan yumurta
tüpler yoluyla uterusa doğru ilerlemeye başlayacak ve bu sırada intra
uterin inseminasyon (IUI: aşılama) yoluyla rahim içine verilen
spermlerle karşılaşacaktır.Bununla birlikte,eğer,tüpler kapalı ya da
problemli iseler,ilaçlarla oluşturulan yumurtalar özel cerrahi yollarla
toplanarak laboratuvar ortamında spermler tarafından
döllendirilirler,daha sonra döllenmiş bu yumurtalar ya da embriyolar
değişik embriyo nakil teknikleri ile uterus içine direk olarak
yerleştirilerek orada gelişmeye bırakılırlar.

IUI (Intra Uterin Inseminasyon : aşılama),spermlerin rahim içine direk
olarak verilmesinden ibaret bir tekniktir.Erkekten,genellikle
masturbasyon yoluyla alınan sperm örnekleri bir kısım işlemlerden
geçirildikten sonra,özel bir kanül ya da enjektör yardımı ile uterus
içine verilirler.
In Vitro Fertilizasyon (IVF) ise,yumurta ve spermin vücut
dışında,laboratuvar ortamında bir kap içinde karşılaştırılması esasına
dayanır.Yumurtalar,ilaçlarla uyarılan overlerden,cerrahi yolla elde
edilirler.Laboratuvarda spermlerle birleştirildikten sonra oluşan
başarılı embriyolar uterus içine verilirler. Uterus içine birden fazla
başarılı embriyolar da verilmiş olabilir fakat IVF bunların rahim
içinde tutunarak gebeliğin devamını garanti edemez.Bazen de uterusa
bırakılan birden fazla yumurta tutunarak, ikiz,üçüz, ve daha fazla
sayılı çoğul gebelikler meydana gelebilir.
ZIFT (Zygote Intra Fallopian Transfer) veya GIFT (Gamete Intra
Fallopian Transfer) olarak adlandırılan teknikler ise IVF nun değişik
uygulanan prosedürleridir ve her ikisinin uygulanabilmesi için de
tüplerin tamamen sağlıklı olmaları gereklidir İlaçlar yoluyla
oluşturulan yumurtalar cerrahi yolla toplanırlar ve laboratuvarda bir
araya getirildikten sonra uterus içinde değilde direk tüp içine
verilirler (ZIFT) ya da yumurta oluşumu ilaçlarla sağlandıktan
sonra,follikülün çatlayıp,yumurtanın dışarı atılmasını takiben
spermlerin direk olarak tüpler içine verilirler ve döllenmenin ,tüpler
içinde,kendiliğinden olması sağlanır (GIFT).Her ikisinde de amaç;sperm
ve yumurta karşılaşıp da döllenme gerçekleştikten sonra,tüplerden
uterus içine kadar gidebilmesi 4-5 gün kadar süren embriyo
taslağının,matüritesinin sağlanması ve gelişimini tamamlayabilmesi için
ona zaman tanınmasıdır.Bu iki teknikte de IVF de olduğu gibi işlem
öncesinde yumurta oluşumunu sağlamak amacıyla ilaç tedavisi ve oluşan
yumurtaların toplanması amacıyla da cerrahi teknikler gerekmektedir.
ICSI (Intra Cytoplasmic Sperm Injection : Mikroenjeksiyon),daha çok
erkek infertilitesinde tercih edilebilecek bir tedavi
yöntemidir.Sayı,yapı ve hareket açısından normal bir döllenmeyi
sağlayamayacak kadar zayıf özellikte spermleri olan erkeklerden alınan
iyi özellikteki tek bir sperm ,laboratuvar şartlarında,çok özel
tekniklerle,mikroskop altında yumurtanın zarı içine verilir ve
yumurtanın döllenmesi sağlanır. Oluşan embriyo taslağı yine çok özel
teknikler ile uterusun duvarı içine yapıştırılır (hatching).Bu teknikte
de uygulama öncesinde ilaçlarla yumurtaların oluşturulması ve bu
yumurtaların cerrahi yolla toplanması işlemi mevcuttur.
Kısırlık tedavileri başlamadan önce ; anne – babalık ve prosedürlere uyum konusunda doktorunuzdan bilgiler alınız.

Ne zaman doktora başvurmalıdır..?
Korunmaksızı, eşinizle birlikteliğinizin ilk yılı bitmiş olmasına
rağmen henüz gebe kalamamışsanız (bu, hayatınızın herhengi bir
döneminde kendiliğinden gebe kalamayacağınızı garantilemez) durumu
açıklığa kavuşturmak için doktorunuza başvurmanız yerinde
olacaktır.Eğer 30 lu yaşlarda iseniz spontan gebeliği en fazla 5-6 ay
kadar beklemeli ve daha sonra doktorunuza başvurmalısınız.Eğer 40 lı
yaşlarda iseniz henüz tamamen geç kalmış olmamak için hiç vakit
kaybetmeden doktorunuza ulaşınız.

Eğer kısırlık tedavisi esnasında yumurtaları büyütmek için alınan
ilaçlar pelvik ağrı ya da karın şişliği gibi şikayetler yaratıyorsa
mutlaka doktorunuzu uyarın.Uyarılan yumurtalar daima karın içinde sıvı
toplanmasını ve bu nedenle de ağrı ve şişkinliklere neden olurlar.

Takip...
Ne mutlu ki, kısırlık nedeniyle tedavi görmekte olan çiftlerin hemen
yarısı,hızla ilerleyen teknoloji ve ilaçlar sayesinde artık gebeliği
yakalayabilmektedirler.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:04 am

VE NİHAYET YAŞLILIK
Zaman ilerledikçe vücudumuzda da bazı fizyolojik değişimler başlar.
20'li yaşlarda sahip olduğumuz vücut, 50'li yaşlara gelindiğinde büyük
değişiklikler gösterir. Değişim sadece fiziki görünümde kalmaz. Tıpkı
vücudumuz gibi, saçlarımız da yaşlanmanın etkilerini taşır. Her on
yılda bir vücudumuzda ve saçlarımızda ne değişiklikler yaşanıyor
görelim. 20'li yaşlarında hiç kimse 10 yaş genç görünmeye gerek duymaz.
Ama yine de herkes bu genç ve taze görünümünü muhafaza etmek ister.
20'li yaşlardayken vücudumuzda meydana gelen değişmelere bir bakalım...
* Cilt, çocukluk yaşlarından itibaren olumsuz koşullardan etkilenmeye
başlar. * Cildin yaşlanma süreci 17- 25 yaşları arasında başlar. * Kas
yoğunluğunun artışı bu yaşlarda yavaşlar. * Vücuttaki fazla yağ vücuda
dağıtılır. * Hücre yenilenmesi yüzde 28 azalır. * Kemiklerin gelişimi
durur. * Cildin yağ oranı düşer ve ince çizgiler çıkmaya başlar. NELERE
DİKKAT ETMELİYİZ? 20'li yaşlar, cildinize gereken önemi vermeniz
gereken dönemin başında gelir. Artık hormonlarınız oturmuş, cildinizin
yapısı belirlenmiştir.
* Cildinizi her zaman nemlendirin ve güneşin zararlı ışınlarından koruyun. Kışın bile koruyucu kremlerle dışarı çıkın.

* Hücre yenilenmeniz yavaşladığından ölü hücrelerinizden peeling yaparak kurtulun.

* Hiçbir şeyin sizi sigara kadar kolay yaşlandırabileceğini unutmayın, sigara içiyorsanız bırakmaya çalışın ya da azaltın.

* Fazla tuzlu, fazla şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Bu tür
bir beslenme, ileride kalp hastalıklarına, şeker hastalığına ve hatta
kansere neden olabilir.

* Düzenli beslenmeye özen gösterin ve bolca meyve sebze tüketin.

* 20'li yaşların ortasına kadar kemikler gelişimini sürdürür. Bu yüzden bol bol kalsiyum ve o**** 3 yağ asidi tüketin.

* Spor yapın, eğer spor yapmaya fırsatınız yoksa bol bol yürüyün.

20 'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ

* Her santimetre karede yaklaşık 1100 saç kökü ile doğarsınız.

* Saçlar en çok 16-24 yaşları arasında hızla uzar.

* Saçlarınız en çok 20 yaşında gürdür.

* Saç renginiz siz yaşlandıkça koyulaşabilir.

* Bu yaşlarda santimetre kare başına düşen saç kökü sayısı 600'e iner.

* Erkeklerin yüzde 20'si, yirmili yaşlarda kellikle karşı karşıya kalır. 30'lu yaşlar:

Yaşlanmanın ilk belirtileri ile bu yaşlarda karşılaşılır. Fakat yine de
siz yaşlanıyorum endişesine kapılmadan genç kalmaya ve genç hissetmeye
özen gösterin. Düzgün beslenme ile hem formunuzu, hem de enerjinizi
koruyabilirsiniz. Özellikle spor yaparsanız bu çağlarda sıkça rastlanan
selülit sorununu da gidermiş olursunuz.

* Kadınlarda en çok bu yaşlarda kalça bölgesinde yağlanma başlar.

* Vücudunuz yüzde 2, yüzde 4 arasında daha az enerji yakmaya başlar.

* Hücre yenilenmesi yavaşladığından genç görünümünüzü yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız.

* Yağ bezleri daha az çalıştığından cilt giderek kurumaya başlar.

* 30'lu yaşlarda güneş lekeleri ortaya çıkar.

* Cildin kolajen miktarında azalma başlar ve kırışıklıklar belirginleşir.

* Gözünüzün etrafındaki deri incelmeye başlar.

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

* Antioksidanların, A, B, C ve E vitaminlerinin bol olduğu zengin bir beslenme programı uygulayın.

* Yüzünüze mutlaka antikoksidanlar içeren güneş koruyuculu krem kullanın.

* Cildiniz daha çok kuruyacağından zengin bir nemlendirici kullanın.

* Cildiniz parlaklığını kaybetmeye başlayacağı için peeling ve bakım maskeleri uygulayın.

* Kaslarınızı güçlendiren bir egzersiz programı uygulayın.

* Tuzu az tüketin ve potasyum açısından zengin gıdalar yiyin örneğin
muz, tahıllar, patates ve kuru meyveler gibi... Bu tür gıdalar selülite
de iyi gelir.

* Bol bol su için.

* Şekerli gıdalardan uzak durun.

* Uyku düzeninize dikkat edin, cilt kendini uykudayken tamir eder.

30'LU YAŞLARDA SAÇLARINIZ

* Erkeklerin yüzde 40'ı 35 yaşındayken saç dökülmesi sorunu ile karşı karşıya kalır.

* İlk beyazlar bu yaşlarda ortaya çıkar.

* Saçlarınız incelmeye başlar.

* Saç deriniz daha az yağ ürettiğinden saçlarınız daha çok korumaya gereksinim duyar.

40'lı yaşlar:

Özellikle menapoza giren kadınlarda yaşlanma süreci iyice hızlanmaya
başlar. Bu yaşlarda güneşten korunma ayrı bir önem kazanır. Hücre
yenilenmesi iyice yavaşladığından, cilt çok daha hassas bir hale gelir.
Sindirim sistemi fonksiyonları yavaşlar, bu yüzden doğru beslenme daha
önemli bir hale gelir.

* Bu yaşlarda çabuk kilo verirseniz, ciltte sarkmalar meydana gelir.

* Ciltte minder görevi gören yağların verilmesi cildi daha hassas hale getirir.

* Bu yaşlarda düşen ostrojen seviyesi ciltte nem ve kolajen kaybına neden olur.

* Yağ oranı giderek düşer ve ciltte aşırı kuruluk meydana gelir.

* Çizgiler ve kırışıklıklar daha da belirginleşmeye başlar.

* Yüzünüzün gençliğini muhafaza etmek istiyorsanız jogging yapmayın, bu yüzünüzde sarkmalara neden olabilir.

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

* Cildiniz daha çok kuruyacağından ve sertleşeceğinden peeling yapmak
çok önemlidir. İçeriğinde antioksidanlar içeren zengin nemlendiriciler
ve güneş koruyucu kremler kullanın.

* A vitamini içeren kremler kullanın. Bunlar cildinizin kolajen seviyesini arttırır ve cildinizin daha genç görünmesini sağlar.

* Sağlıklı bir kemik ve kas yapısı muhafaza etmek için düzenli egzersiz yapın, mümkünse doktor kontrolü olmadan spor yapmayın.

40'LI YAŞLARDA SAÇLARINIZ

* Saçlarınızdaki beyaz saç oranı artar, yaşlandıkça pigmentler solar ve daha az melanin üretiriz.

* Erkeklerde kellik bu yaşlarda daha sık görülür.

* Kadınlarda ostrojen seviyesi azaldığı için saçlar daha çok kurur ve incelir.

* Saçlarınız yüzde 25'e kadar dökülebilir, saçlarınızda azalma farkedilir. 50'li yaşlar:

Kendinizi bilgilendirir, doğru bir cilt bakımı yapar, düzenli spor
yapar ve dengeli beslenirseniz, 50'li yaşlarda bile sağlıklı ve iyi
görünmemeniz için hiçbir sebep yok. Günümüzün 50'li yaşlarında olan
kadınları artık geçmişteki gibi değil. 50'li yaşlarda olmanız, hayattan
emekli olmanız anlamına gelmiyor!

* Aldığınız kalorilerin çok azını yakıyorsunuz, kalorilerin çoğu yağ olarak vücudunuzda depolanıyor.

* Menopozdan sonra göğüslerde bu yaşlarda yağ birikimi oluşur ve ebatlarında büyüme olur. 64 yaşından sonra ise küçülme başlar.

* Belde yağ depolanmaya başlar ve kalınlaşır.

* Menopozdan dolayı düşen ostrojen seviyeniz yüzünden cilt iyice incelir ve hassaslaşır.

* Kırışıklıklar derinleşir ve ciltteki yağ oranı çok azaldığından cilt sarkar.

* Kadınlar ostrojen seviyesi azaldığından, testesteron seviyesi arttığından kıllanma sorunu ile karşı karşıya kalabilir.

NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

* Cildinizi nemlendiren yaşlanma karşıtı kremler kullanın.

* Ölü hücrelerinizden kurtulmanızı sağlayan nazik bakım kremleri, maskeleri kullanın.

* Güneşten uzak durun.

* Egzersiz yapın, bu yaşlarda önerilen en iyi egzersiz yoga ya da yüzmedir.

50'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ

* Saç köklerinizin sayısında azalma başlar, saçlarınızın hemen hemen hepsi beyazlaşır.

* 50 yaşındayken santimetre kareye düşen saç kökü sayısı 250-300'e düşer.

* Kadınların yüzde 50'sinin saçları bu yaşlarda düşen ostrojen seviyeleri yüzünden incelir.

* Erkeklerin yüzde 65'i 60 yaşına geldiğinde kelleşme sorunu ile karşı karşıya kalır.

* 60 yaşında hâlâ saç kaybınız yoksa, kelleşme sorunu yaşamayacaksınız demektir.

* Saçların uzaması günde 0.32 mm'ye kadar iner.

* Yağ bezeleri artık yağ üretmediğinden saçlarınız iyice kurumaya başlar.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:05 am

Gebelikte dikkat edilmesi gereken durumlar

Sigara ve alkol kullanmayınız.

Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.

Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.

Uzun süre ayakta durmayınız.

Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.

Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.

Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz.

Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.

Bol ve rahat giysileri seçiniz.

Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.

Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz.

Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.

Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her
öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş hareketlerle dişlerinizi
fırçalayınız.

Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız.

Her türlü canlı aşıdan sakınınız.

Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.

Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.

Meme bakımına özen gösteriniz.

Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sutyen giyiniz.

Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.

Bol su içiniz.

C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turunçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz.

Lifli besinleri tercih ediniz.

Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.

Gebeliğiniz boyunca cep telefonunuzu karın bölgenizden uzak tutunuz.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:05 am

Gebelikte elde ağrı ve uyuşukluk

Uyuşukluk baş parmağınız, işaret parmağınız ve orta parmağınızın
tamamını, ayrıca yüzük parmağınızın yarısını kapsıyorsa, bu olasılıkla
karpal tünel sendromu olabilir.

Bu durum et kesme, piyano çalma, daktilo yazma gibi yineleyici el
hareketlerini gerektiren işleri sürekli yapanlarda çok yaygın olmakla
birlikte, gebelerde de sık görülür. Bu parmakların duyusunu sağlayan
sinirin geçtiği bilekteki karpal tünel, gebelik sırasında (vücuttaki
birçok başka doku gibi) şişer ve sinire baskı yapması sonucu uyuşukluk,
sızlama, yanma ve/veya ağrıya yol açar. Belirtiler el ve bileği de
etkileyebilir ve kola da yayılabilir.
Gebelikten dolayı ellerinizde biriken sıvı yüzünden, şişme ve birlikte
ortaya çıkan belirtiler geceleri daha şiddetli olabilir.
Yakınmalarınızın şiddetini arttıracağından, ellerinizin üstüne
yatmaktan kaçınmaya çalışın. Uyuşukluk olduğunda ellerinizi yatağınızın
yanına sarkıtmanız ve kuvvetlice sallamanız şikayetinizi
hafifletebilir. Bu uygulama etkili olmuyorsa ve ağrı ya da tek başına
uyuşukluk uykunuzla birlikte ortaya çıkıyorsa durumu hekiminizle
birlikte değerlendirin. Bileklik takmanız ve her gün B6 vitamini
almanız sıklıkla yararlı olur. Bazı kişiler akupunkturdan yararlanır.
Kortizonlu (stereoid) ve kortizonsuz (nonstereoid) iltihap kurutucu
(antienflamatuvar) ilaçların gebelik sırasında kullanımı önerilemez.
Başka tedaviler başarısız olursa ve sorun gebelikten sonra da sürerse,
basit bir ameliyat uygun olabilir
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:06 am

Gebelikte hekiminizi aramanız gereken durumlar

En iyisi, acil bir durum ortaya çıkmadan önce hekiminizle bu durumu
konuşmanızdır. Eğer bunu yapmadıysanız ve acil yardıma ihtiyacınız
olduğunu hissederseniz şunları deneyin: Öncelikle hekiminizin
muayenehanesini arayın. Eğer ulaşamıyorsanız mesajınızı bırakın, arama
nedeninizi ve nerede olduğunuzu belirtin. Ardından en yakın acil
servise başvurun.

Aşağıdaki belirtilenlerden herhangi birini yaşarken diğer belirtileri
de yaşayıp yaşamadığınıza dikkat edin. Bunların asıl belirtilerinizden
ne kadar farklı ne kadar uzak olduğu önemli değildir. Ayrıca belirtinin
ne sıklıkta olduğunu ne kadar süre devam ettiği, neyin belirti
şiddetini arttırıp ağırlaştırdığı çok önemlidir. Aşağıdakilerden
herhangi birini hissettiğiniz an acilen hekiminizi arayın.

Alt karın bölgenizde tek tarafta ya da her iki tarafta şiddetli ağrınız
varsa o gün hekiminizi aramalısınız. Eğer bu ağrı kanama ya da bulantı
ve kusma ile birlikte ise acilen arayın.

Orta karın bölgesinde şiddetli ağrı (kusma ile birlikte olabilir ya da olmaya bilir), el ve yüzde şişme.

Hafif vajinal akıntı; aynı gün hekiminizle görüşün.

Ağır vajinal kanama (özellikle karın ve bel bölgesinde ağrı ile birlikte ise)

Meme ucundan, mesaneden ya da rektumdan kan gelmesi, aynı gün hekiminizle görüşün.

Öksürünce kan tükürmek

Yoğun ya da sızıntı şeklinde vajinal akıntı

Ani susuzluk hissi, idrar azlığı ya da gün boyunca hiç idrar yapmama.

Ellere, yüzde ve gözlere şişme : aynı gün hekiminizi arayın. Eğer çok
ani ve şiddetli olursa ya da baş ağrısı, görme bozukluğu ile birlikte
olursa acilen hekiminizi arayın.

İki ya da üç saatten uzun süren şiddetli baş ağrısı; aynı gün
hekiminizi arayın. Bu ağrı görme bozukluğu, yüz, göz ve ellerde
şişlikle birlikte ise acilen hekiminizi arayın.

Bayılma ya da baş dönmesi; aynı gün hekiminizi arayın.

Titreme ve 37,5 °C nin üstünde ateş (gripal yakınmalar ve üşüme
dışında); aynı gün arayın. 38,5 ° C nin üzerine çıkarsa hekiminizi
acilen arayın.

İlk üç ayda günde 2-3 kezden fazla gözlenen kusma, ileri dönemlerde
kusma; aynı gün hekiminizi arayın. Eğer kusma ağrı ya da ateş birlikte
olursa hekiminizi acilen arayın.

Aşırı yemeye bağlı olmayan ve ansızın 1 kg'dan fazla kilo alma; aynı
gün hekiminizi arayın. El ve yüzde şişme ve /veya başağrısı ya da görme
bozuklukları ile birlikteyse acilen hekiminizi arayın.

20. haftadan sonra, 24 saatten daha uzun süre bebek hareketlerinin
duyulmaması; aynı gün hekiminizi arayın. 28. haftadan sonra saatte on
hareketten daha az hareket etme, acilen hekiminizi arayın.

Koyu renk idrarla birlikte ya da tek başına bütün vücutta kaşıntı, renksiz dışkı sarılık; aynı gün hekiminizi arayın.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:06 am

Gebelikte hemoroid basur

Hemoroid nedir, belirtileri nelerdir?

Gebelik, hemoroid oluşumunu ya da varolan hemoroidlerin yarattığı
şikayetlerin artmasını kolaylaştıran bir durumdur. Ancak alacağınız
bazı önlemlerle gebeliğinizi bu açıdan hiçbir sorun yaşamadan
atlatmanız mümkündür.

Hemoroid (basur, mayasır), anüs ve rektum (kalınbarsağın son kısmı)
bölgesindeki toplardamarların bir tür varisidir. Varis,
toplardamarlardaki kıvrılmalar ve bölgesel olarak kan akımının ileri
derecede yavaşlaması sonucu cilde veya hemoroid durumunda mukozaya
yakın toplardamarların belirginleşmesidir. Bu belirginleşen toplardamar
pakeleri ("toplulukları") dışkılama esnasında ve özellikle de kabızlık
ve dışkının sert olmasına bağlı ıkınmada kolaylıkla yırtılarak kanar.

Hemoroidin ilk belirtisi genellikle dışkılama esnasında görülen taze
kandır. Bu kanama genellikle kısa zamanda durur ancak her dışkılama
esnasında yineler. Kanama dışında görülen diğer belirtiler bölgede
dolgunluk ve özellikle dışkılamayla başlayan ve uzun süre devam eden
ağrıdır. Bunun dışında temizlik esnasında ele kitle gelmesi diğer bir
belirti olabilir. Hemoroidlerin içinde kan akımı ileri derecelerde
yavaşladığından bazı durumlarda damariçinde bir pıhtı oluşup damarın
tümüyle tıkanmasına neden olur. Bu durum çok şiddetli ağrıya yolaçar ve
tedavi edilmediği sürece ağrı devam eder.

Gebelikte hemoroidler kan kaybına yolaçarak demir eksikliği anemisine
neden olabilirler. 15 mililitre kan kaybı bir günlük demir ihtiyacını
tüketir.

Gebelikte neden hemoroid daha sık oluşur?

Gebelikte kan hacminin artmasına bağlı olarak özellikle vücudun alt
yarısında toplardamar içi basınç artmıştır. Büyüyen uterusun ana
toplardamarlara (vena cava inferior) baskı yapması bu basıncı daha da
artırır ve akım yavaşlar. Akım yavaşladığında yüzeyel toplardamarlarda
varisleşme ortaya çıkar. Progesteronun damar düz kaslarını gevşetici
etkisi bu varisleşmeyi kolaylaştırır. Sonuç olarak bacaklarda, vulvada
ve anüs bölgesinde varisler ortaya çıkar.

Hemoroid gebelikte en sık görülen varis şeklidir, bunu bacaklardaki varisler takipeder. Vulva varisleri ise ender görülürler.

Varislerle ilgili daha geniş bilgi almak için tıklayın.

Gebelikte hemoroid belirtileri için ne gibi tedaviler uygulanabilir?

Hemoroid için temel olarak iki tedavi şekli vardır. Cerrahi tedaviyle
hemoroidlerin çıkarılması ve ilaçla tedavi. İlaçla tedavi de
belirtilerin şidetine göre bölgesel krem ve fitil uygulaması şeklinde
olabileceği gibi, ağızdan alınan uzun süreli tablet tedavisi şeklinde
de olabilir.

Gebelikte belirtiler tedavi gerektirecek kadar şiddetli olduğunda ilk
olarak lokal (bölgesel) tedavi tercih edilir. Bu tedaviye aşağıdaki
önlemler de eklendiğinde tedavi genellikle başarılı olur. Yanıt
alınamayan durumlarda gebeliğin üçüncü ayından sonra tablet şeklinde
tedaviye geçilebilir.

Gebelikten sonra hemoroidlerde önemli derecede iyileşme meydana
geldiğinden cerrahi, gebelikte hemoroid tedavisi için son seçenektir.

Gebelikte anne adayının hemoroid sorunlarını azaltmak için alabileceği önlemler nelerdir?

Kabızlığın önlenmesi: kabızlık dışkılama esnasında daha çok ıkınılması
nedeniyle hemoroid belirtilerini kötüleştiren bir durumdur. Lifli
gıdalarla beslenerek, bol su içerek, düzenli egzersizlerle ve gerekli
durumlarda ilaç kullanılarak kabızlık mutlaka önlenmelidir. Kabızlık
önlenmediği ve dışkılar yumuşatılmadığı sürece hiçbir hemoroid tedavisi
başarılı olamaz.

Pakelerin içeri itilmesi: Pakeler (hemoroid "memeleri") bazen dışkılama
sonrasında dışarı çıkar ve orada kalırlar. Bu durumlarda parmağınızı
vazelinle kayganlaştırdıktan sonra bu pakeleri tekrar içeriye
ittirmelisiniz. Dışarıda kalan pakeler içlerindeki damarların daha
kolay tıkanmasına ve kuruma nedeniyle daha çok ağrı oluşmasına neden
olur.

Kegel egzersizleri: bu egzersizler perine (perine vajina girişi ile
makat arasında kalan bölgedir) kaslarını güçlendiren egzersizlerdir ve
hemoroid tedavisinde ek bir önlem olarak uygulanabilir. Günde en az
50-100 adet Kegel egzersizi yaparak bölge kan akımının hızlanmasına
yardımcı olabilirsiniz. Kegel egzersizi yapmak çok basittir: bir
parmağınızı vajinanın girişinden içeriye hafifçe yerleştirdikten sonra
kaslarınızla parmağınızı sıkıştırmayı deneyin. Bu sıkıştırma hareketi
Kegel egzersizidir. Bu egzersiz esnasında perinede bulunan tüm kaslar
bir bütün halinde çalışırlar.

Eczanede satılan oturma banyoları da belirtilerin hafiflemesine yardımcı olur.

Hemoroidler normal doğuma engelmidir?

Hemoroidler normal doğuma nadiren engel olurlar. Ancak büyük ve kolay
kanayan hemoroidler zorlu bir doğumda aşırı ıkınmaya bağlı olarak
kanayabilirler ve doğum sonrası şiddetli ağrılara neden olabilirler.
Bunun için hemoroid tedavisinin doğum eyleminden çok önce başlanmasında
fayda vardır. Doğum sonrası hem hemoroidler hem de belirtileri hızla
geriler. Tek başına hemoroid varlığı vajinal doğum için bir engel
değildir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:07 am

Gebelikte kabızlık

Gebelikte kabızlığa çok sık rastlanır ve birçok nedeni vardır. Birisi
gebelikte hormon düzeylerindeki artışa bağlı olarak bağırsak kas
dokusundaki gevşemedir. Bir başkası büyümekte olan rahmin bağırsaklara
baskı yaparak normal çalışmasını engellemesidir.

Ancak bütün bunlara karşın gebelikteki kabızlık asla ç****iz değildir.
Aşağıdaki önlemleri uygularsanız hem bu düzensizliği hem de sonucu olan
basurları engellemiş olursunuz.

Lifli Gıdalar Alarak Savaşın. Kabızlık yapıcı saflaştırılmış
yiyeceklerden kaçının ve lif bakımından zengin taze meyve ve sebzeler
(çiğ ya da hafif pişmiş ve mümkünse kabuklu), kepekli gıdalar, ekmekler
ve baklagiller (kuru fasulye ya da bezelye); kuru meyveler (kuru üzüm,
kayısı, incir vb. ) yemeye çalışın. Eğer normalde çok az lifli besin
alıyorsanız, öğünlerinize lifli besinleri azar azar ekleyin, yoksa
mideniz rahatsız olur. (Bir süre rahatsızlık hissedebilirsiniz. Bunun
sebebi de lifli besinlerin geçici yan etkilerinden birinin gaz ve
şişkinlik olmasıdır). Bütün günkü öğünlerimizi 6 eşit parçaya
bölerseniz 6 eşit parçaya bölerseniz çok daha iyi olur. 3 büyük öğünde
kendinizi çok rahatsız hissedebilirisiniz.

Bütün bunlara karşın yanıt alamıyorsanız yemeklerinize buğday kepeği
ekleyin. Önce üzerine serpmekle başlayın, 2 yemek kaşığına kadar
arttırabilirisiniz. Daha fazla almayın çünkü bu mide-bağırsak
sisteminizin çok hızlı çalışmasına, dolayısıyla gerekli besinlerin
emilmeden atılmasına yol açar.

Düşmanınızı suda boğun. Kabızlık bol sıvı alımına dayanamaz. Özellikle
su meyve sebze suları dışkıyı yumuşatır ve besinlerin sindirim
sisteminde rahatça ilerlemelerini sağlar. Bazıları limon sıkılmış (ama
şekersiz) sıcak su içmenin faydalı olduğunu söylemektedirler. Kabızlık
şiddetliyse kuru erik suyu oldukça yararlıdır.

Egzersiz kampanyası başlatın. Günlük hayatın rutinliğine en az ½ - 1 saatlik yürüyüşler ekleyin.

Yine de yetersiz olursa hekiminize danışın; daha farklı şeyler önerebilir.

Kabızlığınız yoksa: Gebe kadınlar gebelikteki kabızlığın normal olduğu
konusunda anneleri, arkadaşları, kitaplar, hekimler tarafından öyle
hazırlanırlar ki kabızlığı olmayanlar kendilerinde sorun olduğunu
düşünürler.

Gebelikte mide bağırsak sistemi gebelik öncesine göre daha iyi
çalışmaz. Fakat diyetteki besinler sayesinde (Dengeli Beslenme
Diyet'inde önerildiği gibi meyve, sebze, kepekli gıdalar, meyve suları)
daha düzenli olabilir. Mide-bağırsak sisteminiz kabızlığa alışkınsa
diyet değişikliğine bağlı olarak başlangıçta tuvalete çıkmalarınız
azalır ve geçici olarak gaz ve şişkinlik olabilir ama daha sonra
"düzenli" bir hale gelirsiniz ve bu devam eder.

Eğer çok sık çıkıyorsanız (günde iki kereden daha sık), ya da dışkınız
sulu, kanlı yada sümüksü bir maddeyle kaplıysa mutlaka bu konuyu
hekiminizle bu konuyu görüşün. Gebelikteki ishal acil müdahale
gerektirir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:07 am

Gebelikte karında kasılmalar Braxton Hicks kasılmaları

Bunlar olasılıkla gebeliğin 20. haftasından sonra başlayan, doğum
provası niteliğindeki Braxton Hicks kasılmalarıdır. Bu kasılmalar daha
önce gebe kalmış kadınlarda daha erken başlar ve daha şiddetli olur.
Aslında rahminiz doğumda normal olarak bebeği itecek olan gerçek
kasılmalara hazırlık olarak kaslarını germektedir. Bu alıştırma
kasılmalarını genellikle sancısız (olasılıkla rahatsızlık verse de)
sıkışmalar şeklinde hissedersiniz. Yukarıdan başlar, yavaş yavaş aşağı
iner ve gevşerler. Genellikle 30 saniye sürerler (solunum
egzersizlerine başlamanız için yeterli süre); ancak; 2 dakika veya daha
fazla da sürebilirler.

Dokuzuncu ayda gebeliğin sonlarına doğru Braxton Hicks kasılmaları
sıklaşabilir ve şiddetlenebilir; bazen sancılı da olabilir ve bunları
gerçek doğum kasılmalarından ayırmak güçleşir. Bebeğinizi doğurtmaya
yetmeseler de bu kasılmalar rahim ağzının açılmasına neden olabilirler.

Bu kasılmalar sırasında hissedebileceğiniz rahatsızlığı gidermek için
sırtüstü uzanmayı ve gevşemeyi ya da kalkıp dolaşmayı deneyin.
Duruşunuzu değiştirmek bunları tümden durdurabilir.

Braxton Hicks kasılmaları gerçek doğum anlamına gelmese de, bunları
erken doğumdan önce ortaya çıkan rahim hareketlerinden ayırmak güç
olabilir. Bu nedenle, bir sonraki ziyaretinizde mutlaka hekiminize
bunları anlatın. Çok sık oluyorlarsa (saatte dörtten fazla) ve/veya
birlikte ağrı varsa (sırt, karın veya kasık ağrısı), ya da olağandışı
vajinal akıntı olmuşsa ve erken doğum riskiniz yüksekse hemen
hekiminizi arayın.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:08 am

Gebelikte kasık ağrısı

Bu büyük ihtimalle, rahmi destekleyen kas ve bağların gerilmesine
bağlıdır; neredeyse bütün gebeler bunu hissetmiştir. Bu ağrılar kramp
tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi olabilir ve genellikle
öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale
gelir. Bular kısa sureli veya saatlerce süren uzun süreli ağrılar
olabilir. Ağrılar kalıcı olmayıp, ara sıra meydana geldiği beraberinde
ateş, titreme, kanama, artmış vajinal akıntı olmadığı sürece çok önemli
değildir. Ayaklarınızı kaldırmanız ve rahat bir pozisyonda dinlenmeniz
rahatlamanızı sağlayabilir. Kuşkusuz bir dahaki kontrolünüzde,
hekiminize ağrılarınızdan bahsetmelisiniz.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:08 am

ebelikte kazalar

Gebeliğinin son 3 ayındaki bir kadın yeryüzündeki en zarif yaratık
sayılmaz. Dengesizlik (denge merkezi öne kaydığı için) ve
eklemlerindeki gevşeme sakarlığını arttırır ve ufak tefek, özellikle de
karın üstü düşmelere yatkın hale gelir. Kolayca yorulması, gündüz
düşlerine dalması ve zihninin sürekli meşgul olması ve karnından
ayaklarını görmekte zorlanması da cabasıdır.

Buna karşın, düşmeler (özellikle benliğinizde) birçok yara ve bereye
neden olmalarına karşın annenin sakarlığı sonucunda bebeğin zarar
görmesi olasılığı son derece düşüktür. Bebeğiniz darbeye karşı dünyanın
en gelişmiş sistemiyle korunmaktadır. Amniyon sıvısı, sağlam zarlar,
elastik ve kaslı rahim ile kaslar ve kemiklerle güçlendirilmiş sağlam
bir karın boşluğu ile korunur. Bunların aşılıp bebeğinize zarar
gelebilmesi için çok ciddi yaralanmanız gerekir, olasılıkla sizi
hastaneye yatıracak cinsten bir yaralanma olmalıdır bu.

Büyük olasılıkla bir zarar gelmemiş olmasına karşın, hekiminize
düştüğünüzü söylemenizde yarar var. Sizi muayene edip bebeğin kalp
seslerini dinlemek isteyebilir, büyük oranda sizi rahatlatmak için
yapar bunu.

Nadir durumlarda bir kaza sonucu gebeliğe zarar geldiğinde bu
olasılıkla plasentanın rahim duvarından kısmen yada tamamen
ayrılmasıyla sonlanır. Bu, hekimin hızla harekete geçmesini gerektiren
bir durumdur. Vajinal kanama, amniyon sıvısı sızıntısı, karında
hassasiyet veya rahimde kasılmalar oluyorsa ya da bebeğiniz olağandışı
biçimde hareketsizse hemen doktorunuza başvurun. Eğer doktorunuza
ulaşamıyorsanız, hemen birisinin sizi hastaneye götürmesini isteyin.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:09 am

Gebelikte kazalar

Gebeliğinin son 3 ayındaki bir kadın yeryüzündeki en zarif yaratık
sayılmaz. Dengesizlik (denge merkezi öne kaydığı için) ve
eklemlerindeki gevşeme sakarlığını arttırır ve ufak tefek, özellikle de
karın üstü düşmelere yatkın hale gelir. Kolayca yorulması, gündüz
düşlerine dalması ve zihninin sürekli meşgul olması ve karnından
ayaklarını görmekte zorlanması da cabasıdır.

Buna karşın, düşmeler (özellikle benliğinizde) birçok yara ve bereye
neden olmalarına karşın annenin sakarlığı sonucunda bebeğin zarar
görmesi olasılığı son derece düşüktür. Bebeğiniz darbeye karşı dünyanın
en gelişmiş sistemiyle korunmaktadır. Amniyon sıvısı, sağlam zarlar,
elastik ve kaslı rahim ile kaslar ve kemiklerle güçlendirilmiş sağlam
bir karın boşluğu ile korunur. Bunların aşılıp bebeğinize zarar
gelebilmesi için çok ciddi yaralanmanız gerekir, olasılıkla sizi
hastaneye yatıracak cinsten bir yaralanma olmalıdır bu.

Büyük olasılıkla bir zarar gelmemiş olmasına karşın, hekiminize
düştüğünüzü söylemenizde yarar var. Sizi muayene edip bebeğin kalp
seslerini dinlemek isteyebilir, büyük oranda sizi rahatlatmak için
yapar bunu.

Nadir durumlarda bir kaza sonucu gebeliğe zarar geldiğinde bu
olasılıkla plasentanın rahim duvarından kısmen yada tamamen
ayrılmasıyla sonlanır. Bu, hekimin hızla harekete geçmesini gerektiren
bir durumdur. Vajinal kanama, amniyon sıvısı sızıntısı, karında
hassasiyet veya rahimde kasılmalar oluyorsa ya da bebeğiniz olağandışı
biçimde hareketsizse hemen doktorunuza başvurun. Eğer doktorunuza
ulaşamıyorsanız, hemen birisinin sizi hastaneye götürmesini isteyin.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:09 am

Gebelikte plasentanın önde olması plasenta previa

Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen transferini
sağlayan gebeliğin devamı açısından hayati bir organdır. Plasentanın
bebeğin doğum yolu üzerine yerleşmesine plasenta previa denir.

Gebeliğin henüz başında gebelik ürününü oluşturan hücre topluluğundan
plasentayı oluşturmak üzere bir yapı ayrışır ve bu yapı anne rahminin
iç yüzeyine yerleşir. Bu yerleşim rast geledir. Gebeliğin ilk 3 ayında
plasenta rahim çıkışına (serviks uteri) doğru yerleşmiş olsa da gebelik
ve dolayısı ile rahim büyüdükçe plasenta serviksi kapatmayacak şekilde
yukarı çekilir. Ancak bazı gebeliklerde plasenta serviksi kapatmaya
devam eder ve bu durumda plasenta previa tanısı konur. Meydana
geldiğinde özellikle ciddi kanamalarla gebeliği komplike hale getirir
ve çoğunlukla gebelik erken sonlandırılmak zorunda kalınır.

Risk faktörleri nelerdir?
Annenin 35 yaş üzerinde olması
Daha önce çok sayıda düşük veya küretaj geçirmiş olmak
Çoğul gebelik olması
Daha önce rahim ameliyatı geçirmiş olmak
Daha önceden plasenta previalı gebelik geçirmek
Plasenta previa da yakınmalar nelerdir?

İlk bulgusu lekelenme tarzında açık kırmızı vaginal kanamadır. Bu
kanama şiddetli de olabilir. Kanama sırasında rahimde kasılma olmaması
ve hastanın ağrı hissetmemesi plasenta previa için karakteristik
bulgulardır. Ancak bazen beraberinde doğum sancısı şeklinde ağrılar
görülür.

Tanı nasıl konur?

Ultrason, plasenta da dahil olmak üzere rahim içi yapıların
incelenmesinde önemlidir. Ultrason ile bebeğin plasentasının yerleşim
yeri saptanır. Plasenta rahim ağzına yerleşmişse tanı plasenta
previadır. Plasenta rahim ağzını (serviks) tamamiyle kapatmışsa Total,
kısmi olarak kapatmışsa Parsiyel Plasenta previa olarak adlandırılır.
Ultrason ile previa tanısı konan gebeye vaginal yolla steril spekulum
muayenesi yapılarak vaginal kanamanın başka bir patolojiden olup
olmadığı kontrol edilir.

Tedavi

Tedavi tamamı ile gebenin vaginal kanama epizodlarının sıklığına ve
kanama miktarına bağlıdır. Burada bebeğin doğumuna ne kadar süre
kaldığı da önemlidir. Mümkün olduğunca doğum geciktirilerek bebeğin
olgunlaşmasına fırsat tanınmaya çalışılsa da çok şiddetli bir vaginal
kanama da gebenin hayatı tehlikeye gireceği için gebelik sonlandırılır.

Plasenta previa kanaması bebek olgunlaşmadan önce meydana gelmişse ve kanama miktarı azsa bebeğin olgunlaşmasına izin verilir.

Vaginal kanaması olan hasta hastaneye yatırılarak izleme alınır.
Plasenta previadaki kanama annenin hayatını tehlikeye sokabildiği gibi
daha az miktardaki kanamalar annede kansızlığa neden olacaktır. Bu
nedenle tanı konar konmaz tam kan sayımı yapılır. Varsa annedeki
aneminin düzeyi saptanır. Anemiyi tedavi etmek için kan yapıcı demir
ilaçlarına başlanır. Eğer kansızlık ilaç tedavisi ile düzeltilemeyecek
boyutta ise kan transfüzyonu zorunludur. Kan transfüzyonu ile annenin
hemoglobini en az 10 gr/dl seviyesine yükseltilir.

Annenin fiziksel aktivitesi de plasentadan kanamayı başlatabilmektedir.
Bu nedenle hastanın fiziksel aktivitesi kısıtlanarak yatak istirahatine
alınır.

Rahim kasılmaları erken doğum eylemini ve dolayısı ile kanamayı
başlatacağından önlem olarak doğum eylemini baskılayıcı (tokolitik)
tedaviye başlanır. Bu şekilde hastanede durumu stabil hale gelinceye
kadar izlenen hasta bebek olgunlaşması henüz tamamlanmamışsa evinde
yatak istirahatine devam etmek şartıyla taburcu edilebilir. Bu arada
doktorun uygun göreceği sıklıkta takiplere devam edilir.

Cinsel ilişki de kanamayı başlatabileceğinden plasenta previalı hastalarda yasaklanır.

Takipler sırasında bebek olgunlaşması tamamlandığında veya vaginal kanama ciddi boyutlara ulaştığında doğuma karar verilir

Plasenta previa da doğum genellikle sezaryen ile olur. Ancak plasenta
tam değil de kısmi olarak rahim ağzına yerleşmişse vaginal doğumda
denenebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 3 sayfası 1, 2, 3  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz