Kadın Sağlığı + Jinekoloji

3 sayfadaki 3 sayfası Önceki  1, 2, 3

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:22 am

HELLP Sendromu

Pekçok kadın için problemsiz geçen 280 günlük gebelik macerası bazı
kadınlar için çok zor geçebilir hatta hem anne hem de bebek açısından
çok üzücü sonuçlar doğurabilir. Komplikasyonlu geçen bu gebeliklerin
takip ve tedavisi diğer gebeliklerden oldukça farklıdır. Tecrübe ve
cesaret gerektirir. Gebeliğin anne hayatını da tehlikeye atabilen en
önemli komplikasyonlarından birisi gebeliğe bağlı hipertansiyondur.
Kısaca PIH (pregnancy induced hypertension) olarak adlandırılan bu
durumun en ileri formu ise HELLP Sendromudur.

PIH gebeliklerin yaklaşık %7'sinde, değişik derecelerde 20. haftadan
sonra ortaya çıkar. HELLP sendromu ise bunun en ileri formudur ve
neredeyse tüm vücut sistemlerini etkiler. İsmi görülen 3 temel bulgunun
isimlerinin başharflerinden alınmıştır.

Hemolysis (Hemoliz, kırmızı kan hücrelerinin yıkılması)
ELevated liver Enyzmes (Karaciğer enzimerinde artma)
Low Platelets (Kan pıhtılaşmasını sağlayan ve trombosit adı verilen hücreciklerin azalması)
HELLP preeklempsinin bir formudur. İlk kez 1982 yılında Dr. Weinstein
tarafından tanımlanmıştır. Gebeliklerin yaklaşık %0.2-0.6'sında
görülür. Preeklemptik hastaların %12'sinde ortaya çıkar. Hastaların
%11'i 27 haftadan küçük gebeliklerdir. Vakaların %31'inde ise doğumdan
sonraki ilk 7 günde ortaya çıkar. Postpartum HELLP adı verilen bu tablo
en sık doğumdan sonraki ilk 48 saatte gelişir. Anne kaybı oranı
%1.1'dir. Bebeklerin ise %40-60'ı ya anne karnında ya da doğumdan sonra
kaybedilir. bebeklerdeki en sık ölüm nedeni plasentanın erken
ayrılması, bebeğin oksijensiz kalması ve prematürlüktür.

HELLP çok tehlikeli bir durum olan dissemine intravasküler koagülasyon
(DİK) adı verilen bir tabloya da yol açabilir. Bu tabloda kişinin
kanama pıhtılaşma sistemi tamamen bozulmuştur. Kan damar içinde önce
pıhtılaşır sonra çözülür ve bu ksıır döngü hasta kaybedilene kadar
devam eder.

Bazı HELLP vakalarında ise yüksek tansiyon olmayabilir ya da var olsa
bile çok sınırda bir yükseklik izlenir. Bu nedenle HELLP tanısında
hipertansiyon şart değildir. Bebek ölümü genelde erken doğuma ve
plasenta kazalarına bağlı gelişirken anne ölümlerinin en sık sebebi DİK
ve karaciğer yırtılmasıdır.

HELLP sendromunun neden geliştiği tam anlamı ile anlaşılabilmiş
değildir. Son yapılan çalışmalarda plasentadaki bir gelişim
bozukluğunun bu tabloya neden olabileceği tezi ileri sürülmektedir.
Yine plasentadaki çok ince kan damarlarında meydana gelen pıhtılaşmalar
ve tıkanıklıklar altta yatan neden olabilir. Bu yüksek tansiyonlu
gebelerdeki düşük kilolu bebeklerin durumunu açıklayabilir.

Hemoliz
Hemoliz kanın ana yapıtaşlarından biri olan kırmızı kan hücrelerinin
(alyuvar, eritrosit, RBC) parçalanması ve normal yaşam süreleri olan
120 günden önce dolaşımdan yok olmasıdır. HELLP'de görülen hemoliz
mikroanjiyopatik hemolizdir. Yani en küçük kan damarlarında meydana
gelen yapısal bozukluk buradan geçen alyuvarların parçalanmasına neden
olur. Buna endotel hasarı adı verilir. Endotel damaların içini döşeyen
hücre tabakasının ismidir. Endotel hasarı sonucu kansızlık yani
hemolitik anemi tablosu ortaya çıkar. RBC'ler yıkılınca içerdikleri
maddeler direk dolaşıma katılır ve kan bilirubin düzeyleri yükselir.
Hastada sarılık yani ikter tablosu görülebilir. Alyuvar yıkımı
oladuğunda vücut buna kanın sıvı kısmını arttırarak reaksiyon verir.
Bunu başarmak için böbreklerde atılan sıvı miktarı azalır. Bu nedenle
HELLP hastalarında idrar çıkışı az olur. Kanın sıvı kısmı arttıkça
oksijen taşıma kabiliyeti de paralel olarak azalır buna karşın kalbe
binen yük artar ve tansiyon yükselmeye devam eder. Bu yüksek basınçlı
ortamda sıvı damar dışına, doku boşluklarına kaçar ve ödem oluşur.
Vücut bu yeni dolaşım sistemine uyum sağlamak zorundadır ve zaten
oksijen taşıma potansiyeli iyice azalmış olan kan'ı oksijene en çok
ihtiyaç duyulan bölgelere (beyin, kalp, böbrek gibi) yönlendirmeye
çalışır. Damarlardaki kasılma ve gevşemeler sonucu sağlanan bu dolaşım
tablosunda en az pay cilde düşer. Bu nedenle HELLP hastalarında cilt
soluk beyaz görünebilir ve cilt altındaki çok ince damarların
zedelenmesi neticesinde küçük morluklar ortaya çıkabilir. Bu
değişimlere bağlı olarak hastada bazı şikayetler ortaya çıkabilir.
Bunlar:

Nefes darlığı
Başağrısı
Görme bozuklukları
Bulantı
Baş dönmesi
Ödemdir.
Trombositopeni
Kanın bileşenlerinden biri olan trombositler pıhtılaşmadan sorumlu
hücrelerdir.Kanamaya vücut ilk tepsisini trombositlerle verir.Kandaki
trombosit sayısının azalmasına trombositopeni denir. Normal bir
erişkinde 140.000-440.000 trombosit bulunur. Bu sayı kritik değer olan
50.000'in altına düştüğünde spontan, yani ortada hiçbir etken olmadan
ortaya çıkan kanamalar görülebilir. Bu nedenle trombositopeni çok
tehlikeli bir durumdur. Bazı gebelerde gebelik esnasında kan trombosit
sayılarında azalma olabilir ancak bu tıpkı gebeliğe bağlı kansızlıkta
görüldüğü gibi dilusyonel bir durumdur ve ciddi bir etki yaratmaz.

Karaciğer enzimlerinde yükselme
Karaciğer içindeki çok küçük damarların da zedelenmesi ve tıkanması
sonucu karaciğerden dışarıya doğru olan kan akımı bozulur ve karaciğer
gerilmeye başlar ve bu organdan salgılanan enzimlerde artış görülür.

Belirtiler
HELLP vakalarının %90'ı belirti verir. En sık görülen şikayetler

Mide bölgesinde ağrı (Epigastrik ağrı) (%65)
Bulantı ve kusma (%30)
Başağrısı'dır (%31)
Gebeliğin ikinci yarısında bu şikayetler ortaya çıktığında ilk akla gelmesi gereken HELLP sendromudur.

Diğer belirtiler ise yüksek tansiyon, idrarla protein kaybı, ödem, halsizlik, sarılık gibi spesifik olmayan şikayetlerdir.

Epigastrik ağrının sebebi karaciğerin şişmesi ve gerilmesidir.
Karaciğer kapsülü altında kanamanın belirtisi de olabilir. Gebeliğe
bağlı yüksek tansiyon tanısı ile izlenen hastalarda epigastrik ağrı
ortaya çıkar ise durum çok ciddi demektir. Süratle müdahale edimez ise
karaciğer yırtılabilir ve kanama nedeni ile anne adayı kaybedilebilir.
Laboratuvar bulguları ve diğer klinik belirtiler hafifi olsa dahi karın
ağrısının olması olayın sanıldığından çok daha ciddi olduğunun bir
göstergesidir.

Durum uzun sürdüğünde tüm organlar oksijensizlikten etkileneceğinden
kalıcı böbrek hasarı ve böbrek yetmezliği gibi durumlar ortaya
çıkabilir. Trombosit sayısı çok düşer ise kafa içi kanamalar dahi
görülebilir.

Help sendromu kliniği 3 kategoride incelenir.

Sınıf 1: En ciddi formudur ve trombosit sayısı 50.000'den azdır
Sınıf 2: Trombosit sayısı 50.000-100.000 arasındadır
Sınıf 3: Trombosit sayısı 100.000'den fazladır.
Anne ve bebek açısından riskler
Gebelikte tansiyonu yüksek olan anne adayları böbrek hasarı açısından
yüksek risk altındadırlar. Yine bu annelerde doğumdan sonra kan
basıncının normale dönmemesi ve kronik hipertansiyon oluşması olasılığı
mevcuttur. HELLP sendromu olan hastalarda ise ek olarak

karaciğer yırtılması
DİK
Plasentanın erken ayrılması (abruptio plasenta) ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar
Akut böbrek yetmezliği
Herhangi bir dokuda oksijen yetmezliğine bağlı enfarktüs
Hipoglisemi
Pankreas iltihabı
Nörolojik yakınmalar
Beyin kanaması
İnme
Akciğer ödemi
Beyin ödemi
Solunum problemleri
Konvülsiyonlar
Ölüm
gibi komplikasyonlar görülebilir. En sık anne ölüm nedeni karaciğer yırtılmasına bağlı ani ve süratli karın içi kanamalardır.

Hipertansiyon ve HELLP sendromu sadece anneyi değil bebeği de bazı
riskler altına sokar. Rahim ve plasentaya olan kan akımı azaldığı için
bebekte gelişme geriliği hatta buna bağlı ölüm görülebilir. En sık
bebek ölüm nedeni ise prematür doğuma bağlı gelişen komplikasyonlardır.
Plasentada meydana gelen enfarktüsler ve/veya plasentanın ayrılması ise
anne karnında bebek ölümüne yol açabilir. HELLP sendromlu annelerden
doğan bebeklerde görülebilecek sorunlar şunlardır:

Gelişme geriliği
Doğum sonrası solunum desteği ihtiyacı
Düşük kan şekeri
Düşük trombosit sayısı
Yüksek alyuvar sayısı
Düşük akyuvar sayısı
Kalp ve dolaşım siteminde anomaliler
Kas tonüsünde azalma
Düşük kalsiyum seviyesi
Düşük kan basıncı
Tedavi
HELLP sendromunda tedavi tanı konduğu anda gebeliğin
sonlandırılmasıdır. Bazı yazarlar çok riskli olmasına rağmen bir süre
destekleyici tedavi ile beklenebileceğini ancak bu riski hem hekimin
hem de ailenin kabul etmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Gebeliğin
sonlandırılmasında tercih edilecek yöntem sezaryendir. Gebelik
sonlandırıldıktan sonra hastalarda dramatik bir iyileşme çok süratli
bir şekilde gerçekleşmektedir. Gerek sezaryen esnasında gerekse
ameliyattan sonra hastanın kan tablosu düzeltilmeye çalışılır. Bu
amaçla hastaya taze kan, taze donmuş plazma ve/veya trombozit
solüsyonları verilir. Kan proteinleri düşük ise takviye yapılır.
Hastanın durumuna göre destekleyici tedavi uygulanır.

Bebek ise standart prrematüre tedavisine alınır. Yüksek tansiyonlu anne
adaylarının bebekleri uzun süreli strese maruz kaldıklarından solunum
sistemleri diğer bebeklere göre çok daha erken olgunlaşır. Bazı
bebeklerde solunum desteği dahi gerekmeyebilir.

Korunma
Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon ve HELLP sendromundan korunmak tam
anlamı ile mümkün değildir. Ancak alınacak birkaç basit önlem ve tedavi
riski azaltabilir. Bu açıdan en önemli şey kontrollere ihmal etmeden
gitmektir. Her kontrolde kan basıncı ve kilo artışı ölçülmeli ve
özellikle 20. haftadan sonra idrar tetkiki yapılmalıdır. Gerekli olduğu
hallerde kan biyokimyası ve enzimler konrtol edilmeli kan sayımı
yapılmalıdır. Bu sayede vaka çok erken dönemde yakalanabilir ve üzücü
sonuçların doğmasının önüne geçilebilir.

Bunlar dışında protein alımı ve kalsiyum alımı ile preeklempsi riskinin
azaldığı ileri sürülmüş olmasına rağmen heniz kanıtlanmış bir bulgu
yoktur.

Düşük doz aspirin kullanımı ile preeklempsi arasındaki ilişki pekçok
çalışmaya konu olmuştur. Bu çalışmalarda çok değişik sonuçlar elde
edilmekle birlikte aspirinin asıl olarak daha önceki gebeliklerinde
preeklempsi geçiren kadınlarda daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:22 am

hiperprolaktinemi prolatkin hormon yüksekliği

Prolaktin beyinde hipofiz adı verilen bir bölgeden salgılanan bir
hormondur. Kandaki normal değeri 10-25 ng/ml'dir.Vücuttaki asıl görevi
süt üretilmesidir. Üretilen sütün meme uçlarından salınmasının
sorumlusu ise oksitosin adı verilen başka bir hormondur. Prolaktin
hipofiz dışında az miktarlarda endometrium ve myometriumdan da (rahim
iç zarı ve rahim kası) salgılanır. Prolaktinin salınımı pek çok faktöre
bağlıdır. Ancak asıl olarak dopamin adı verilen bir madde prolaktin
salınımından sorumludur. Vücutta 5 değişik türde prolaktin vardır.
Bunların herhangi bir andaki bioaktivite ve immunoaktiviteleri
farklıdır. Bioaktivite hormonun vücutta etki yaratmasını anlatırken
immunoaktivite kabaca yapılan kan testlerinde saptanmasıdır. Bunu şöyle
bir örnekle anlatabiliriz. Vücutta fazla olan prolaktin süt salınımına
ve adet düzensizliğine neden olur. Bu hormonun biokativitesidir. Ancak
klinik olarak yakınmalar olsa bile kan testlerinde hormon düzeyleri
normal olarak bulunabilir.Bu örnekte verilen hastada bioaktivite yüksek
ancak immunoaktivite düşüktür. Tam tersi durumlar da söz konusu
olabilir. Yani kan hormon düzeyleri yüksek olmasına rağmen hastada
klinik bir bulgu yoktur. Bu kişide de hormonun immunoaktivitesi yüksek
bioaktivitesi düşüktür.

Prolaktin fazlalığı kadınların yaklaşık 3 de birindeki adet
gecikmelerinin nedenidir. Yine prolaktini yüksek olan kadınların
1/3'ünde galaktore yani memelerden süt gelmesi görülür. Galaktoreli
kadınların da 1/3'ünde adetler normaldir.Prolaktin adet görmede rol
alan GnRH adı verilen hormonların salınımını bozarak adet gecikmelerine
ve kısırlığa neden olabilir. Prolaktin düzeyi ile klinik bulgular çoğu
zaman birbiri ile paralel olmazlar. Prolaktini yüksek kadınların bir
kısmında hipofizde adenom adı verilen tümör bulunur. Ancak bu tümör
kötü huylu yani kanser değildir. Büyüklüğü 10 mm'den az olan tümörlere
mikroadenom, daha büyük olanlara ise makroadenom adı verilir.

Belirtiler
Hiperprolaktineminin en sık görülen belirtisi memelerden süt gelmesi ve
adet düzensizliğidir.Ayrıca adet görmeme, kısırlık gibi şikayetler de
olabilir. Çok büyük tümörlerde şiddetli baş ağrıları ve görme
bozuklukları olabilir.


Galaktore: Galaktore memelerden uygunsuz sıvı gelmesi demektir. Bu sıvı
genelde beyaz veya renksizdir.Her iki memede ya da tek birinde
olabilir. Galaktoreye neden olan durumlar şunlardır:

Östrojen fazlalığı (doğum kontrol hapları, östrojen salgılayan kistler vb)
Uzun süre emzirme
Bazı ilaçlar
Stres
Beyin lezyonları
Tiroid hormonu azlığı
Hipofiz adenomu
Myom vb gibi patolojik prolaktin salgılanması

Amenore: Adet görmeme. Prolaktini yüksek kadınların yaklaşık %33'ünde görülür.
İnfertilite: Prolaktin yüksekliği GnRH salınımını bozarak yumurtlama bozukluklarına ve dolayısı ile infertiliteye neden olur.

Tanı
Hiperprolaktinemi yani kanda prolaktin fazlalığının tanısı kanda bu
hormonun düzeyinin incelenmesi ile konur.Düzey yüksek bulunduğunda
adenom olup olmadığının anlaşılması için ilk önce kafa filmi çekilir.
Burada kemik yapılarda deformasyon saptanmaz ise tomografi ya da
manyetik rezonans çekilmesi gerekebilir. Bu şekilde tanı konur. Eğer
hormon düzeyleri çok yüksek değil ise kanda hormon tayini dışında ek
bir tanı yöntemine gerek yoktur.

Tedavi
Eğer tek sorun galaktore ise genelde tedavi gerektirmez. Beraberinde
prolaktin de yüksek bulunur ise seviyesi önemlidir. Eğer 100 ng/ml'den
düşük ise ileri bir tanı yöntemi gerekmez. İlaç tedavisinden fayda
görür. İnfertilite nedeninin prolaktin yüksekliği olarak saptandığı ve
değerin 100'den düşük olduğu hastaların %80'i ilaç tedavisi ile gebe
kalır. Eğer değer 100 ng/ml'den yüksek bulunur ise ileri tetkik
gerekir. Çekilen filmler neticesinde mikroadenom bulunur ise yine tek
başına ilaç tedavisi ve takip önerilir. 100 den büyük değerlerde ise
cerrahi gerekli olabilir.

Gebelik ve Prolaktin
Gebeliğin 8. haftasından itibaren prolaktin düzeyleri kanda artmaya
başlar ve miadda en yüksek düzeyine ulaşır (200-400 ng/ml). Prolaktin
memenin büyümesini uyarır ve gebelik esnasında süt kanallarından
klostrum adı verilen ve halk arasında ağız da denilen maddenin yapımını
sağlar. Gebelik sırasında kanda yüksek oranda bulunan progesteron
hormonu tam manası ile süt yapılmasını engeller. Doğumdan sonra
progesteron ortamdan kalktığı için süt üretimi başlar. Bu nedenle
doğumdan sonra süt gelmesi 72 saati bulabilir. Emzirmeyen annelerde ise
doğumdan sonra 7 günde kan düzeyleri normal gebelik öncesi seviyelerine
iner.Gebelikte prolaktinin bebeğin akciğer gelişminde rol oynadığı ve
yine bebeğin anne tarafından yabancı cisim olarak algılanıp atılmasını
engellediği ileri sürülmektedir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:23 am

Histerosalpingografi

Histerosalpingografi, rahim ve tüplerin rontgen filmlerinde görülebilen
yani kontrast bir madde ile doldurulması ve radyolojik olarak tüplerin
açık olup olmadıklarının ve rahim içi durumunun gösterildiği bir
yöntemdir. Kısaca rahim filmi diyebiliriz. Kontrast madde bir kanül
aracılığıyla rahim içine verilir bu madde röntgen filminde organların
görülmesini sağlar.

Histerosalpingografi; kısırlığın, ağır kanamaların, ağrılı
menstürasyonların ve menstürasyon düzensizliklerinin araştırılmasında
kullanılır. Bu yöntemin bir hastada uygulanabilmesi için, adetin
bitiminden sonraki ilk hafta tercih edilmelidir. Özellikle 5-10.
günlerde yapılmalıdır. Kanamanın olduğu ilk günün adetin birinci günü
olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca bu dönem içinde hasta cinsel temasta
bulunmamış olmalıdır.

Histerosalpingografi uygulamasından önceki gece hasta ağır yiyecekler
yememeli, çorba, salata türü hafif yiyecekler tercih edilmelidir.
İşlemin yapılacağı günün sabahı hasta kesinlikle hiçbirşey yiyip
içmemelidir. Bir gece evvelki barsak temizliği için ilaç (laksatif)
alınmalıdır. Barsakların boş oluşu daha net görüntü elde edilmesini
sağlar. Eğere hastanın kontrast maddeye karşı alerjisi olduğunu
biliyorsa bunu doktoruna söylemelidir. Hasta işlemden hemen önce
idrarını yapmalıdır. İşlem sırasında ağrı kesici ve kas gevşetici
ilaçlarda hastanın durumuna göre uygulanır.

Kontrast madde rahim içi ve tüplere verilmeden önce abdomen (karın)
filmi çekilir. Hasta işlem masasına kadın doğum muayene pozisyonunda
yatırılır. Verilecek ilaç batın içine gideceğinden temizlik kurallarına
çok dikkat edilmelidir. Spekulum denen aletle vajina(hazne) açılır ve
serviks(rahim ağzı) temizlenir. Daha sonra serviks(rahim ağzı)
sabitlenir ve bunun içinden kanül geçirilir. Bu kanül aracılığıyla
kontrast madde rahim içine yavaş yavaş verilir ve röntgen filmi
çekilir. Film hemen değerlendirilir, istenilen netlik veya görüntü
yoksa işlem tekrarlanır. Kontrast madde tüplere gelince hasta hafif bir
ağrı duyabilir. Tüpler açıksa kontrast madde pelvis boşluğuna yayılır.

İşlemden sonraki 1-2 gün boyunca hasta ara ara kramplar hissedebilir.
Vajinal kanama görülebilir. Doktorun verdiği ağrı kesiciler muntazaman
alınmalıdır. Beklenmedik bir durum oluştuğunda hasta süratle doktorunu
arayıp bilgi almalıdır.

Bu yöntemin komplikasyonları (Yan Etkileri):

Rahim içinin gerilmesine bağlı ağrı ve kramplar gelişebilir. Ateş
oluşabilir. Kontrast maddeye karşı allerjik reaksiyon gelişip deri
döküntüleri, nefes darlığı vs. oluşabilir. Genital organlar veya komşu
organlarda enfeksiyon varsa bu işlem sırasında yayılabilir. Hasta
ovulasyon (yumurtlama) döneminde ise meydana gelebilecek bir gebeliği
engelleyebilir.

Bu yöntemin uygulanamayacağı durumlar:

1-Bütün ateşli ve enfeksiyöz hastalar veya nekahetleri esnasında,

2-Menstrürasyon (adet) esnasında,

3-Gebelikte
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:23 am

drarda gebelik testi evde gebelik testi

Hamile olduğundan şüphelenen ve adet gecikmesi yaşayan pekçok kadın
eczaneden kolayca temin ettiği gebelik testi ile hamile olup olmadığını
öğrenmeye çalışır. Bu hem son derece ucuz, hem kolay hem de özel bir
yöntemdir. Özeldir çünkü testi uygulayan kadından başka kimse sonucu
bilemez. Pekçok kadın için bu önemli bir özelliktir. Kadın hamile olup
olmadığını herkesten önce öğrenmek ve bu özel anı doyasıya yaşamak
ister. Tam tersi şekilde istenmeyen bir gebelikten korkan kadın da
hamile olup olmadığını başkalarının bilmesini istemeyebilir.

Her yıl tüm dünyada milyonlarca gebelik testi satılmaktadır. Evde
yapılan gebelik testi anlamında "home pregnancy test" (HPT) olarak
adlandırılan bu yararlı kitler her zaman doğru sonuç vermeyebilir.
Hatalı pozitif ya da hatalı negatif sonuçlar kişide hem psikolojik hem
de fiziksel travmaya neden olabilir. Bu nedenle gebelik testi kitlerini
kullanırken çok dikkatli olmak gerekir.

Öte yandan e-posta ile gelen pekçok sorudan HPT'lerin ne zaman ve nasıl
kullanılması gerektiği ile ilgili yeterli bilgiye sahip olunmadığı
sonucu çıkmaktadır.

HPT gebeliği nasıl saptar?

Bir gebelik oluştuğunda herhangi bir testin bu gebeliği saptayabilmesi
için hCG adı verilen hormonun varlığı temel şarttır. hCG yalnızca
gebelikte salgılanan bir hormondur ve salgılanabilmesi için döllenmiş
yumurtanın blastokist aşamasına ulaşıp rahim içine yerleşmesi gerekir.
Bu genelde yumurtlamayı takiben 6-10 gün içinde meydana gelen bir
olaydır. Teorik olarak hCG döllenmeyi takip eden 9. gün civarında
salgılanmaya başlar. Hormonun kanda yeterli düzeye ulaşıp idrarla da
atılması için ek zamana gerek vardır. Çok erken dönemlerde hormon kanda
yükselmeye başlamasına rağmen idrarl atılması gecikebilir. Normalde
gebe olmayan bir kadında kandaki hCG düzeyi mililitrede 10
milienternasyonel üniteden (mIU) daha düşüktür

HPT'nin hassasiyeti ne demektir?
HPT'nin hassasiyeti idrarda saptayabildiği en düşük miktardaki hCG
değeri anlamına gelir. Bugün piyasada satılan pekçok gebelik testinin
hassasiyeti 20-50 mIU/mL arasındadır. Yani hCG değeri 20-50 mIU/mL'nin
altındaysa test sonuç vermez. Oysa kan testi hCG değerini tam olarak
yansıtır.Bu nedenle kan testi daha adet gecikmesi ortaya çıkmadan sonuç
verebilir.

Testin duyarlılığı yani hassasiyeti ne kadar yüksekse yani ölçebildiği
hCG düzeyi ne kadar düşükse gebeliği erken dönemde gösterme olasılığı
da o kadar yüksektir.

HPT nasıl yapılır?
Her gebelik testinin kendine ait özellikleri olabilir. Bu nedenle
eczaneden test aldığınızda kullanma talimatını mutlaka okuyunuz.

Test için en uygun örnek orta akım idrarıdır. Yani idrar yapmaya
başlayıp biraz idrarı boşa akıttıktan sonra idrar örneği almanız daha
uygundur. Testin özelliğine göre idrarınızı bir kaba alıp damlalık ile
damlatmanız, idrar kabına batırmanız ya da direkt olarak idrarınızı
yaparken testi akan idrara tutmanız uygulanabilecek yöntemlerdir.

HPT en erken ne zaman sonuç verir?
"Arkadaşımla ilişkide bulundum daha sonra hemen gidip gebelik testi
aldım sonuç negatif çıktı. Kesinlikle hamile olmadığımdan emin
olabilirmiyim?" şeklinde sorular e-posta ya da telefon ile bana
yöneltilen sorular arasında sıkça yer almaktadır. Bu kadar erken
dönemde gebelik olup olmadığını ancak Tanrı bilebilir.

Daha öncede belirttiğim gibi gebelik testinde gebeliğin saptanabilmesi
için embryonun rahim içine yerleşmiş olması gerekir. Bu nedenle test en
erken yumurtlamadan sonraki 8-9. günde saptanabilir. Ancak
yumurtlamanın geç olması, embryonun beklenenden daha geç yerleşmesi
gibi nedenler ile bu dönemde yapılan idrar testi genelde negatif çıkar.
Bu dönemde yapılan gebelik testinin negatif çıkması hatalı negatif
anlamına gelmez ve hamile olmadığınızı göstermez. En akılcı ve ekonomik
yaklaşım adet kanamasını beklemek eğer gecikme olursa test yapmaktır.

2001 Ekim ayında JAMA dergisinde yayınlanan geniş kapsamlı bir
araştırmada adet gecikmesinin olduğu günde yapılan idrarda gebelik
testinin duyarlılığının %90 olduğu saptanmıştır (JAMA.
2001;286-1759-1761). Geriye kalan %10 olguda daha henüz embryo rahime
bile yerleşmemiştir. Yine aynı çalışmaya göre bu testlerin duyarlılığı
en fazla adet gecikmesinden 1 hafta sonra olmakta ve %97'ye kadar
çıkmaktadır.

Bu nedenle adet gecikmesinin takip eden 1-2 günde yapılan test negatif
çıktığında mutlaka 1 hafta sonra test yeniden yapılmalıdır.

Testi yapmadan önce idrar ne süre ile tutulmalıdır?
Testi yaptığınız gün ne kadar geçse idrar tutmanız gereken süre o kadar
azdır. Örneğin beklediğiniz adet kanaması 1 hafta geçmiş ise idrar
tutmadan herhangi bir zamanda testi yapabilirsiniz. Öte yandan adet
kanamasını beklediğiniz gündeyseniz ya da adet kanamanız 1-2 gün
geciktiyse bu durumda 4 saat idrar yapmayıp daha sonra testi
yapmalısınız.

Test nasıl yorumlanır?
Piyasada satılan değişik markalardaki idrar testleri birbirinden
farklıdır. Bu nedenle kullndığınız testin kullanma talimatını mutlaka
dikatlice okuyunuz.

Genelde idrar testlerinde 3 tane pencere bulunur. Bunlardan birine
idrar örneği damlatılırken yan yana bulunan iki pencereye bakılarak
test yorumlanır. Bu pencerelerden birisi testin doğru şekilde yapılıp
yapılmadığınız gösterir (kontrol penceresi). Diğer pencere ise pozitif
ya da negatif sonucu verir. Pozitif sonuç varlığında bu penceresinde ya
bir çizgi ya da artı işareti çıkar. Sonuç penceresindeki çizginin
renginin açık ya da koyu olması anlamını değiştirmez. Bu her durumda
pozitif sonuç demektir. Bazı testlerde ise sonuç peceresinde artı ya da
eksi işareti belirir. Artı pozitif sonucu yani gebeliği, eksi ise
gebelik olmadığını gösterir.



Gebelik testinin sonucu okunurken testin kullanma kılavuzunda
belirtilen zaman süresince beklenmelidir. Bazı durumlarda test negatif
olmasına rağmen bir süre daha beklendiğinde hafif bir çizgi ortaya
çıkabilir. Bu şüpheli sonucu belirtir. Ya hamile olmanıza rağmen hCG
değeri testin saptayabileceği düzeylere ulaşmamıştır ya da hamiel
değilsinizdir ancak test reaksiyon vermektedir. Her iki durumda da
testin 1-2 gün sonra tekrar edilmesi ya da kanda gebelik testi
yapılması uygundur. İdeal olan testin kullanma kılavuzunda belirtilen
zaman sonrasında sonucu yorumlamaktır.

Test neden hatalı sonuç verir?
Testin hatalı negatif sonuç vermesinin temel nedeni duyarlılığının
kandaki düşük düzeydeki hCG değerlerini saptamaya yetmemesidir. Testin
erken yapılması bunda en önemli faktördür. Testin bozuk ya da son
kullanım tarihinin geçmiş olması da bir diğer etkendir.

Hatalı pozitif sonuçlar ise daha nadir görülür. Bu gibi durumlarda
bazen idrardaki başka bir hormona (örneğin LH) çapraz reaksiyon
gelişebilir. Bir başka neden de kimyasal gebeliklerdir. Çok erken
dönemde test pozitif çıkmasına rağmen daha sonra klinik olarak gebelik
fark edilemeden embryo canlılığını yitirir ve kan hCG değerleri düşmeye
başlar.

İnfertilite tedavilerinde yumurta çatlatmak amacıyla yapılan hCG
enjeksiyonları sonrasında da hatalı pozitif sonuçlar görülebilir. Bu
nedenle test son hCG enjeksiyonundan 10-14 gün sonra yapılmalıdır.

Testin hatalı pozitif sonuç vermesi oldukça nadirdir.Bu nedenle pozitif
sonuç varlığında ek incelemeye gerek duyulmazken negatif olması mutlaka
gebe olunmadığı anlamına gelmez

Kullanılan ilaçlar ya da enfeksiyonlar hatalı sonuçlara neden olabilir mi?
İçinde hCG içermeyen ilaçlar hatalı sonuca neden olmaz. Kısırlık
tedavisinde kullanılan yumurtlama uyarıcı ilaçlar da dahil olmak üzere
hiç bir antibiyotik, ağrıkesici, doğum kontrol hapı testin hatalı sonuç
vermesine neden olmaz ya da gebelik varlığında testin pozitifleşme
sürecini geciktirmez. Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de
HPT'lerin doğru sonuç vermesini engellemez.

Uyarılar
Her türlü adet gecikmesi mutlaka değerlendirilmesi gereken önemli bir
sağlık sorunudur. Testin negatif çıkması durumunda eğer adet kanamanız
hala daha başlamadıysa mutlaka jinekoloğunuzla görüşmelisiniz.

Testin pozitif olması normal bir gebelik olduğu anlamına gelmez. Bu
nedenle gebeliğin varlığını teyit etmek ve dış gebelik başta olmak
üzere bazı erken gebelik komplikasyonlarına yenik düşmemek için kontrol
şarttır. Öte yandan adet gecikmesi olan bir kadında testin negatif
sonuç vermesi gebeliğin ilerlemesine neden olacaktır. Bu sırada
gebelikte kullanılmaması gereken maddeleri kullanmanız ya da gebelik
için uygun olmayan davranışlarda bulunmanız bebeğinize zarar verebilir.
Bunun istenmeyen bir gebelik olması durumunda ise sonlandırılması için
yasal sınır aşılabilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:24 am

ileri anne yaşı

Bebek sahibi olmak için en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Fakat
kadınların çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer almaya başlaması
ile birlikte, gebelikler giderek daha ileri yaşlara ertelenmektedir.
Günümüzde bir çok kadın ilk doğumunu 30' lu yaşlarda yapmaktadır.

Anne yaşının ilerlemiş olması, bazı riskleri de beraberinde getirir.
Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna 'İleri Anne Yaşı'
diyoruz. Bu tip gebelikler daha yakından ve özel bir takip gerektirir.

35 yaş üzeri anne adaylarında;

1- Kromozom anomalili (genetik yapısı bozuk) bebek doğurma riski artar.
Bu risk en bilinen şekli ile Down Sendromu (Mongol bebek)' nda
belirgindir. 30 yaş altında kromozom anomalili bebek doğurma riski 1000
doğumda 2.6 iken, 35 yaş üzerinde bu risk 1000 doğumda 5.2 oranına
yükselmektedir. Bu belirgin risk artışı nedeniyle 35 yaş üzerindeki
gebeliklerde genetik inceleme yapılması önerilir.

2- İleri yaştaki anne adaylarında abortus (düşük) yapma riski de
artmıştır. Bu yaş grubundaki gebelerde düşük riski 4 kat fazladır.
Aslında bu durum, yaşla birlikte kromozomal anomali riski artması ile
doğrusal ilişkilidir. Düşüklerin büyük bir kısmının nedeninin
kromozomal anomali olduğu bilinmektedir.

3- İleri anne yaşında, dış gebelik ortaya çıkma riski, genç yaş gebeliklere göre biraz daha fazladır.

4- Anne yaşının ilerlemesi ile birlikte ikiz, üçüz gibi çoğul gebelik
oranı yükselir. Çoğul gebeliklerin izlemi de özellik arz eder.

5- İleri yaşlarda karşımıza çıkan hipertansiyon ve diyabet (şeker
hastalığı) gibi durumlar, gebelikle birlikte görüldüklerinde, bebek ve
anne açısından tehlikeli olabilmektedir. 35 yaş üzerinde gebeliklerde
hipertansiyon erken yaş gebeliklere göre 2-4 kat daha sık görülür ve
yaklaşık olarak görülme sıklığı %10' dur. Preeklampsi (gebelikte
hipertansiyon) gelişmesi açısından risk taşıyan bu durumun, gebelik
bitiminden sonra kaybolup kaybolmadığı da mutlaka izlenmelidir.
Gestasyonel Diyabet (gebeliğe bağlı şeker hastalığı), ileri yaş
gebeliklerde daha sık görülen bir diğer hastalıktır.

6- İlerleyen yaşla birlikte bebeğin plasentası (eş) ile ilgili
problemler de daha sık görülür. (Ablasyo plasenta , Plasenta Previa )

7- Erken doğum riski artar.

8- Damar dolaşımının ilerleyen yaşlarda bozulmasına bağlı olarak, düşük
doğum ağırlıklı bebek doğurma riski, plasental yetmezlik riski
yükselir. Intrauterin (rahim içi) gelişme geriliği açısından daha yakın
takip ve fetal distres (bebeğin hayatını tehtiti eden sorunlar)
bulgularının erken dönemde tespiti önem arz eder.

9- Doğum sonrası kanama ve uzamış doğum eylemi nedeni ile sezaryen operasyonu ihtimali artar.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:24 am

infertilite: Kısırlık

Kısırlık tanısı için yapılan tetkikler ve muayeneler adım adım
uygulanır ve uzun zaman alabilir. Bu zamar doktorun problemi iyi
anlamasına ve en etkili tedaviye karar vermesine yardım eder.
Araştırmalar sonucu bir ve•ya birden fazla kısırlık nedeni
bulunabileceği gibi çiftlerin yaklaşık %15'inde kısırlığın nedeni
saptanamaz.

Kısırlığın mutlak olduğu durumlar nadirdir. Erken menopoz veya erkekte
hiç sperm hücresi bulunmaması dışında diğer kısırlık nedenleri için
doğal yollardan çocuk sahibi olma şansının azalmış olduğundan
bahsedilebilir.

Kadındaki en önemli kısırlık sebepleri yumurtlama bozuklukları,
endometriozis ve tüplerin hasarlı veya tıkalı olmasıdır. Erkekte
görülen kısırlık nedenleri arasında ise sperm sayısının,
hareketliliğinin yetersiz olması ve bazı durumlarda da sperm
hücrelerinin anormal olması sayılabilir.

KADINDA KISIRLIK NEDENLERİ

Yumurtlama bozuklukları:

Kadında en sık görülen kısırlık nedeni yumurtlama bozukluklarıdır.
Yumurtlama (yumurtanın yumurtalıklar dışına atılması) olmaksızın
döllenme ve gebelik oluşamaz. Yumurtlama bozukluğu dendiğinde
yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz ve seyrek olması anlaşılır.
Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama
bozukluğunu gösterir ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda
da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir. Yumurtlama bozuklukları
başlıca üç grupta toplanabilir.

Yumurtalıklardaki yumurta üretimini uyaran hormonların doğuştan
eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması:Bu durumda
kadında ergenlikten itibaren hiç adet kanaması görülmez.

Beyin sapından süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması: Bu
durum genellikle bu bölgedeki iyi huylu bir tümörün varlığına bağlı
olmakla beraber bazen hiçbir sebep bulunamaz. İyi huylu tümörlerin
cerrahi yollarla çıkarılması veya sebep bulunamadığı durumlarda çeşitli
ilaç tedavileri ile prolaktin seviyeleri düşürülerek yumurtlama normal
hale getirilebilir.

Polikistik over sendromu: Bu hastalığın tipik formunda genel olarak
adetler düzensiz ve seyrektir (yılda 3-4 adet). Bazı hastalarda adetler
hiç görülmezken diğerlerinde tamamen normal olabilir. Hastalar
genellikle şişmanlamaya yatkındırlar. Ciltte ve saçlarda yağlanma,
sivilce gibi problemler sıkça görülür. Yumurtalıklarda normalden fazla
sayıda yumurta bulunmakta ve bunlar erkeklik hormonu salgılayarak
normal yumurta gelişimini engellemektedirler.

Tüplerin hasarlı ve tıkalı olması:

Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın
buluşmasını engelleyerek döllenme ve gebeliği olanaksız kılar.
Tüplerdeki bu hasar geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya
geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan karın içi yapışıklıkları gibi
birçok nedene bağlı olabilir. Tüpler bir dış gebelik sonucu da hasara
uğrayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar
tüplerdeki hasarın en önemli nedenidir. Ülkemizde çocukluk çağında
alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülemez hasar oluşturmaktadır.

Endometriozis:

Endometriozis rahim içini döşeyen dokunun (endometrium) rahim dışında
gelişmesidir. Endometriozis en sık olarak rahimi yerinde tutan bağlara
yerleşmektedir. Diğer sık görüldüğü bölgeler ise rahim yüzeyi, tüpler
ve yumurtalıklardır. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi
hormonlara duyarlı olup adet sırasında kanar. Karın içinde oluşan bu
mikro kanamalar zamanla iltihab benzeri yangısal durum oluşturmakta ve
yapışıklıklara sebep olmaktadır. Endometriozis yumurtalıklarda
yerleştiği zaman kist oluşumuna neden olmaktadır. Bu kistlere
endometrioma adı verilir.

Endometriozisin en önemli belirtileri adet öncesi ve adet sırasında
ağrı, ilişki esnasında veya sonrasında ağrı, düzensiz şiddetli adetler
ve kısırlıktır. Daha az görülen diğer belirtiler yorgunluk, adet
esnasında bağırsak hareketlerinin şiddetlenmesi veya ishal, kabızlık
gibi diğer sindirim sistemine ait belirtilerdir. Bunların yanısıra
endometriozis bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeyebilir.

Endometriozisi olan kadınların yaklaşık yüzde 50'sinin çocuk sahibi
olabilmeleri için tedavi gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran
kadınların yaklaşık yüzde 25'inde endometriozis saptanmaktadır.

Rahim ağzına ait problemler:

Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıya
(mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzından
salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır.
Östrojen ve progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus
sırasında miktarı ve niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler
veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlık sebebi
olabilmektedir.

Alerjik nedenler:

Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri ve
tedavileri zordur. Alerjik ajan spermlerde veya mukusta bulunabilir.
Antisperm antikorları adı verilen bu alerjik durumların tedavi
etkinliği belli değildir ve tedavi edilen veya edilmeyenlerdeki gebelik
oranları çok farklı değildir. Bu nedenle rutin olarak ölçülmelerinin
gerekliliği tartışmalıdır.

ERKEKTE KISIRLIK NEDENLERİ

Çocukları olmayan çiftlerin yaklaşık %30-50'sinde problem erkekten
kaynaklanmaktadır. Erkekteki kısırlık nedenleri başlıca 2 ana grupta
toplanmıştır.
1-Spermin sayı ve kalitesini etkileyen üretim bozuklukları,

2-Spermi dışarıya taşıyan kanallardaki tıkanıklıklar.

Erkekteki bu problemlerin nedeni %30-40 olguda açıklanamaz. Sperm
kalite ve sayısındaki bozuklukların nedeni bulunamadığında bir takım
deneysel ilaç tedavileri uygulanmaktadır. Bu tedavilerin herhangi bir
etkinliği olmadığı gösterilmiştir. Mikroinjeksiyon tekniğinin 1992
yılından itibaren uygulanmaya başlanması erkek kısırlığının tedavisinde
bir dönüm noktası olmuştur. Bu teknik ile şiddetli erkek kısırlığı
durumlarında bile yüksek gebelik oranları elde edilmektedir.

Sperm üretim bozuklukları:

Erkek kısırlığı olgularında spermin üretim ve olgunlaşma bozuklukları
en sık rastlanılan durumdur. Üretim bozukluğu sperm sayısı ile ilgili
olabileceği gibi kadın yumurtasının döllenmesini engelleyen sperm
hareketlerinin zayıflığı veya sperm şekillerinin (morfoloji)
anormalliği ile de ilgili olabilir. Erkeğin sperminin normal kabul
edilebilmesi için sayısının en az 20 milyon/ml, hareketli sperm
oranının yüzde 30 ve yapısal olarak normal sperm oranının yüzde dördün
üzerinde olması gereklidir. Sperm değerlerinin yukarıda belirtilenin
altında olması halinde doğal yollardan gebelik elde edilmesinde
belirgin zorluklar yaşanmaya başlanmaktadır. Birçok faktör
spermiogenezi (sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması) olumsuz
yönde etkileyebilir. Bunlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

İltihabi hastalıklar- Bazı bakteri ve virüsler erkekte yumurtalık
iltihabına sebep olur. Yumurtalıklarından iltihabi bir hastalık geçiren
erkeklerin yaklaşık % 25'inde kısırlık problemi oluşmaktadır.

Hormon bozuklukları- Sperm ve erkeklik hormonu olan testosteron
hormonunun üretimi beyin sapından salgılanan iki hormon (folicle
stimulating hormon ve luteinizing hormon) tarafından kontrol edilir. Bu
hormonların salınımına ait bozukluklar erkek kısırlığının o/a 2-5'inden
sorumludur.

Çevresel problemler- Kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar sperm üretimini bozabilir.

Yapısal bozukluklar

Spermin üretim yeri olan yumurtalıklardan dışarı çıkmasını engelleyen
tam veya kısmi tıkanıklıklar kısırlık nedeni olabilmektedir. Bu
tıkanıklıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan bir enfeksiyona da
bağlı olabilir. Yumurtalık bölgesinden geçirilmiş bir cerrahi müdahale
de tıkanıklığa sebep olabilmektedir.

Nedeni açıklanamayan kısırlık

Günümüzde tıbbın olanakları ile nedeni ortaya konulamayan kısırlık
durumlarında nedeni açıklanamamış kısırlık (idiopatik infertilite) söz
konusudur. Testler ile ortaya çıkarılamayan sperm fonksiyon
bozuklukları, yumurtanın çatlaması ve tüpler içindeki hareketinde bazı
bozuklukların varlığı öne sürülen varsayımlar arasındadır.

Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan psikolojik
etkenlerin varlığı tam olarak belli değildir. Stresin kadın üreme
sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceği
bilinmektedir. Ancak burada sebep-sonuç ilişkisi belli değildir. Yani
kısırlık nedeniyle mi stres olmaktadır yoksa stres nedeniyle mi
kısırlık olmaktadır. Stresin ortadan kalkma durumunda doğal yollardan
gebeliklerin oluştuğu bildirilmiştir. Özellikle kısırlık tedavilerine
cevap alınamayan çiftlerde bazen tedavinin kesildiği ve çifte dinlenme
şansı verildiği aylarda kendiliğinden gebelik olabilmektedir.

Nedeni açıklanamamış kısırlık terimi günümüzdeki tanı yöntemlerinin
sınırını göstermektedir. Tanı yöntemlerindeki ilerlemelerle birlikte bu
gruba sokulan çift sayısı da azalacaktır


İnfertilite Tedavisi:
Tedavi araştırma safhasında bulunan nedene bağlı olarak yumurtlamayı
sağlamak için hormon uygulanmasından cerrahi müdahaleye veya tüp bebek
gibi yardımcı üreme tekniklerine kadar değişebilir.

Yumurtlama problemleri

Kısırlık nedeniyle doktora başvuran kadınların yaklaşık % 20’sinde
yumurtlama problemi vardır. Kadın üreme fonksiyonları bazı hormon
bezleri tarafından salgılanan hormonlarla kontrol edilir. Bu bezlerden
beyin sapında bulunan iki tanesi FSH ve LH hormonları yumurtlamanın
oluşmasında temel rol oynarlar.

Bu bezlerdeki hormon salınımındaki bozukluklar yumurtlama problemlerine
yol açarlar. Bu durumda yumurtlama çeşitli ilaçlarla (Klomifen,
Pergonal Humegon, Metrodin) uyarılmalıdır. Yumurta gelişimi kandaki
hormon seviyeleri ve ultrasonla takip edilerek, yumurtlama için uygun
zaman tayin edilebilir. Bazı durumlarda yumurtanın çatlaması çeşitli
ilaçlarla (Profazi, Pregnyl) sağlanabilir. Döllenme için en uygun zaman
böylece belirlendikten sonra çifte ilişki önerilebileceği gibi halk
arasında aşılama diye anılan spermlerin yıkanması sonrası rahim içine
yerleştirilmesinden ibaret olan inseminasyon da yapılabilir.

İnseminasvon tedavisi

İnseminasyon daha çok rahim ağzına ait problemlerin bulunduğu, sperm
sayısında ve hareketliliğinde hafif bozuklukların bulunduğu veya çifte
ait hiçbir problemin bulunamadığı açıklanamayan kısırlık durumlarında
uygulanmaktadır.

İnseminasyon için erkekten alınan sperm sıvısı laboratuar koşullarında
çeşitli yıkama işlemlerine tabi tutularak sperm hücreleri dışındaki tüm
sıvılarından arındırılmakta, sperm hücreleri çok az bir sıvı içinde
konsantre edilmekte böylece sayı hareketlilik oranı artırılmaktadır.
Daha sonra bu sıvı ince bir kateter yardımı ile rahim ağzından
geçirilerek doğrudan rahmin içine verilmektedir.

Bu tedavi rahim ağzından salgılanan mukusun spermin rahim içine
geçişini engellediği durumlarda en iyi sonucu vermektedir. İnseminasyon
ayrıca nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında ve hafif erkek
kısırlığı olgularında da daha düşük başarı oranları ile
kullanılmaktadır. En yüksek gebelik oranlarının ilk üç uygulamada
olduğu altı uygulamadan sonra gebelik şansının çok düşük olduğu
gösterilmiştir. Uygun koşullarda yapılmış üç inseminasyon sonrası
yardımcı üreme tekniklerine geçilmesi düşünülebilir. Özellikle nedeni
açıklanamayan kısırlık olgularında çiftlerin yaklaşık yüzde 25'inde tüp
bebek uygulanmasında spermden veya yumurtadan kaynaklanan bir döllenme
bozukluğu görülmektedir. İnseminasyon tedavisi ile gebelik şansı altı
uygulama sonucu yaklaşık olarak yüzde 30 civarındadır.

Yumurtlama yokluğu ilaçlara yanıt vermediği bazı durumlarda yumurtalık
yetmezliğine bağlı olabilir. Tedavisi olmayan bu durumda tek çözüm
ülkemizde uygulanmasına izin verilmeyen yumurta veya embriyo bağışıdır.

Yardımcı üreme teknikleri

Erkek ve kadın üreme hücrelerinin doğal yollardan bir araya gelemediği
durumlarda daha ileri tekniklere başvurmak gerekmektedir. Bu
tekniklerin çoğunda kadının yumurtaları ultrason kontrolünde bir iğne
ile emilerek vücut dışına alınmaktadır. Bu amaçla çeşitli ilaçlarla
aynı anda birçok yumurtanın gelişmesi sağlanmakta ve uygun koşullarda
20'den fazla yumurta hücresi elde edilebilmektedir. Sperm elde edilmesi
ise çoğu zaman çok daha kolaydır ancak menisinde sperm bulunmayan
erkeklerde spermleri yumurtalık kanalından veya doğrudan
yumurtalıklardan elde etmek için cerrahi işlemlere gerek duyulmaktadır








__________________
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:24 am

Jinekolojik kanserlerde tarama yöntemleri

Son yıllarda kanser tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmesine
karşın, erken tanı hala önemini korumaktadır. Aslında hastalık
başlamadan önce kansere dönüşebilecek hücrelerin saptanması erken tanı
ve tedaviden daha önemli olup, kanser sıklığının ve kansere bağlı
ölümlerin azaltılması açısından en temel noktayı oluşturmaktadır. Şimdi
kadın genital sistem kanserlerinin azaltılması ve erken tanısı
açısından izlenmesi gereken yollara bir göz atacağız.

SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİ

Daha önce en sık rastlanan kadın genital sistem kanseri iken, smear
testi ile kanser öncesi hücrelerin saptanabilmesi veya kanserin
tanısının erken konulabilmesi sonucunda şu anda kadın genital
kanserleri arasında üçüncü sıklıkta rastlanmaktadır. Rahim ağzında
kanser öncesi değişiklikler gösteren hücreler, 5-10 yıl gibi uzun bir
süre sonra kansere dönüşürler. Bu da smear testinin önemini ortaya
koymaktadır. Smear testi uygulaması sonucunda rahim ağzı kanserine
bağlı ölümler % 40 azalma göstermiştir.

Risk Grupları:

1. Erken yaşta cinsel ilişki

2. Birden fazla kişi ile cinsel ilişki veya eşinin birden fazla kadınla ilişkisinin olması

3. Sigara kullanımı

4. Bağışıklık sistemi bozuklukları. Bu gruplarda bulunan kadınlarda rahim ağzı kanseri daha sık görülür.

Öneri: Rahim ağzı kanseri sıklığının azaltılması veya erken tanı
açısından en önemli test smear testidir. Rahim ağzı kanseri olan
hastaların % 50’si hiç smear testi yaptırmayan kadınlarda görülüyor.
Smear testinin yılda bir defa yapılması öneriliyor. Üç yıl boyunca
yapılan üç test normal ise ve kadında bir risk faktörü yok ise sonra
daha az sıklıkta yapılabilir. Yukarıda sözettiğimiz risk faktörleri
olan kadınlarda daha sık test yapılabilir.

RAHİM KANSERİ

Rahim kanseri doğum kanalında görülen en sık kanser tipidir, ancak %
75’i erken dönemde yakalanabildiği için ölüm oranı daha az ve yaşam
süresi uzundur. Bunun nedenide kanserin erken dönemde anormal kanama
ile belirti vermesidir.

Risk Grupları:

1. Polikistik over hastalığı olanlar

2. Tamoksifen adlı ilacı kullananlar (meme kanseri tedavisinde kullanılır

3. Şişman olanlar

4. Şeker hastalığı olanlar

5. Ailevi barsak, meme veya yumurtalık kanseri olanlar

Öneri: Rahim kanserinin kansere dönüşmeden önce saptanması konusunda
yaygın kullanılan bir test bulunmamaktadır. Ancak kanserin erken
belirti vermesi erken tanı için önemli bir avantajdır. Bu nedenle adet
dışı kanamaları olan ve adet kanaması fazla olan hastaların doktor
kontrolüne gitmesi, vajinal ultrasonografi ve gerekirse biyopsi
yaptırması önerilir. Yukarıda belirtilen risk faktörleri olan
hastaların bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Menopoz döneminde
olan hastalarda kanama daha önemlidir. Bu dönemdeki herhangi bir kanama
durumunda mutlaka doktora başvurmak gerekir.

YUMURTALIK KANSERİ

Yumurtalık kanseri genellikle geç dönemde belirti verdiği için erken
tanı daha da önem kazanmaktadır. Ancak ne yazık ki erken tanı konusunda
henüz yaygın olarak uygulanabilecek bir yöntem geliştirilememiştir.

Risk Grupları:

1. Genetik eğilim: Ailede yumurtalık, meme, rahim veya barsak kanseri

2. Hiç çocuk doğurmama

3. Daha önce meme, barsak veya rahim kanseri öyküsü

Öneri: Daha öncede belirttiğimiz gibi kanser gelişimi başlamadan veya
erken tanı için henüz bir yöntem bulunmamaktadır. Yılda bir defa
muayene ve vajinal ultrasonografi ile bazı hastaların erken tanısı
konulabilir. Ailevi yumurtalık kanseri olan hastalarda 35 yaşından
sonra yumurtalıklar alınabilir. Eğer hasta yumurtalıklarının alınmasını
istemiyorsa daha sık aralıklarla vajinal ultrason ve gerekirse CA-125
adı verilen kan tetkiki ile takip yapılabilir.

MEME KANSERİ

Meme kanseri kadınlarda görülen en sık kanser tipidir.

Risk Grupları:

1. Erken yaşta adet görme

2. Geç gebe kalma

3. Doğurmamışlık

4. Geç menopoz

5. Ailevi eğilim

Öneri:

1. 20 yaşından itibaren her yıl kendi kendine meme muayenesi

2. 20-29 yaşları arasında 3 yılda bir doktor muayenesi

3. 40 yaşından sonra her yıl muayene ve 1-2 yılda bir mamografi

BARSAK KANSERİ

Barsak kanseri kadınlarda en sık rastlanan kanser tiplerinden bir
tanesidir. Kadınlar her yıl düzenli olarak jinekologlara başvurdukları
için, barsak kanserinin kanser öncesinde veya erken dönemde tanısının
konulabilmesi için izlenmesi gereken yollar konusunda jinekologlar
öneride bulunabilir. Barsak kanserinde de rahim ağzı kanserinde olduğu
gibi kanser öncesi dönemde veya erken dönemde yapılacak tetkiklerle
mümkündür.

Risk Grupları:

1. Ailevi barsak kanserleri (Poliple birlikte olan veya olmayan)

2. 50 yaş üzeri

3. Daha önce adenomatöz polip saptanması

4. Daha önce rahim, yumurtalık veya meme kanseri tanısı konması

Öneri:

1. 50 yaşından itibaren her yıl muayene ve dışkıda kan bakılması

2. 50 yaşından itibaren 5 yılda bir sigmoidoskopi (Endoskopi ile kalın bağırsağın bir bölümüne bakılması)

3. 50 yaşından itibaren 10 yılda bir kolonoskopi (bütün kalın bağırsağa
bakılması) veya 5-10 yılda bir defa barsak filmi çekilmesi
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:25 am

İNEKOLOJİK MUAYENE


--------------------------------------------------------------------------------

Jinekolojik muayeneden korkmayın

Jinekoloji, cinsel sağlığı ve üreme sağlığını korumaya yönelik
kadınlara özel tıbbi bir bakımdır. Bu bakım, hastalıklardan korur,
kanserlerin erken tanısını, üreme organlarını etkileyen enfeksiyonların
erken tanı ve tedavisini ve daha sonra görülebilecek kısırlık gibi
komplikasyonların önlenmesini sağlar.

Jinekoloğa başvurulduğunda yapılacak işlemler nelerdir?

Bir çok genç kız için ilk jinekolojik muayene oldukça tedirgin edici
gözükse de önemi düşünüldüğünde bu randevunun kesinlikle ertelenmemesi
gerekir. Bir genç kızın bu randevuda nelerle karşılaşacağını bilmesi
endişelerini yenmesinde yardımcı olur. Öncelikle kişisel, ailesel,
cinsel ve tıbbi öyküler alınır. Jinekolojik muayene yapılır ve
laboratuvar testleri istenir. Muayenenin adet kanamasının olmadığı bir
dönemde yapılması gerekir. Adet kanaması hem laboratuvar testlerinin
sonuçlarını hem de muayeneyi etkiler. Muayene öncesindeki birkaç gün
vajinal duş ve krem kullanımından kaçınmak gerekir.

Jinekologla ilk randevudan önce sorulmak istenen soruların belirlenerek
not alınması randevunun daha verimli geçmesini sağlar. Jinekoloğa
verilen bilgilerin ve aktarılan şikayetlerin eksiksiz olması gerekir.
Jinekoloğa verilen tüm özel bilgiler gizli kalır. Yanlış ya da eksik
bilgi verilmesi tedaviyi ve sorunların belirlenmesini olumsuz etkiler.

Jinekolojik muayenede doktora verilmesi gereken bilgiler nelerdir?

Tıbbi öyküde neler aktarılmalı?
Son adet tarihi
Adet döngülerinin uzunluğu
Adet kanamasının ne kadar sürdüğü
Ara kanamaların olup olmadığı
Genital ağrı, kaşıntı ve akıntı varlığı
Başka bir tıbbi problemin olup olmadığı
Aile fertlerinde görülen hastalıklara ait bilgiler
Önceden geçirilmiş hastalıklar, cerrahi işlemler ve kullanan ilaçlara ait bilgiler
Sigara, alkol ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi

Birçok genç kız ilk jinekolojik muayene öncesinde son derece tedirgin
olur. Oysa jinekolojik muayene ağrıya yol açmayan kolay ve beş
dakikadan fazla sürmeyen bir işlemdir. İlk muayene öncesinde kişinin
kendini rahatsız hissetmesi son derece doğaldır ve muayenede neler
yapılacağı konusunda önceden bilgi sahibi olmak endişeleri azaltır.

Muayene nasıl yapılır?

Jinekolojik muayene ile genital organların durumu ve jinekolojik
problemler değerlendirilir. Jinekolojik muayene için iç çamaşırının
çıkarılıp, jinekolojik muayene masasına yatılması istenir. Bu sırada
karın ve bacakların örtülebileceği bir örtü verilir ve muayene
başlamadan önce masanın uç kısmına kayarak ayakların muayene masasının
iki yanında bulunan özel ataçmanlara geçirilmesi istenir. Doktorun
muayene yapabilmesi için bacakları ayırarak yatmak gerekir. Bu
pozisyonda kişinin kendini rahat bırakması muayene işlemini çok
kolaylaştırır. Doktor eldiven giyerek dış genital organları muayene
eder. Kızarıklık, tahriş, kist ve siğil olup olmadığını kontrol eder.
Çok kısa süren bu işlem herhangi bir acı vermez. Karından yapılacak
ultrasonografi ile üreme organları değerlendirilir. Jinekolojik muayene
sonrasında doktor idrar tahlili ve kan sayımı gibi birkaç tahlil
isteyebilir.

Jinekolojik açıdan ilk muayene için "18 yaş"tan bahsedilse de yaşa
bakılmadan mutlaka jinekolojik kontrolden geçilmesini gerektiren
durumlar vardır;
Karnın alt bölgesinde ağrı
Adet düzensizlikleri, adet kanamasının olmaması veya aksaması
Anormal kanamalar
Dış genital organlarda ağrı, şişlik, kaşıntı, kitle ve yaralar bulunması
Vajinal akıntı, kaşıntı ve ağrı olması
On beş, on altı yaşına gelinmesine rağmen adet kanamasının olmaması
Cinsel temas yoluyla geçen hastalıklara maruz kalınması

Yılda kaç kez yapılmalıdır?

Jinekolojik muayene esnasında ilk olarak vajinanın dış kısmında
herhangi bir iritasyon (kızarıklık, tahriş) veya hastalık olup,
olmadığı inceleniyor. Ardından pap test (sürüntü testi) yapılıyor.
Alınan hücrenin anormal olup, olmadığı araştırılıyor. Çok hızlı yapılan
bir işlem ve can acımıyor. Eğer canınız acırsa, bunu doktora söyleyin!
Cinsel yaşamı başlamış kişiler için pap testi yaptırmak önemli. Çünkü
cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar çeşitli kanserlere neden
olabiliyorlar ve bu yolla teşhis koyulabiliyor. Bu testten sonra doktor
yumurtalık ve rahimi kontrol edip, sağlıklı olup, olmadıklarına bakıyor.

Doktorların çoğunluğu jinekolojik muayeneyi yılda bir kez tavsiye
ediyorlar. Amerikan Kanser Enstitüsü, ilk üç jinekolojik muayane de pap
test yapılmasını, eğer sonuçlar normalse, hangi sıklıkla uygulanacağını
doktorla konuşmaları gerektiğini öneriyor. Bu tür muayeneler devlet,
üniversite ve özel hastanelerde yapılabiliyor. Özel sağlık sigortaları
da ücretini ödüyor.

Genç kızların düzenli sağlık kontrollerinde ikinci sırada, tansiyon
takibi var. Son derece çabuk yapılan, kolay bir işlem. Her gittiğinizde
doktor tansiyonunuzu kontrol etmeli. Özellikle ailenizde tansiyon
hastası varsa veya çok şişmansanız tansiyon ölçümlerini ihmal
etmemelisiniz. Her iki yılda bir öneriliyor. Üçüncü aşamada, cilt
doktoru bulunuyor. Özellikle cildinizde anormal bir durum, renk
değişmesi, benlerde büyüme varsa, hemen deri hastalıkları uzmanına
başvurmalısınız. 20-40 yaşları arasındaki kadınların üç yılda bir,
sorunları olmasa da cilt doktoruna gitmeleri gerekiyor.

Meme muayenesi yapılmalı mıdır?

Eğer 20 yaşına girdiyseniz, her üç yılda bir meme kanseri için
tetkikler yaptırmalısınız. Memelerinizde herhangi bir şişkinlik, kitle
hissettiyseniz ve bu kitle, adet kanamanızın bitiminde kaybolmadıysa,
hemen doktora gitmelisiniz. 20 yaşından itibaren üç yılda bir meme
kontrolünden geçmek gerekiyor. Özellikle ailenizde meme kanseri vakası
olduysa, doktorunuza ne zaman mammografi çektirmeniz gerektiğini
sormalısınız. Düzenli gittiğiniz doktor buna karar vermeli. AIDS başta
olmak üzere Hepatit B, herpes gibi bulaşıcı hastalıkların olup,
olmadığı araştırılmalı. Bu konuda uyanık olmak gerekiyor. Testlerin
sonucu negatif çıksa bile sık aralıklarla yenilenmesi şart. Çünkü
mikrop alındıktan uzun süre sonra hastalıklar kendini belli edebiliyor.
Düzenli sağlık kontrollerinin sonuncusu, diş hekimi ziyareti. Hem
temizlenmesi hem de kontrol için diş hekimi sık sık ziyaret etmek
gerekiyor.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından sezeer Bir Ptsi Mart 03, 2008 2:21 pm

emeğine sağlık
avatar
sezeer
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 1289
Yaş : 107
Nerden : Catland
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://www.narko.zforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kadın Sağlığı + Jinekoloji

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

3 sayfadaki 3 sayfası Önceki  1, 2, 3

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz