A-Z Tüm Hastalıklar

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:54 am

ADALE CEKILMESI


Adale çekilmesi veya incinmesi, bir kasın üzerine çok fazla yük
bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla
germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur
fakat acı duyulur.

Belirtiler

- Zedelenme meydana geldiği zaman lokalize ağrı, bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda şişme

- Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma (sertleşme) veya hassasiyet

- Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi görünüyorsa, kopmuş olabilir.

Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten yırtılır ve adalenin kasılıp
iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir durum ortaya çıkar.
Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir, ya kısmi olarak veya daha
seyrek görülen şekliyle, tamamen kopabilir.

Adale incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka
tarafındaki bir grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp
açabilmenizi sağlar; koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana
gelebilir.

Uyluk kemiğinin arka tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu
adalelerinizi incittiğinizi gösterebilir. İncinmenin çok yaygın ikinci
bir çeşidi de kasık çekmesi veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi
olayında belirli bir kas zedelenmiş değildir; daha çok, kasıktaki
ten-don ve kaslar (karın, bacak ve pelvis bölgeleri dahil) gerilmiş
veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya adale spazmları
tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan kaynaklanabilir.

Teşhis

Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet, kramplar ve şişme ) teşhis
için önemlidir. Sorunun, kemikte bir yaralanmadan kaynaklanıp
kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir.

Adale çekilmesi, tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla, hızla ve tamamen iyileşir.

Bununla birlikte, ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas
yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza başvurun.
Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir.

Tedavi

Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte, arızalı bölgeye buz veya soğuk
kompres uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın.
Bazen, özellikle eğer şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar
soğuk kompres kullanılabilir. Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik
bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir.

Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası, ağrılı olduğu sürece
kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden fazla değildir.

İlaç

Küçük adale çekilmeleri için, ağrıyı azaltmak amacıyla aspirin veya
diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale incinmeleri
için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi
azaltmak için bir antienflamatuar ilaç, bir kas gevşetici veya ağrı
kesiciyi zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir.

Ameliyat

Eğer kasta yırtılma varsa, ameliyat en iyi seçenektir.

Önleme

Adale çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu, egzersiz öncesi uygun
ısınma hareketleri yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek
için, zayıf kasın güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da
bazen yararlı olabilir.


En son Hacker_Amca tarafından Paz Mart 02, 2008 10:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:55 am

ADALE KRAMPLARI


Kramp aslında bir doku spazmıdır. Burada doku kasılır ve ani ve
şiddetli ağrıya yol açar. Özellikle yaygın bir kramp çeşidi uyku
sırasında baldır adalelerinde meydana gelir. Fakat fazla yüklenme,
incinme, adale zorlanması (gerilmesi) veya uzun süre aynı pozisyonda
kalmak adale kramplarına yol açabilir. Bunlar sıklıkla, sıcak havada
oynanan spor karşılaşmalarında aşırı yorulan ve susuz kalan sporcularda
görülür.

Belirtiler

- Ani ve keskin adale ağrısı, çoğunlukla bacaklarda

- Cildin altında çarpılmış bir adale dokusu yumrusu görülmesi

Belirli aktiviteler karakteristik olarak profesyonel kramplar denilen
kramplara yol açar. Yazar krampı klasik örnektir -yazan elin
başparmağı, işaret ve orta parmakları uzun süre sıkıcı kalem tutma
sonucu kramp duygusu yaşar. Geçmişte saatçi ve terzi krampları çok
görülürdü.

Hemen herkes şu veya bu zamanda adale krampı geçirir yine de çoğu
kimseler için bunlar sadece ara sıra karşılaştıkları önemsiz bir
rahatsızlık nedenidir. Fakat diğerleri için adale krampları, özellikle
geceleri, rahatsız edici bir problemdir. Eğer uykunuzu bölen sık ve
şiddetli kramplarınız varsa doktorunuza danışın.

Krampların belirgin bir tipi olan bacakta dolaşım bozukluğu nedeniyle
zaman zaman topallayarak yürüme (intermitent klodikasyon) harekete
bağlı olup baldırlara yeterli kan gitmemesine bağlıdır. Bacaklarda
harekete bağlı krampların bir diğer çeşidi omurgada sinir sıkışması ile
bağlantılıdır. Eğer hareket sonucu bacaklarda kramp olayı sürekli
tekrarlanıyorsa doktorunuza gidin, Diüretik (idrar söktürücü) kullanımı
ve aşırı terleme nedeniyle potasyum kaybı genellikle adale kramplarının
nedeni olarak belirtilir fakat sık rastlanan bir neden değildir.

Tedavi

Kramp meydana geldiğinde etkilenen adaleyi germeye çalışın. Yumuşak bir
tavırla düzeltin. Çünkü kasılan adaleyi germek genellikle derhal
rahatlamayı sağlayacaktır. Etkilenen kasa kompres ve masaj yapmayı
deneyin. Sıcak banyoya daldırmak veya sıcak kompres koymak da
rahatlatabilir.

Soğuk kompres de adale spazmını azaltabilir veya gergin bir adaleyi
gevşetebilir. Bazen, kramp giren adalelerin karşısındaki adaleleri
istemli olarak kasmak ağrının şiddetini azaltabilir. örneğin, eğer
bacağınıza kramp girdiyse ayağınızın ucunu dizinize doğru büküp ağrı
azalana kadar orada tutun.

Koruma

Susuz kalmaktan sakının. Fiziki çalışmalardan önce ve sonra açılma egzersizleri yapın ve kaslarınızı haddinden fazla yormayın.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:55 am

ADDISON HASTALIGI


Böbreküstü bezi yetmezliği böbreküstü bezlerinin işlevlerinde
yavaşlamayı anlatan bir terimdir. Bu durumda aldosteron, kortizol,
cinsel hormonlar, adrenalin ve noradrenalin gibi hormonların üretimi
yetersiz kalır. Bazen bu hormonlardan bazısındaki eksiklikle
bazısındaki artış birlikte görülür, ama bu tür olgulara çok ender
rastlanır. Çeşitli böbreküstü bezi hormonlarının ana maddesi
kolesteroldür. Bu ana madde bir dizi kimyasal tepkime sonucunda hormona
dönüşür. Kimyasal tepkimeler için gerekli enzimlerden birinin
eksikliği, bütün üretim zincirinin durmasına ve son ürünün, yani
hormonun yapılamamasına yol açar.

Olguların büyük bölümünde hastalık böbreküstü bezi kabuğunun her üç
katmanına da yerleştiğinden böbreküstü bezi yetmezliği genel bir hormon
eksikliği olarak ortaya çıkar.

NEDENLERİ

Olguların yüzde 70-80 ine Koch basilinin etken olduğu böbreküstü bezi
veremi yol açar. Hastalık belirtilerinin görülebildiği ilerlemiş
olgularda böbreküstü bezleri belli bir biçimden yoksun, san-gri renkli
ve peynirimsi yapıda iki torbacık halini almıştır. Hastalık
belirtilerinin ortaya çıkması için veremin yol açtığı doku yıkımına
bağlı bu yapı bozulmalarının böbreküstü bezlerinin yüzde 90 ma
yayılması gerekir. Bundan da anlaşılacağı gibi böbreküstü bezlerinin
yedek üretim kapasitesi çok geniştir. Bez dokusunun yaklaşık yüzde l0u
sağlam kaldığı sürece yetmezlik belirtileri yalnız vücudun yüksek
düzeyde hormona gereksinim duyduğu anlarda ortaya çıkar. Bu gibi
durumlarda böbreküstü bezleri organizmanın birden artan hormon
gereksinimini karşılayamaz.

Böbreküstü bezlerinde verem akciğerlerdeki enfeksiyonu izleyen ikincil
bir odak olarak belirir. Veremin yanı sıra kronik enfeksiyon
hastalıkları, frengi, böbreküstü bezi tümörleri, bu doku hücrelerini
yaygın yıkıma uğratan kloroform ve salvarsan gibi zehirli maddeler ve
böbreküstü bezlerini besleyen damarların tıkanması da böbreküstü bezi
yetmezliğine yol açabilir.

Bazen sorun başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Bu durumlarda
hastalığın kökeni vücudun daha yukarısında yer alan merkezlerdir.
Örneğin, etken beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve hipofiz bezini
adrenokortikotrop hormon (ACTH) salgılamaya iten serbestleştirici
faktör eksikliği olabilir. Hipofizin ACTH salgılayamaması böbreküstü
bezlerinde doku gerilemesine yol açar ve böbreküstü bezi yetmezliğiyle
sonuçlanır.

BELİRTİLERİ

Addison hastalığı ya da hipoadrenalizm adıyla bilinen böbreküstü bezi
yetmezliğinin ilk belirtisi aşırı yorgunluktur. Hasta bitkinlik duyar
ve ilerlemiş olgularda yataktan kalkıp yürüyecek gücü kendinde bulamaz.
Gittikçe zayıflar. Tansiyonu sürekli düşük kalır. Hastalığın bütün
bunlardan daha tipik belirtisi ise deri renginin koyulaşmasıdır
(melanodermi). Deri özellikle yüz, el ve kollarda koyu, bronz bir renk
alır. Elin üstündeki deri koyulaşarak pembemsi avuç içiyle belirgin bir
karşıtlık oluşturur. Meme başları ve varsa yara izleri siyaha çalan
koyu kahverengiye döner. Dişetleri, yanaklar ve üreme organların-da
koyu renkli lekeler belirir. Erkeklerde cinsel güçsüzlük, kadınlarda
adet düzensizlikleriyle birlikte özellikle koltukaltı ve dış üreme
organları çevresinde kil dökülmesi hastalığın öbür belirtileridir.

Şimdi bu hastalıkta eksikliği duyulan hormonların yukarıda sıralanan
belirtilere nasıl yol açtığına bakalım. Yorgunluk ve düşük tansiyon
birbiriyle yakından ilgilidir. Her ikisi de su ve sodyumun böbrekler
yoluyla dışarı atılmasını denetleyen aldosteron hormonunun
eksikliğinden kaynaklanır. Aldosteron eksikliği nedeniyle su ve
sodyumun boşaltım sisteminden dışarı atılması denetlenemeyen su
kaybına, dolayısıyla da dolaşımdaki kan miktarının azalmasına ve
tansiyonun düşmesine yol açar. Kilo kaybı bu bozukluğa ek olarak
kortizol eksikliğiyle de ilgilidir. Kortizolun başlıca görevi
proteinleri şekere dönüştürerek hücrelere enerji sağlamaktır. Addison
hastalarında kortizol eksikliği nedeniyle kan şekeri normal düzeyin
altına düşer. Bu durum bütün organizmayı olumsuz etkiler; hastanın
yorgunluk duymasına da yol açar.

Deri renginin koyulaşması böbreküstü bezlerinin dışında gelişen bir
belirtidir. Bu bezlerdeki işlev yetersizliği nedeniyle kanda kortizol
miktarının azalması ön hipofizin sürekli uyarılarak aşırı ACTH
salgılamasına yol açar. Aynı süreçte hipofizin orta lobu da
etkilenerek, fizyolojik denge durumunda çok az önem taşıyan melanosit
uyarıcı hormonu (MSH) salgılar. Bu hormon deri hücrelerindeki melanin
adlı koyu renkli pigmentin artmasına ve deri renginin koyulaşmasına
neden olur. Cinsel organlarla ilgili bozukluklar ve kıl dökülmeleri ise
böbreküstü bezlerince salgılanan cinsel hormonların eksikliğinden
kaynaklanır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:55 am

AILEVI AKDENIZ ATESI


Ailevi Akdeniz Ateşi irsi bir bağırsak rahatsızlığıdır. Tekrar eden
ateşlenme ve iltihaplanma hastalığın özellikleridir. Bu rahatsızlıkta
karın bölgesinde görülen iltihaplanma nedeniyle Ailevi Akdeniz
hastalığına periodik peritonit (belli aralıklarla gelen peritonit) de
denir. Ailevi Akdeniz hastalığı olan çoğu kimsede belirtiler 5 ila 15
yaş arasında ortaya çıkar. Çoğu nöbette ateş vardır. Ayrıca, peritonit
zatülcenp, ve artrit belirtilerini anımsatan karın zannın göğüs
bölgesinin ve mafsalların iltihaplanması gibi belirtiler de
görülebilir. Ailevi Akdeniz hastalığına yakalanmış olan kimselerin
dörtte birinde bacaklarının alt kısmında şişmiş kırmızı bir bölge
vardır. Bu hastalıkta tekrar eden nöbetler olur. Nöbetlerin ağırlığı ve
durumu bir olaydan diğerine değişiklik gösterir, birbirinin aynı
değildir. Ailevi Akdeniz hastalığının sebebi bilinmemektedir. Bu
hastalığın etkisinde olan kimselerde nöbetler arasında hiçbir belirti
görülmez.

Belirtiler

- Ateş,

- Karın ağrısı

- Göğüs ağrısı,

- Mafsal ağrısı,

- Bacakların alt kısmında ciltte bozukluklar,

Tedavi

Antibiyotik ya da kortikosteroid kullanımını da içeren birçok farklı
tedavi yöntemi vardır. Ancak hiçbirinin etkinliği
kanıtlanmamıştır.Kolşisin kullanımı, birçok hastada hastalığın
ataklarının sayısında çarpıcı bir azalmaya yol açmıştır. Doktorunuz
uzun süre kolşisin kullanımının muhtemel yan etkilerini anlatacaktır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:58 am

AKCIGERDE SIVI TOPLANMASI (PULMONER ODEM)


Akciğerdeki toplardamarların içindeki basıncın aşırı bir şekilde
yükselerek aşırı miktarda kanın bu toplardamarları parçalayarak
alveoller (hava kesecikleri) içine girmesi sonucunda akciğer ödemi
(pulmoner ödem) meydana gelir. Pulnomer ödemin sebebi genel olarak çok
sık olan kalp krizleri, mitral ve aort kapağı hastalıkları ve nadir
olmakla birlikte yüksek irtifaya maruz kalmasıdır.

Acil Belirtiler

- Nefes darlığı (ciddi);

- Huzursuzluk ve endişe;

- Pembe ve köpüklü balgam:

- Terleme;

- Sararma (beniz sarılığı);

Pulmoner ödemde derhal hastaneye kaldırma ve tedavi gereklidir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 11:59 am

AKUSTIK TRAVMA


Akustik travma işitme kaybının sık görülen bir türüdür. Ekseriyetle
kulağa gelen bir darbe veya patlama sonunda hava basıncı çok fazla
aniden değişir. Bu da kulağın hassas kemikleri-ne ve mekanizmasına
zarar verir. Ayrıca yüksek makine sesini ve aşırı yüksek müzik sesini
uzun zaman dinlemek durumunda kalanlarda da görülür.

Belirtiler

- işitme kaybı

- Kulak çınlaması.

Teşhis

Yakındaki bir patlamadan ya da kulağa gelen bir darbeden sonra meydana
gelen işitme kaybı sık görülen bir durumdur. Kısmi sağırlığa, yüksek
perdeli bir kulak çınlaması da eşlik edebilir.

Doktorunuz bir dizi test yaparak, hangi tipte bir işitme kaybı olduğunu belirleyecektir.

Tedavi

Travmanın neden olduğu ağır işitme kaybının etkili tek tedavisi işitme
aletleridir.Bazı yöntemler de kısmi sağırlığa uyum sağlamayı
kolaylaştırabilir; bunlar arasında yüz ifadesine dikkat etmek ve dudak
okumak bulunmaktadır.

Önlem

Eğer yüksek sesle işyerinde çalışacağınızı biliyorsanız, özel olarak
yapılmış kulaklık kullanın. Bunlar aşağı yukarı tüm gürültüyü keser ve
takan kimse diğer kimselerle iletişim kurabilsin diye bunlara mikrofon
ve alıcı yerleştirilebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:00 pm

ALLERJIK RINIT (SAMAN NEZLESI)


Alerjik rinit, burun mukozasının alerjik nedenli iltihabıdır. Özellikle
alerjik yatkınlığı olan, atopik kişilerde görülür. Çoğunlukla ömür boyu
devam etmekle birlikte, ileri yaşlarda şiddeti azalabilir.

En sık rüzgarın havada uçurduğu polenlere bağlı olarak gelişen alerjik
rinit, herhangi bir alerjen tarafından da meydana gelebilir.
Kendiliğinden geçme olasılığı ise oldukça düşüktür. Alerjik rinite
yakalanmamak için bu hastalığa neden olan alerjenlerden uzak durmak ve
bunun için gerekli tedbirleri almak gerekir. Alerji ve alerjik rinit
hakkında bilmeniz gerekenler ve alerjik rinitten korunmak için almanız
gereken pratik tedbirler...

Burun rahatsızlıklarından kaynaklanan sorunlar, önemli bir sağlık
sorununu oluşturuyor. Toplumun yaklaşık yüzde 17’si alerjik rinitli.
Alerjik rinitler, horlama, sinüzitler toplumda sık görülen önemli
sağlık sorunları arasında. Bu rahatsızlıklar, kişilerde sosyal ve
psikolojik sorunlara da neden olmakta.

ALLERJİ NEDİR?

Alerji vücudun yabancı bir madde ile karşılaştığında buna karşı
geliştirdiği bir yanıttır. Vücudun karşılaştığı yabancı maddeye antijen
adı verilir. Alerjiye neden olan maddelere alerjen de denilmektedir.
Alerjik reaksiyonlar vücudun belirli bir bölgesinde olabileceği gibi,
yaygın da olabilir. Alerjik reaksiyonlarda en korkulan şey anafilaksi
dediğimiz hayatı tehdit eden durumun gelişme riskidir, fakat bunun tüm
alerjik reaksiyonlar içinde görülebilme sıklığı oldukça düşüktür.

NELER ALLERJİYE YOL AÇAR?

Günlük hayatımızda alerji nedeni olabilecek birçok alerjen ile
karşılaşmaktayız. Özellikle sanayi ürünlerinin ve kimyasal madde
kullanımının yaygınlaşması ile alerjik hastalıkların görülme sıklığı da
giderek artmaktadır. Alerjenler çok çeşitlidir. Yiyecekler, havada
uçuşan polenler, ev tozları ve bunların içinde gözle görülmeyen küçük
canlılar, hayvan tüyleri, giyecekler, takılar, kimyasallar ve aklınıza
gelebilecek daha birçok şey alerji etkeni olabilir. Alerjik reaksiyon
kişiye özel bir durumdur. Farklı kişiler farklı maddelere farklı
alerjik reaksiyonlar gösterebilirler veya hiç alerjik reaksiyon
göstermeyebilirler. Alerjiye yatkınlık kalıtsaldır ve genetik faktörler
rol oynar. Alerjenler alerjik rinit, alerjik konjüktivit, alerjik
astım, kontak dermatit, ürtiker gibi birçok alerjik hastalığa neden
olabilir.

ALLERJİK RİNİT NEDİR?

Rinit burun iltihabı anlamına gelmektedir.. Alerjik rinit alerji
kaynaklı burun iltihabıdır. Alerjenlerin hava yolu mukozasına yapışarak
iltihabi reaksiyonları başlatması ile meydana gelir. Belirli
mevsimlerde (en çok polenlerin uçuştuğu bahar aylarında) ortaya çıkan
tipine mevsimsel rinit denir. Mevsimsel alerjik rinit saman nezlesi
olarak ta bilinir, fakat bu doğru bir terim değildir. Bir de alerjik
rinitin tüm bir yıl boyunca süren tipi vardır ve perenial rinit olarak
adlandırılır. Perenial rinitte neden, genellikle yıl boyunca ortamda
bulunan hayvan tüyü, çeşitli kimyasallar veya ev tozu gibi
alerjenlerdir.

HANGİ ALLERJENLER ALLERJİK RİNİTTE ROL OYNAR?

En sık olarak havada uçuşan polenler ve çevremizde bulunan ağaçlar
alerjik rinite yol açar. Fakat benzer reaksiyon küf, hayvan tüyü, ev
tozu ve akarları gibi alerjenlere karşı da gelişebilir. Rüzgarla havada
uçuşan küçük polenlerin hava yolları mukozasına yapışarak alerjik olayı
başlatması ile alerjik rinit meydana gelebilir. Bu alerjenler
ebatlarından dolayı burun mukozasında yakalanır ve genellikle daha
aşağılara inerek alt solunum yolu belirtileri oluşturmazlar. Fakat bu
her zaman geçerli değildir. Bu reaksiyonları başlatan polenler kişiye
ve yöreye göre farklılık gösterirler. Özellikle kuru ve rüzgarlı
havalarda havadaki polen miktarı fazladır ve alerjik rinit görülme
sıklığı artar.

ALLERJİK RİNİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Alerjen ile karşılaşıldığında özellikle ağız, burun, gözler,boğaz ve
deride kaşıntı ortaya çıkar. Burun akıntısı ve gözlerin sulanması
tipiktir. Burun tıkanıklığı ve koku almada güçlük ortaya çıkabilir.
Bazen bu belirtilere hırıltılı solunum eşlik edebilir. Öksürük ve
başağrısı da görülebilir.

ALLERJİK RİNİTİ OLAN HASTALARDA DİĞER ALLERJİK HASTALIKLAR DA ARTMIŞ MIDIR?

Alerjik rinit genellikle alerji yatkınlığı olan, atopik olarak
adlandırılan kişilerde bulunur. Bu kişilerde diğer alerjik
hastalıkların (egzema, ürtiker veya astım gibi) görülme sıklığı normal
kişilere göre daha fazladır. Ayrıca ailesinde alerjik hastalık öyküsü
olan kişilerde de alerjik rinit ve diğer alerjik hastalıkların görülme
sıklığı daha fazladır.

ALLERJİK RİNİT HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR?

Hastalık semptomları genellikle 40 yaşından önce ortaya çıkar ve yaş
ilerledikçe şikayetler azalır. Fakat hastalığın kendiliğinden tamamen
geçmesi nadirdir.

ALLERJİK RİNİTTE TANI NASIL KONULUR?

Alerjik rinit tanısındaki en önemli şey hastanın öyküsüdür.
Belirtilerin hangi mevsimde, ne ile karşılaşıldığında, nasıl ortaya
çıktığının bilinmesi tanıya ulaşmada önemlidir. Bazen yapılan testlerin
sonuçları negatif olduğu halde, hastanın tipik öyküsünden tanı koymak
mümkün olmaktadır. Muayene sırasında hastaların burun mukozaları soluk,
fakat burun delikleri kırmızıdır. Bu hastalarda burun mukozasının
sürekli iltihabına bağlı polipler gelişmiştir, bu polipler özellikle
tüm yıl boyunca devam eden tipte sıktır. Bu polipler de burun
tıkanıklığına neden olabilir. Tanı testleri arasında alerjiye neden
olan antikor IgE’nin total kan düzeyinin ölçülmesi ve özel alerjene
karşı uygulanan alerji testleri en sık kullanılan tanı yöntemleridir.
Özellikle deriye uygulanan alerji testleri en sık kullanılan metoddur.
Kanda eosinofil denilen ve alerjik reaksiyonlarda sayıları artan
hücrelerin sayılması veya bu hücrelerin burundan alınan sürüntüde
incelenmesi tanıyı destekler. Bazen de olası alerjenlerden uzak durma
veya karşılaşma sonrasındaki yanıta bakılarak alerjenin tanısına
gidilebilir.

ALLERJİK RİNİTİ OLAN HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER NELERDİR?

Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmamalı, eğer bulunmak durumunda kalınırsa da maske kullanılmalıdır.

Polenlerin uçuştuğu mevsimlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır.

Özellikle kaloriferli evlerde kuru ev havası alerjik rinitin
kötüleşmesine neden olabileceğinden, evde hava nemlendiricisi
kullanılmalıdır.

Oda havasının temizliğine dikkat edilmeli, havalandırma sistemlerinin iyi çalıştığından emin olunmalıdır.

Evde hayvan ve bitki beslemekten kaçınılmalıdır.

Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edilmelidir.

Toz barındırabilecek tarzda kilim, halı gibi ev eşyaları kullanılmamalıdır.

ALLERJİK RİNİTTE TEDAVİ NASILDIR?

Alerjik hastalıklarda en önemli şey alerjen ile karşılaşmaktan
kaçınmaktır. Bu konuda alınması gerekli önlemler ‘Alerjik riniti olan
hastaların dikkat etmesi gerekenler nelerdir?’ bölümünde anlatılmıştır.
Alerjik rinitin tedavisi şikayetlerin giderilmesine yöneliktir,
hastalık bu tedaviyle ortadan kaldırılamaz. Alerjik rinitin tedavisinde
hekim tarafından, antihistaminik denilen ve alerjenle karşılaşıldığında
olaya neden olan madde salınımını engelleyen ilaçlar, burun iç
yüzeyindeki şişliği azaltan ilaçlar, kortizon içeren burun spreyleri
gibi ilaçlar verilebilir. Ancak tüm bu ilaçlar muhakkak hekim
tarafından hastalığın şiddeti ve hastanın durumu değerlendirilerek
düzenlenmelidir.

ALLERJİK RİNİTİN SONUÇLARI NASILDIR?

Alerjik rinit ömür boyu devam eden fakat yaşla beraber şiddeti azalan
bir hastalıktır. Alerjik rinit hastaya sıkıntı vermesi, yaşam
kalitesini bozması ve iş gücü kayıplarına neden olması dışında çok
önemli sağlık sorunlarına neden olmaz. Eğer gerekli tedbirler alınır ve
uygun tedavi verilirse bu hastalığın atak sayısını oldukça azaltmak
mümkündür.

ÖNEMLİ UYARILAR

Alerji vücudun yabancı bir madde ile karşılaştığında buna karşı geliştirdiği bir yanıttır.

Alerjiye neden olan maddelere alerjen de denilmektedir.

Alerjenler, alerjik rinit, alerjik konjüktivit, alerjik astım, kontakt
dermatit, ürtiker gibi birçok alerjik hastalığa neden olabilir.

Alerjik rinit alerji kaynaklı burun iltihabıdır. Alerjenlerin hava yolu
mukozasına yapışarak iltihabi reaksiyonları başlatması ile meydana gelir

En sık olarak havada uçuşan polenler ve çevremizde bulunan ağaçlar alerjik rinite yol açar.

Alerjen ile karşılaşıldığında özellikle ağız, burun, gözler, boğaz ve
deride kaşıntı ortaya çıkar. Burun akıntısı ve gözlerin sulanması
tipiktir

Alerjik rinit genellikle alerji yatkınlığı olan, atopik olarak adlandırılan kişilerde bulunur

Alerjik rinit tanısındaki en önemli şey hastanın öyküsüdür.

Tanı testleri arasında alerjiye neden olan antikor IgE’nin total kan
düzeyinin ölçülmesi ve özel alerjene karşı uygulanan alerji testleri en
sık kullanılan tanı yöntemleridir.

Alerjik hastalıklarda en önemli şey alerjen ile karşılaşmaktan kaçınmaktır.

Alerjik rinitin tedavisinde hekimin önerisiyle, antihistaminik denilen
ve alerjenle karşılaşıldığında olaya neden olan madde salınımını
engelleyen ilaçlar, burun iç yüzeyindeki şişliği azaltan spreyler ve
kortizon içeren burun spreyleri gibi ilaçlar kullanılır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:01 pm

AMYOTROFIK LATERAL SKLEROZ (ALS)


Amyotrofik lateral skleroz (ALS), Motor Nöron Hastalığı olarak da
bilinmektedir. Omurilik ve beyin sapındaki sinir hücrelerinin (motor
nöronlar) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar kaslarda kuvvet
kaybı ve incelmeye neden olmaktadır. ALS de piramidal yol adı verilen
bölümde de hasar meydana gelmektedir. Hastanın entellektüel
fonksiyonlarında (zihinsel fonksiyonlar ve bellek) azalma meydana
gelmez, bunama hastaların sadece %5 inde görülür.

Hastalık ilerleyici ve yayılıcıdır. Kas zayıflığına duyu kaybı eşlik
etmez. Kas zayıflığı genelde el, ayak, yutak veya dilde başlayabilir.
Hastalarda konuşma ve yutma güçlüğü meydana gelebilir. İlerlemiş
olgularda solunum güçlüğü meydana gelebilir. Hasta el ve ayaklarında
seğirmeler tarif eder.

Hastalık 3-5 yılda ölümle sonuçlanabilir. İlerlemiş hastalarda solunum
yetmezliği veya ağır bir zatüre ya da asfiksi sonucu ölüm meydana
gelebilir.

Genelde ileri yaşlarda (40-50) ve erkeklerde biraz daha fazla görülür.
Ancak daha genç veya daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilir. 100.000de
1-1,5 sıklıkta rastlanır. Hastaların % 5-10 unda ailevi geçiş görülür.
Otozomal dominant (baskın) ve resesif (çekinik) geçiş gösterebilir.
Otozomal dominant tipinde hastalığın başlangıç yaşı daha erkendir.
Otozomal resesif tip ise çok daha nadirdir ve çok erken başlar (2-23
yaş), ve çok daha uzun sürelidir (15-20 yıl).

Zayıf insanlarda daha sık gözlenmesi dikkat çekicidir. Stephan Hawking
de (Zamanın Kısa Tarihinin yazarı , ünlü bilim adamı) ALS hastasıdır.

Hastalıktan şüphelenildiğinde bir an önce bir nöroloji uzmanına veya
ilgili sağlık merkezine müracaat etmek yerinde olur. Tanı genelde
muayeneye ve EMG adı verilen analize dayanılarak konur. ALS ile
karışabilecek hastalıkların ayırt edilmesi önemlidir, çünkü ALS ile
karışabilen hastalıkların bir kısmı tedavi edilebilir hastalıklardır.

Piramidal yol hasarının gelişmesini takiben, reflekslerde canlanma ve
kaslarda sertlik meydana gelebilir. Hastalık ilerledikçe hareket
zorluğu artar ve hasta yatalak hale gelebilir.

Hastalığın oluşumuna etki eden faktörler çeşitlidir ve kesin olarak
nedeni saptanamamıştır. Ancak hastalığın etkeni hastalığın ortaya
çıkışından yıllarca önce olayı tetiklemiş olabilir. Yapılan deneysel
araştırmalara göre Otoimmünite, Oksidatif stress, uzun yıllar ağır
metallere maruz kalma, hücresel anormallikler gibi durumların hastalığa
neden olabileceği iddia edilmektedir.

Hastalığın kesin bir tedavisi henüz yoktur. Hastalığın ilerlemesini
yavaşlatan bazı ilaçlar mevcuttur. Ayrıca bir çok ilaç bu hastalığın
tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilmektedir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:02 pm

NAL FISSURLER VE FISTULLER


Anal (anüse ait) fissür oldukça ufak ve sık rastlanmayan bir aşınmadır.
Bu anal sfinkterden (kas) başlar ancak kanalın içine uzanır. Dışarı
çıkma sırasında acı verebilir ve dışkıda kan izleri bırakabilir. Bu
durum kadınlar arasında daha yaygındır. Ekseriyetle anal fissür lifli,
posalı yiyecekler yendiğinde iyileşir. Dışkıyı yumuşatıcı bir ilaç da
yardımcı olabilir. Eğer aşınma bir ülserse daha kuvvetli ağrı duyulur.
Çünkü ülser anal sfinkter (kas) adalesinin spazm yapmasına neden olur.
Burada da lifli veya hazım yaratıcılar (şişebilen maddeler) sancının
giderilmesinde yardımcı olur. (Kronik Kabızlık) Sıcak bir banyo adaleyi
yumuşatıp ağrıya neden olan spazmı ortadan kaldırır. Eğer sancı devam
ederse doktorunuz ameliyata karar verebilir. Bu genelde ufak bir
cerrahi müdahaledir. Hastanede gece kalınması gerekmez.

Bir anal (anüse ait) fistül anal kanaldan anüse geçişin etrafındaki
deride bulunan bir deliğe uzanan anormal tüp gibi bir geçittir. Ciltte
apse oluşabilir (Anorektal Apseler).

Cilt bu delikten cerahat ve su aktığı için kaşınabilir ve tahriş
olabilir. Bu fıstüller genelde rektumun iç cidarının altındaki
apselerden kaynaklanır.

Bazı zamanlar bir anal fistül veya anorektal apse Crohn hastalığının
bulunduğunu belirtir. Bu bölgede daha evvel yapılmış bir ameliyat
neticesinde de çıkmış olabilir. Bir rektal muayene (proktoskopi ve bir
baryumlu incelenme, Yemek Borusunun, Karnın ve bağırsakların Baryumlu
Radyografık incelenmesi) yapılabilir. Tedavi fistülün ameliyatla
alınması ve apsenin boşaltılmasıdır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:02 pm

ANAL KASINTI


Pruritus ani de denen anal (makat bölgesi) kaşınma sık rastlanan bir sorundur.

İnatçı anal kaşınma, çocuklarda ve yaşlılarda daha sık görülen bir
durumdur. Çocuklarda bu durum, sık rastlanan bir parazit olan
kılkurdunun varlığına bağlı olabilir. Yaşlılarda ise neden, yaşlanan
deri-nin kurumasıdır.

Doktorunuz anal kaşınmanızın nedenini araştırırken, sedef hastalığı
gibi bir deri hastalığının, deri kanserinin ve bir mantar
enfeksiyonunun işaretlerini de arayacaktır. Kaşınmaya ve tahrişe neden
olan hemoroid, anal fissür ve anal fistül yönünden de muayene
edilebilirsiniz; bu hastalıklar anal kaşınmanın nadir nedenleridir.
Çoğu kez kaşınmanın kesin nedeni bulunamaz.

Aşırı Bakım

Bazı kişiler, anüs bölgesini sert bir sabun bezi ve sabunla iyice
temizlemeye çalışırlar. Bu durum, bölgenin kaşınmasına, yanmasına ve
tahriş olmasına yol açabilir.

İlaç Reaksiyonları

Bazı kişilerin kaşınmayı geçirmek için kendi başlarına kullandıkları
ilaçlar, tahrişe yol açarak kaşımayı ve yanmayı artırabilir.

Stres

Bazı doktorlar, kanıtlanmamış olsa da, stresin kaşınmaya yol açabileceğine inanmaktadır.

Anal Kasların Gevşemesi

Normalde anal kanalı kapalı tutan kaslar gevşediğinde, dışkı dışarı sızarak bu bölgedeki deride tahrişe yol açabilir.

Kötü Bakım

Eğer dışkılamadan sonra uygun temizlik yapılmazsa, anüs bölgesindeki dışkı artıkları tahrişe ve kaşınmaya neden olabilir.

Eskiden kronik anal kaşınması olanlarda, anüs bölgesine ışın tedavisi,
alkol enjeksiyonu ve hatta bu bölgedeki deri ve sinirleri çıkarmak için
ameliyat yapılırdı. Artık bu tür uygulamalar ortadan kalkmıştır.

Eğer böyle bir sorununuz varsa, aşağıdakileri deneyin.

1-Kaşımayı kesin. Sürekli kaşıma tahrişe yol açar. Ne kadar çok
kaşırsanız, o kadar çok kaşınırsınız. Bölgeye soğuk uygulamayı de-neyin.

2-Bölgeyi temiz tutun. Gece, gündüz ve her dışkılamadan sonra bölgeyi tahriş etmeden, nazikçe temizleyin.

3-Dışkı sızıntısının deride yaptığı tahrişi engellemek için, bu bölgeye bez koyun ve gerektikçe değiştirin.

4-Kaşınmayı azaltmak için yatarken antihistaminik bir ilaç da alınabilir.

Eğer kaşıntınız sürerse, tam bir muayene için doktorunuza baş-vurun
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:03 pm

ANKILOZAN SPONDILIT


Spondilit kelimesi belkemiğinin (omurga) inflamasyonu anlamına gelir;
ankiloz kelimesi ise iki kemiğin kaynaşarak tek bir kemik haline
gelmesi anlamına gelir. Birlikte alındığında ankilozan spondilit
ifadesi; kronik, sakroiliak eklemin (omurga ile leğen kemiği arasındaki
eklem) romatizmal hastalığını ifade eder, ancak diğer omurga kemikleri
de iltihaplı eklemlerle kaynaşma gösterebilir (özellikle alt omurga
kemikleri). Ankilozan spondilit, spondiloartropatiler adı verilen
hastalıklar grubuna dahildir. Oldukça nadir görülmesine rağmen
ankilozan spondilit son derece önemli bir hastalıktır, çünkü genelde
başka her hangi bir sağlık problemi olmayan genç erkeklerde gözlenir.

Hastalık gövde, sırt, boyun, kalça, kaburga ve omuzlarda ağrı ve
sertliklere (spazmlar) neden olur. Omurgalar ve omurgaları destekleyen
yapılar kasıldığından dolayı (sertleşme), ankilozan spondilitli
hastalarda öne eğik durma eğilimi meydana gelir. Zamanla tedavi
edilmeyen hastaların omurgaları birbiri ile kaynaşır ve tek bir kemik
gibi görünür; son derece sert ve katılaşmış bir omurga meydana gelir.
Bu durum kolların ve göğüsün hareketlerini engelleyebilir.

Ankilozan spondilitiniz varsa özellikle sabahları ve bir süre
hareketsizlik sonrası, genelde belinizde ağrı veya sertlik
hissedebilirsiniz. Ağrılar genelde sakroiliak eklemde başlar ve
gittikçe yukarı doğru ilerleyerek boyun omurlarını etkiler. Diz ve ayak
bileği eklemleri de etkilenebilmekle birlikte genelde omurgalar dışında
tutulan eklem sayısı 3 veya 4 ü geçmez. Egzersiz yapmak sertleşmeleri
azaltır, bu nedenle düzenli egzersiz yapmayan ankilozan spondilitli
hastalar gittikçe kötüleşir. Kaburgalarla, kaburga eklemleri de
hastalıktan etkilenebileceğinden dolayı, hastalar derin nefes alırken
veya öksürürken rahatsız olurlar-zorlanırlar.

Şikayetleriniz azalma ve artışlar gösterebilir, ancak hastalık kronik
ve ilerleyicidir. Omurga civarındaki kemikler, eklemler ve diskler
hasara uğrar ve kaynaşır, bu nedenle aralıklar daralır. Kemiklerde
sindesmofit adı verilen çıkıntılar sıklıkla meydana gelir. Bu durumda
hareketler sırasında aşırı bir ağrı meydana gelir. Bel bölgesindeki
ağrı ve sertlikler yürüme problemlerine neden olabilir. Ancak çoğu
durumda hastalık hafif seyreder ve genelde hastalık başladıktan yıllar
sonra tanı konur. Çok nadiren kalp, akciğerler ve gözler hastalıktan
etkilenebilir ve bu durumda ciddi bir tablo ortaya çıkar.

Ankilozan spondilitin nedeni bilinmiyor. Ancak genetik (kalıtımsal)
faktörlerin etkili olduğunu gösteren bulgular bulunmaktadır. Hastalık
en sık 20-40 yaşları arasında ortaya çıkıyor, bununla birlikte 10 yaşın
altında bile görülebiliyor. Hastalık 10.000 de bir kişide ve genelde
erkeklerde gözlenir. Erkeklerde kadınlardan 10 kat daha fazladır.

Belirtiler

- Sırt, baldır, kalça ve diğer sırt eklemlerinde ağrı ve hassasiyet
- sırt bölgesinde özellikle sabahları belirgin olan ve hareket etmekle azalan katılık ve hareket kısıtlılığı
- göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi
- diz, ayak bileği ve diğer eklemlerde şişme ve ağrı
- halsizlik, ateş
- iştahsızlık, kilo kaybı
- gözde inflamasyon
- kambur veya düzleşmiş sırt görünümü

Tanı

Normal muayene ve radyolojik tetkiklerin yanı sıra hastalığın genetik
özellikleri bulunduğundan genetik test tanıya yardımcı olabilir. Ancak
genetik bulguların saptanması tanıyı kesinleştirmez.

Tedavi

Tedavinin amacı; eklem ağrılarını azaltmak ve omurgalarda meydana gelen veya gelebilecek hasarları geciktirmek / düzeltmektir.

Ağrıyı, sertleşmeleri ve inflamasyonu gidermek için nonsteroidal
anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılır (aspirin, naproksen gibi). Bu
ilaçlar hastaların normal faaliyetlerine devam etmesine yardımcı olur
ve ağrıları azaltır. Nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçların yetersiz
kaldığı durumlarda sulfasalazin veya metotreksat gibi ilaçlar
kullanılabilir. Ancak bu ilaçların yan etkileri oldukça fazladır ve çok
iyi kontrol edilmeleri gerekir.

Eğer hastada sinirlerinde bir hasar meydana gelmiş ise veya eklem hasarı çok ciddi ise ameliyat yapılır.

Sizin Yapabilecekleriniz

Eğer düzenli postür (duruş) ve solunum egzersizleri yapıyorsanız
rahatlıkla normal bir hayat sürebilirsiniz. Fizik tedavi ve egzersiz
tedavinin temelidir. Yapmanız gereken hareketler için bir
fizyoterapistten bilgi almanız yerinde olur.

Yüzme, sizin için en iyi sporlardan birisidir. Sık sık yüzün.

Sırtınıza ve belinize yük getirecek hareketlerden ve yaralanmaya neden olabilecek sporlardan uzak durun.

Sıcak su banyoları (kaplıcalar) ve sıcak ortamda yapılacak masajlar
ağrılarınızı azaltır. Uyuma pozisyonunuzu düzeltin. Düz bir zeminde
sırt üstü ve yastıksız yatın (veya çok ince bir yastık kullanın).

Sigara içiyorsanız kesinlikle bırakın. Aksi halde akciğerlerinizin
kapasitesi azalacağından son derece güç nefes alıp-verirsiniz.

İlerlemiş durumlarda sırt desteği sağlayan aletler kullanmanız gerekebilir.

Bu hastalık şu an için tedavi edilemiyor. Ankilozan spondilit hayat
boyu sürecek bir problem olduğu için onunla yaşamayı öğrenmelisiniz.
Şikayetleriniz hiç beklemediğiniz şekilde azalıp çoğalabilir, ancak
hastalığınızın gittikçe ilerleyeceğini kabul etmelisiniz; bununla
birlikte gerekli önlemleri alır ve bakım sağlarsanız hastalığınız
ilerlediği halde şikayetleriniz fazla ilerlemeyebilir; daha doğrusu siz
onlarla başa çıkmanın yollarını bildiğinizden hayatınızı aşırı
etkilemez. Arada şiddetli dönemler olabilir, ancak bunların zamanla
azalabileceğini unutmayın. Tedavi ve bakım sizin normal bir hayat
sürmenizi sağlayacaktır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:04 pm

ANKSIYETE BOZUKLUKLARI


Kişinin sebebini tam olarak ortaya koyamadığı iç sıkıntısı haline
anksiyete (bunaltı) adı verilir. Anksiyete psikiyatri uzmanına müracaat
eden hastalar arasında en sık ve yaygın olarak görülen bir belirtidir.
Genelleşmiş veya yaygın aksiyete bozukluğu olarak adlandırılabilecek
hastalıkta kişi yaşadığı aksiyeteyi korku, endişe, dehşet, kaygı gibi
terimlerle ifade edebileceği gibi, sürekli olarak tetikte bekleyiş
gerginliği, bilinmeyen ve ayırt edilemeyen bir tehlike veya kötülük
duygusu olarak da ifade edebilir.

Kisinin yasami boyunca anksiyete bozuklugu geçirme orani % 25
dolayindadir. Saglikli kisilerde korku ve kayginin nedeni bellidir.
Hastalik durumunda ise nedensiz korku ve kaygi duyulur. Bu
duygulanımlara ilave olarak bazı hastalarda; başdönmesi, ağız kuruluğu,
vücudu soğuk kaplaması, irkilme, huzursuzluk, titreme gibi belirtiler
de olabilir. Bazen de tüm bunların bir karışımı olabilir. Fiziksel
şikayetleri daha yoğun olan hastalar genelde kaygı, korku ve dehşet
duygularını inkar ederler.

Hastalik yüksek bir oranda alkol ve uyusturucu madde kullanimi ile
gitmektedir. Kisiler baslangiçta kaygilarini azaltmak için bu maddeleri
kullanmakta, ancak sonra bunlar hastaligin gidisini daha kotu bir
sekilde etkilemektedir.

Stresle baglantili baska hastaliklar (gastrit, irritabl kolon, gerilim
tipi bas agrilari gibi) da buhastaliga eslik edebilmektedir.

Baska ruhsal hastaliklarla birlikte bulunma orani yüksektir
(saplanti-zorlanti bozuklugu, depresyon,sosyal fobi,panik bozukluk
gibi). Bu hastaliklara ilerleyen dönemlerde dönüsebilme olasiligi
bulunmaktadir.

Kisinin endiseleri nedeniyle çevresindekileri kisitlamasi sonrasinda
ailesel ve mesleki sorunlar olusabilmekte ,kisi sosyal ortamlardan
uzaklasabilmekte ve ayriliklar,bosanmalar ,eriskin-çocuk uyusmazliklari
olusabilmektedir.

Ansiyete bozukluklari çesitlidir:
- Panik bozuklugu
- Yaygin anksiyete bozuklugu
- Sosyal fobi ve diger fobiler
- Obsesif kompulsif bozukluk
- Travma sonrasi stres bozuklugu

Endişe duyan, yaşadığı anksiyete belirtilerini ifade eden ve belirgin
olarak sıkıntı çektiğini hissettiren hastalar bile altta yatan nedeni
tam olarak ortaya koyamayabilirler.

Tedavi hekimin oyacağı anksiyete bozukluğunun alt tiplerine göre
değişiklik gösterir. Tedavide mutlaka gerekli değilse ilaç
kullanılmamalıdır. Genelde psikoterapi uygulanması daha iyi sonuç
verebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:04 pm

ANOREKSIA NEVROZA


Kişinin ruhsal nedenlere dayalı olarak beslenmesini azaltması veya
beslenmeyi reddetmesi nedeniyle ve/veya zorla kusarak (parmak atıp
kusarak) aşırı kilo kaybetmesidir. Bunun yanı sıra, mide bulantısı ile
birleşik mide şikayetleri, kabızlık (bazen fazla miktarda müshil
kullanma) da bulunur. Anoreksia nevroza, çoğunlukla erken ergenlik ve
ergenlik sonrası çağındaki genç kızlarda görülür.

Bu tip insanların kişiliğinde istisnasız ya histerik ya da çocuksu
genital gelişim basamağına yakın) bir yapı bulunup, her iki halde de
belirgin oral takıntı vardır. Bu nevrotik özelliklerde, psikogenetik
açıdan, yeterli sevgi göstermeyen veya cinsel düşman olarak görülen bir
ana figürü rol oynamıştır. Bunun sonucu olarak büyümenin psikoseksüel
yönleri karşısında yoğun korkularla birlik kuvvetli bir puberte
çatışması meydana gelmiştir Özellikle kadın rolü ile kadınsı beden
biçimini ve cinsel problemleri reddetme söz konusudur.

Anoreksia nevroza hastalarının tipik özelliği, hastalık bilincinin
bulunmamasıdır. Kendilerindeki korkunç zayıflamayı ve acil tedavi
gereksinimini kabul etmez, yadsırlar. Kendi kendilerine zorlamalı
kusmaları da inatla yadsınır, bu yadsıma ya bilinçli bir yalan
şeklinde, ya da yarı bilinçli bir kabul etmeme türündedir. Bu
hastaların hepsinde aşırı bir ilişki bozukluğu vardır.

BELİRTİLERİ

- Kızlarda erkek bedenine benzer biçimde beden görünümü,

- Aşırı hareketlilik,

- Cinsel kimliğini reddetme,

- Normal beden ağırlığı, olması gerekenin çok altındadır.

- Cinsel ilgide eksiklik vardır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:11 pm

ANOREKTAL APSELER


Anorektal apseler, anüsün çevresindeki bölgeyi etkiler. Bunların bazıları fissürlerin neden olduğu enfeksiyonlardır.

Belirtiler

- Cerahat çıkması,

- Ateş,

- Anal yolun içinde veya etrafında rahatsızlık hissi,

- Dışkının çıkışına aşırı duyarlı veya bu hareketten rahatsız olmak.

Bazıları da seks yoluyla alınmış hastalıklardır. Fakat çoğu apseler tıkanmış anal guddelerden kaynaklanır.

Anüse yakın bir apse doktorunuzun muayenehanesinde veya hastanede
kolayca açılıp boşaltılabilir. Diğer yandan ateşiniz ve çok sancınız
varsa ve anüsten kuyruk sokumuna doğru bir baskı hissi duyuyorsanız
apse daha yukarda rektumda olabilir.

Bu derindeki apseler kolay ele gelmez, teşhis edilmeleri daha zor olur ve yaratabilecekleri komplikasyonlar daha ciddidir.

Derindeki apseler daha dikkatli yaklaşım gerektirir, çünkü bunlar Crohn
hastalığı ülserleşmiş kolit veya divertikülit gibi bir bağırsak
hastalığından kaynaklanmış olabilir.

Teşhis

Eğer derin bir anorektal apse şüphesi varsa doktorunuz rektumun tümünü
kapsayan bir muayene yapar. Proktosigmoidskopi ve baryumlu bir maddeyle
tarama da bu muayeneye dahildir.

Tedavi ve Ameliyat

Apse belirlendiği zaman hastaneye gideceksiniz. Apse açılıp
temizlenecek. Ayrıca size sancı duymamanız için bir ağrı kesici ve bazı
hallerde enfeksiyonu önlemek için bir antibiyotik verilebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:15 pm

ANOREXIA ATHLETICA


• Bu kişiler normalden fazla egzersiz yapar.

• Kilo ve diyet konusunda takıntılı davranışlar gösterir.

• İşten, okuldan, arkadaşlarından ve ailesinden zaman çalarak egzersiz yapar.

• Egzersiz onun için eğlence değil bir hırs olmuştur.

• Performansı her şeyden önemlidir.

• Sportif başarılarını her zaman az bulur ve daha fazla çalışır.

• Etrafındaki insanlara kendisi gibi ince ve zayıf olmaları konusunda bilgi verir ve onları zorlar.

• Çevresinden alamadığı ilgiyi egzersizle sağlamaya çalışır.

• Genellikle yalnız ve az arkadaşı olan insanlardır.

• Egzersiz yapmasındaki amaç kilo vermenin dışında, kendi özgüvenini
artırmak, egzersizi öne sürerek performansıyla kendini saygı gören bir
kişi yapmaktır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:15 pm

ANUS TIKANIKLIGI


Eğer yeni doğan bebeğiniz kapalı bir anüsle dünyaya gelmişse, anal
açıklık tıkanıktır. Sonuç olarak dışkının dışarı çıkması için hiçbir
geçit yoktur.

Anüs ve rektumun doğuştan gelen anormallikleri, 500 çocuktan birinde
meydana gelen küçük anormallikler ve 5000 doğumdan 1 inde meydana gelen
büyük anormallikler ile oldukça sık rastlamaktadır.

Anal ve rektal anormalliklerle doğan çocuklarda üreme organı
anormallikleri gibi, diğer doğum kusurlarının da ortaya çıkma oranı
oldukça yüksektir.

Kapalı anüs olgusundan, bebek mekonyum dışkısını çıkaramadığı zaman
kuşkulanılır. Tıkanıklığın rektumun aşağısında ya da yukarısında olup
olmadığını belirlemek için röntgel ve ultrason incelemeleri yapılır.

Tedavi tıkanıklığın bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Eğer anal
açıklık yalnızca daralmış ise, bu açıklığı bir aygıtla genişletmek
mümkündür. Başka tür kapalı anüs vakalarında ameliyat gereklidir;
tıkanıklık rektumdan ne kadar yukarıda ise o derece büyük cerrahi
müdahale gerekir.

Bazı çocuklarda anüsün tamamıyla rekonstrüksiyonu gerekebilir; kimi
çocuklarda ise bebek 6 ila 12 aylık oluncaya kadar geçici kolostomi
gerekli olabilir. Rektumun alt kısmında anal tıkanıklığı olan çocuklar
ameliyattan sonra iyileşme gösterir ve dışkılamayı kontrol edebilirler.
Tıkanıklığın daha yukarıda olması durumunda ise kendini tutamama
sorunları meydana gelebilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:16 pm

APANDISIT (KRONIK)


Kronik apandisit, apandisin uzun süren ve tedavi edilmeden iyileşme
olasılığı bulunmayan iltihabıdır. Ama önceden kısaca değinildiği gibi
kronik apandisit tanısı çoğu zaman yanlış konur ve bu tanı konan
hastaların apandislerinin ameliyat sırasında tümüyle sağlıklı olduğu
görülür.


Kronik apandisit kadınlarda, ergenlik ve gençlik çağlarında daha çok
görülür. Ayrıca kentlerde kırsal kesimdekinden daha yaygındır.


Apandisit başından beri kronik olabileceği gibi akut apandisit
sonrasında kronikleşmiş de olabilir. Ama her ikisinin de tedavisi
apandisin çıkarılmasını gerektirdiğinden bu ayrımın uygulamada pek bir
önemi yoktur.


Belirtileri


Hastalık belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterir. Belirtilerin
kaynağı apandisin iltihaplanması, bu iltihabın yakın çevredeki
organları da etkilemesi ve organizmanın bu olaylara tepkisidir. Kronik
apandisit olgularında aralıklarla gelen ve akut apandisit krizlerindeki
gibi şiddetli olmayan bir ağrı duyulur. Sağ kasıkta duyulan bu ağrılar
şiddetli olmasa da, hastayı işinden alıkoyacak kadar sıkıntı verebilir.
Ağrı genellikle aşırı güç harcama, ağır ya da bağırsaklara
dokunabilecek bir yemek, rahatsız edici uzun bir yolculuk ya da inatçı
kabızlık gibi durumlardan sonra görülür. Ağrıya bulantı, öğürme, bazen
kusma, iştahsızlık, genel kırıklık ve kabızlık eşlik edebilir. Eğer
iltihap yakın organlara da yayılmışsa ateş hafifçe yükselebilir.


Bazen ağrı sağ alt karın bölgesi yerine safrakesesi hizasında duyulur.
Bu durum apandisin normal yeri dışında, karaciğerin hemen altında
bulunmasından kaynaklanabilir.


Daha sık olarak ağrının kaynağı safra kanallarının refleks
kasılmalarıdır. Kadınlarda kronik apandisit ile dölyatağının sağ yan
ekleri iltihabı (adneksit) arasında bir ilişki vardır. Sağ yumurtalık
ve yumurtalıkla dölyatağı arasındaki fallop borusunu içeren bu ekler
apandisin yakınında olduğundan iltihaplanma olasılıkları yüksektir.


Kronik apandisit bazen mide hastalığını andıran belirtiler verir.
Bunlar arasında mide ağrısı, sindirim güçlüğü, yemek sonrasında doluluk
duygusu, bulantı, mide yanması ve mide ekşimesi sayılabilir. Bu
belirtilerin ilk düşündürdüğü hastalık mide ülseri olduğundan
radyolojik incelemeyle bu olasılık dışlanır. Apandis bölgesine
derinlemesine bastırılınca burada ve mide bölgesinde ağrı duyulur. Bu
belirtiler büyük olasılıkla iltihaplı apandisten kaynaklanan ve mideyi
de etkileyen reflekslere bağlıdır. Bu refleksler mide hareketlerini
hızlandırarak ağrıya ve mide salgılarının artmasına yol açar.


Tanı


Yukarıda açıklandığı gibi kronik apandisit zor tanınan ve değişken
belirtileriyle safrakesesi iltihabı, mide onikiparmakbağırsağı ülseri
ya da adneksit gibi hastalıkları andırabilir. Uste1k bu hastalıkların
kronik apandisitle eşzamanlı olarak görülebileceği çeşitli
araştırmacılar tarafından bildirilmiştir. Yalnız klinik verilere
dayanarak tanı koymak kolay değildir. Ama iyileşmiş akut apandisit
olgularında apandisle ilgili yakınmaların yinelenmesi, kronik apandisit
tanısını kolaylaştırır.


Başlangıcından beri kronik olan apandisitlerde tanı koymak oldukça
güçtür. Yapılan radyolojik incelemeyle apandisteki yapı değişiklikleri,
çevre dokulara yapışmalar ve iç boşluğun kontrast (radyoopak) madde
verilerek ortaya çıkarılan düzensizlikleri saptanır. Ayrıca öbür
organlar da bu yöntemle incelenerek belirtilerin düşündürdüğü başka
hastalık olasılıkları dışlanır. Bu veriler kesin kronik apandisit
tanısı koymaya yetmez. Tanıda daha değerli olan ve radyoskopik
incelemenin de destekleyebildiği temel belirti apandis bölgesine
basılınca duyulan ağrıdır.


Bu arada tıpta kronik apandisit tanısına hiç yer vermeyen bir görüş de vardır.


TEDAVİ


Hastalığın belirtileri ortaya çıktıktan sonraki ilk sekiz saat içinde
akut apandisit tanısı koymak çoğu kez zordur. Bu nedenle gözetim altına
alınan hastaya ağız yoluyla besin vermekten kaçınmalı ve ishal yapıcı
ilaçlar verilmemelidir. Hasta huzursuzsa yatıştırıcı bir ilaç
verilebilir. Tanı kesinleştikten hemen sonra cerrahi girişim yapılır.


Cerrahi girişimde oldukça sık karşılaşılan bir durum apandisit
tanısıyla açılan hastada apandisin sağlam çıkmasıdır. Bu durumda
apandisin gene de alınması uygundur. Apandisit olgularında yanlış
tanıyla sık karşılaşılması. kuşkulu durumlarda belirtilerin
ağırlaşmasını beklemeden cerrahi girişim yapma eğiliminden kaynaklanır.
Gecikmenin hastanın yaşamı için büyük tehlike yaratması uzmanları hızlı
karar vermeye iter. Komplikasyonsuz apandisitten ölme riski binde 1
dir; bu oran hastalığın kangrenli tipinde binde 6 ya, patlamış
apandisitte ise binde 50 ye çıkabilmektedir. Akut apandisiti
antibiyotiklerle denetim altında tutmak da doğru bir uygulama değildir.
Çünkü bu hastalık, tıkanmış apandisin içinde antibiyotiklerin
erişemeyeceği bir enfeksiyondur. Ama gene de cerrahi girişimin gereksiz
olduğu ya da uygulanamayacağı olgular vardır. Örneğin, krizden 3-4 gün
sonra geçici iyileşme evresinde hekime başvuran hastaya ilk aşamada
cerrahi girişim yerine daha yatıştırıcı yöntemler uygulanır.


Yayılmış karın zarı iltihabında ise hastanın genel durumu denetim
altına alınmadan cerrahi girişime başvurulmaz. Buna karşılık yaygın
karın zarı iltihabının çocuklarda cerrahi olmayan yöntemlerle tedavisi
çok daha yüksek ölüm riski yarattığından çocuk peritonitinde aynı
yaklaşım geçerli değildir.


Uzmanlar sık sık karın ağrılarından yakınan, ama kronik apandisit
tanısı kesinleştirilemeyen hastalara cerrahi girişimde bulunma
konusunda artık çok daha dikkatli davranmaktadırlar. Bu yeni yaklaşım,
sürekli karın ağrılarından yakınan çocuklarını kronik apandisit
kuşkusuyla doktora götüren anne babaları endişeye sokmaktadır. Oysa
halk arasında genellikle kronik apandisit olarak yorumlanan bu
belirtinin nedenleri çoğu kez başka hastalıklardır. Yineleyen apandisit
nöbeti oldukça kolay tanınır. Hastanın özgeçmişinde gerçek bir
apandisit krizinin bulunması uzmanı tanıya yaklaştırır. Apandisit krizi
geçirmiş bir hasta karın ağrısı dönemlerinden, iştahsızlıktan, sağ alt
karın bölgesinde dokunmayla uyarılan ağrıdan ve genel olarak kendini
kötü hissetmekten yakınıyorsa apandisin ameliyatla çıkarılması doğru
olur. Buna karşılık daha önce akut apandisit krizi geçirmemiş, ama
karın ağrılarından yakınan bir hastada apandisin alınması çok daha zor
verilebilecek bir karardır.


Özellikle ergenlik çağındaki ve genç kadınlarda uzmanı yanıltabilecek
üreme organı hastalıkları sık görüldüğünden apandisit ameliyatı
kararının dikkatle verilmesi ayrı bir önem kazanır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:17 pm

ARPACIK


Gözkapağı kenarlarındaki bir yağ bezi iltihabıdır. Genellikle etken, stafilokok bakterisidir.

Belirtileri:

Arpacığın çıkacağı yerde kızarıklık, acıma ve yanma vardır.

Tedavi:

Apse ortasındaki kirpiğin çıkarılması, sıcak pansuman yeterli
tedavidir, ama iltihabın yayılmasını önlemek amacıyla antibiyotik1i göz
merhemleri kullanılmalıdır.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:21 pm

ARTROSKOPI


1972 de artroskop denen aletin geliştirilmesine kadar diz ve diğer
eklemlerin zedelenmeleri çoğu zaman ameliyatı, uzun süre hastanede
kalmayı ve uzun ıstıraplı bir iyileşme devresini gerektiriyordu. Bazı
problemlerin hala dizde veya omuzda rekonstrüktif cerrahi amaçlarıyla
büyük ameliyat yerleri açılmasını gerektirmesine rağmen daha az ciddi
olan birçok zedelenmeler şimdi artroskopla düzeltilmektedir.

Alet

Artroskop (Artro eklem demektir. Skopda bakmak) bir tüp, büyüteçlerden
meydana gelmiş bir optik sistem ve bir fiberoptik ışık kaynağından
meydana gelmiştir.

Prosedür

Bir anestezik verildikten sonra (ya lokal ya genel) dizkapağının (veya
omuz veya incelenecek olan başka herhangi bir eklemin) bir kenarında
küçük bir kesi yapılır.

Bu kesi (insizyon) çoğu zaman o kadar küçüktür ki,işlemin tamamlanmasından sonra kapatmak için dikiş gerekmez.

Ondan sonra artroskopun tüpü içeriye yerleştirilir. Gözetleme
bölümünden veya ekranda doktor mafsalın içine bakabilir. Mafsal
boşluğuna, genişletmek ve görünebilir olma durumunu arttırmak için
steril bir sıvı enjekte edilebilir.

Olanaklar

Mafsala girdikten sonra artroskop sadece dokuları muayene etmek değil;
eklenen aletlerle biyopsi örneği alma ve hatta büyük bir ameliyat yapma
olanaklarını vermektedir. Boşlukta dolaşan kıkırdak parçacıkları
çıkartılabilir ve ufak yırtıkların ve diğer diz rahatsızlıkları bu
şekilde tedavi edilebilir. Artroskop çeşitli hastalıkların teşhisinde
de değer taşımaktadır.

İyileşme Devresi

Mafsalın açıldığı geleneksel tekniklerin aksine, artroskopiden sonra mafsalın iyileşmesi için çok az bir süreye gerek duyulur.

Prosedürün bir saatten fazla sürdüğü nadirdir ve hasta bundan kısa bir
süre sonra evine dönebilir. Mafsalların birkaç gün şiddetli fiziki
aktiviteye maruz kalmaması gerekse de çoğu zaman faaliyetlere derhal
başlanabilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:22 pm

RTROZ


Yaşlanmaya ya da eklemlerde oluşan başka lezyonlara bağlı olarak gelişen kıkırdak dokusu hastalığıdır.

Artroz, bir ya da birden çok eklemde görülen ve eklemi saran
kıkırdakdokusunda özgün doku yıkımı yapan kronik bir hastalıktır.
Hastalık, eklemdeki kemiklere de zarar verir. Artroz kısaca eklem
yıpranması ya da yaşlanması olarak tanımlanabilir. İleri yaşlarda
görülen bu doğal artrozdan başka, eklemle ilgili yerel ya da sistemik
hastalıklar sırasında görülen erken yaş artrozu da vardır.

Artroz doku yıkımı yapan bir hastalıktır. Biçim bozucu artrit (artritis
deformans) ile hiçbir ilgisi yoktur. Artritis deformans ya da öbür
adıyla kronik birincil poliartrit, tüm eklemleri ve eklem boşluğundaki
dokuları tutan bir hastalıktır. Akut artrit de artrozdan ayrılmalıdır.
Akut artrit, mikrobik etkenlerle oluşan eklem iltihabıdır. Eklem
romatizması ise gençlerde sık görülen ve boğaz enfeksiyonlarına yol
açan beta-hemolitik streptokokların toksinlerine karşı, eklem dokusunun
verdiği iltihabi yanıttır.

İleri yaşların tipik hastalığı olarak kabul edilen artroz, gelişmiş
ülkelerde ve 40 yaş sonrasında yaygındır. Kadınlarda daha sık görülür.
Öncelikle, omurga (özellikle bel ve boyun bölgeleri), kalça, diz, ayak,
başparmak elbileği-eltarağı eklemi (başparmağın kökündeki eklem) gibi
çok işleyen, hareketli ve/ya da vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde
ortaya çıkar.

NEDENLERİ

Artrozlar birincil ya da eklemin mekanik (harekete bağlı) İşlevlerini
bozan etkenlere bağlı olarak ikincil olabilirler. Birincil artroz
nedenleri genel özellikler taşır.

Yaşlanma ve eklemin sürekli hareketi, eklem kıkırdağının aşınmasına,
esnekliğini ve kayganlığını yitirmesine yol açar. Eklem kıkırdağı
gittikçe daha az beslenir ve parçalanmaya başlar. Kıkırdağın
yaşlanmasıyla birlikte artrozun anatomik ve radyolojik bulguları da
zamanla belirginleşerek 40-50 yaş sonrasında eklemlere bütünüyle
yerleşir. Artroz gelişiminde yaşlanma dışında şişmanlık da etkilidir.
Şişman kişilerde eklemlere fazla yük binmesi ve kolesterol fazlalığı
gibi metabolizma bozukluklukları artroz gelişimini kolaylaştırır.
Artrozun başka genel nedenleri arasında hormonal bozukluklar
(yumurtalık ve tiroit bezlerinin hastalıkları), karaciğer ve böbrek
hastalıkları, kronik çevresel damar yetmezliği (varis) sayılabilir.
Menopoz artroz sürecini hızlandırır ve hastalığın gidişini
kötüleştirir. Artrozda kalıtsal etkenlerin de rolü olduğu
gösterilmiştir.

Eklem yüzeyinin tümünün ya da bir bölümünün aşın ve doğal olmayan yük
altında kalması kaçınılmaz bir şekilde artroza yol açar. Eklemin normal
işlevini bozan yerel etkenler sonucunda gelişen bu artrozlara ikincil
artroz denir. En tipik ömeği doğumsal kalça çıkığı olgularında görülen
kalça artrozudur. Doğumsal çıkığa bağlı olarak eklem başlıklarında
gelişen biçim bozukluğu (deformasyon), mekanik uyuşumsuzluk yaratır.
Böylece ekleme sürekli olarak ek yük yansıması da artroza yol açar.
Yanlış kaynamış kemik kırıkları, dışa ya da içe dönük diz
çarpıklıkları, kamburluk (kitbz), omurganın "S" biçimindeki eğrilikleri
(skolyoz) gibi eklemlerde dengesiz yüklenmeye yol açan durumlar da
küçük yaşlarda artroz gelişimine neden olur.

Eklem kıkırdağını etkileyerek yıkımına yol açan hastalıklar, ikincil
artroz nedenidir. Bunlar arasında eklem kırık ve çıkıkları, akut
artritler, sık eklem içi kanamalar (hemofili), eklemde ürik asit
birikmesi (gut) sayılabilir.

YAPISAL ANATOMİK DEĞİŞİKLİKLER

Daha önce de belirtildiği gibi ilk değişiklikler eklemi saran kıkırdak
kılıfında görülür. Kıkırdak kılıfı pütürlü, kuru, mat bir durum alarak
esnekliğini yitirir. Daha sonra da ufalanarak, bazen de yok olarak
altındaki kemiği Örtüsüz bırakır. Kıkırdağın bu şekilde ülserleşmesi,
kemiğin yoğunlaşmasına, bütünleşmesine ve mermer gibi pürüzsüzleşmesine
(fildişi kemiği) neden olur. Yoğunlaşan kemik bölgelerinin iç kısmında,
kan damarlannca beslenmeyen, ölü ve bağdokusu bakımından zengin kistik
boşluklar gelişir. Kıkırdak kılıfının bittiği eklem ucu çevresindeki
kemik dokusu artışı çok yavaş gerçekleşir ve sonunda "osteofit" ya da
"gaga" adı verilen kemik çıkıntıları oluşur. Eklem çevresindeki
sinovyal kapsüller bu yıkım sürecine sınırlı bir şekilde katılırlar.
Kan damarlarının genişlemesine bağlı olarak şişerler ve zamanla eklem
yüzeyine yapışarak eklem hareketlerini kısıtlarlar. Bu süreçte iltihap
bulgularına hiçbir zaman rastlanmaz.

BELİRTİLERİ

Artroz belirtileri yalnız hastalığa yakalanan eklemle sınırlıdır. Bu
hastalarda genel durumla ilgili yakınmalara rastlanmaz. Başlıca
belirtiler ağrı ve eklem hareketlerinin sınırlanmasıdır. Ağrı tipiktir:
Eklem hareket halinde iken ya da yüklenme olduğunda beliren ağn,
dinlenmeyle kaybolur ya da şiddeti belirgin ölçüde azalır. Eklem
hareketlerinin yeniden başladığı sabah saatlerinde şiddeti artan ağn,
eklemlerin ısınmasıyla yavaş yavaş azalır. Hareket kısıtlılığı mekanik
bir nedenle meydana gelir: İki kemiğin birleştiği eklem yüzeyi düzgün,
pürüzsüz ve kaygan olacağına pütürlü, çentikli ve bozulmuştur. Kasların
kasılması ve kapsülün kalınlaşması her iki eklem başlığını sıkıştırarak
eklem hareketlerini sınırlar. Artroza bağlı bu bozukluklar kroniktir.
Bazen göreli iyileşme dönemleri yanında darbe, fiziksel zorlanma, soğuk
kas zayıflaması ve şişmanlama gibi etkenlerle yakınmaların arttığı
dönemler de görülür. Artroz oldukça yavaş gelişir ve gittikçe
kötüleşerek ilerler.

Hekime başvurmayı gerektiren ilk eklem yakınmaları artrozun başlamasından yıllar sonra ortaya çıkar.

TEDAVİ

Bu bölümde artroz tedavisinin genel ilkeleri incelenecek, hastalığın
sık olarak yerleştiği eklemlere değinilirken tedavinin ayrıntıları da
açıklanacaktır. Artrozun temelinde yatan kemik ve kıkırdak yıkımını
onaracak hiçbir ilaç ya da fiziksel önlem yoktur. Tedavilerle Artroz
gelişimi ancak çeşitli tıbbi ve fiziksel tedavi yöntemleriyle
yavaşlatılabilir ya da bazı durumlarda yıkıma neden olan lezyona bağlı
yalanmalar uzun bir süre hafifletilebilir. Bu bilgi ışığırtda artroz
tedavisinin üç biçimde uygulanabileceğini belirtelim: Koruyucu, tıbbi
(genel ya da yerel) ve cerrahi tedavi.

Artrozun önlenmesi, yaşlanmanın yol açtığı kaçınılmaz eklem yıkımını
geciktirmeyi sağlayan tüm kişisel önlemleri kapsar. Aşın kilo almaktan
kaçınmak, düzenli spor yapmak (yürümek, bisiklete binmek, yüzmek vb),
kanda ürik asit, şeker ve kolesterol değerlerini ölçtürerek artrozu
hazırlayıcı hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak, dengeli
beslenerek et çeşitleri, tatlılar, alkol vb yiyecek ve içeceklerde
aşırıya kaçmamak gerekir. Eklem ve iskelet yapısının doğumsal, nedeni
bilinmeyen (idiyopatik) ya da tam tedavi edilmemiş darbeye bağlı
bozukluklarını önlemek için erken cerrahi ve ortopedik tedaviler
uygulanır.

Artrozun übbi tedavisi sistemik ya da yerel olabilir. Sistemik tedavide
artrozu ağırlaştıran hormonal bozukluklar, şeker hastalığı ve şişmanlık
gibi hastalıklar tedavi edilir. Yerel tedavide ise, ağrının başlıca
sorumlusu olan yumuşak eklem dokularının örselenmesi azaltılmaya
çalışılır. Aynca iskelet sisteminin kan ve kalsiyum gereksinimleri
yeterli düzeyde karşılanır, hastalıklı eklemin hareket yeteneği elden
geldiğince korunmaya çalışılır. Cerrahi tedavi, artroz yakınmalarına
yol açan bozuklukları önemli ölçüde düzelterek en başarılı ve uzun
erimli sonuçların alınmasını sağlar. Hasta ekleme ve hastanın yaşına
göre değişen bir dizi cerrahi yöntem uygulanabilir. Cerrahi yöntemlerin
başlıcalan eklemi oluşturan kemikler arasındaki bağlantıyı yeniden
düzenleyen osteotomi (ameliyatla kemiğin bir parçasının çıkarılması ya
da kemik eklenmesi), yıkıma uğramış eklem başlıklarının bir bölümünün
ya da bütününün protez (yapay kemik uçları) ile değiştirilmesidir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:25 pm

ASIL TENDONU ILTIHABI

Aşil tendonu (kirişi) iltihabı, bacak kaslarını topuğun arkasındaki
kemiğe bağlayan tendonun iltihabıdır. Ağrı, dokudaki küçük yırtıkların
sonucudur. Bu durum çoğu kez ağır egzersiz sırasında oluşur.

Belirtiler

- Aşil tendonunda, özellikle koşarken ya da sıçrarken, ağrı

- Ağrıya hafif bir şişme ve hassasiyet eşlik edebilir.

- Ayaktaki ağrı ve hareket kısıtlılığı acil tedavi, genellikle ameliyat, gerektirebilir.

Teşhis

Aşil tendonu iltihabında, çekilen röntgen. filminde herhangi bir anormallik görülmez.

Aşil tendonu kopmadıkça, dinlenme, buz uygulaması ve egzersiz
programının değiştirilmesi gibi koruyucu tedavi yöntemleri, tendonun
kendi kendisini birkaç haftada onarmasına olanak sağlar.

Tedavi

Çoğu kez, etkilenen bölgenin dinlendirilmesi en iyi tedavidir. Başka
bir egzersiz biçimine, en azından geçici olarak, geçmek önerilebilir.
Aşil tendonuna buz uygulamak rahatlama sağlayabilir. Tendon üstündeki
yükü azaltmak için, ayakkabının içinde topuğu yükselten bir ortopedik
araç kullanılabilir.

Ameliyat yalnızca, tendonun tam olarak yırtıldığı durumda gerekli olur.

ilaç Tedavisi

Aspirin ve diğer antienflamatuar ilaçlar ağrıyı ve diğer şikayetleri azaltmaya yardımcı olabilir.
avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:25 pm

ASTIM


Astım, hava yollarının daralması ve inflamasyonu ile karakterize kronik
bir akciğer hastalığıdır. Hastalık hafif veya şiddetli olabilir, bazı
hastalarda da nadiren ortaya çıkan ve çok hafif veya hayatı tehdit
edecek derecede şiddetli olabilen ataklarla seyreder. Astımın
belirtileri akciğerlerde bronş ve broşiyol adı verilen hava yollarının
iç yüzeylerinin inflamasyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Bu
inflamasyon mukus üretiminin artmasına neden olur ve inflamasyonla
ilgili bağışıklık sistemi hücrelerinin hücumu sözkonusudur; her iki
durum da hava yolu tıkanıklığına neden olur. Ek olarak hava yollarını
çevreleyen kaslarda kasılma meydana gelir ve hava yollarındaki daralma
şiddetlenir.



Astımla ilişkili inflamasyon aynı zamanda hava yollarında aşırı
duyarlılık gelişmesine neden olur. Bu hava yolları tetikleyici olarak
adlandırılabilecek özel durumlara maruz kaldığında genellikle astım
atağı denilen durum meydana gelir. Tetikleyiciler genelde allerjen
maddelerdir. En yaygın alerjenler; hayvan tüyü ve salyası, polenler,
küfler, toz mitleri, hamamböceğinin vüsut artıkları, bazı ilaçlar ve
kişiye özgü yiyeceklerdir. Allerjenler dışında sıklıkla astım atağını
tetikleyen etkenlerden biri de viral enfeksiyonlardır (nezle ve grip
gibi). Diğer önemli tetikleyiciler: egzersiz, soğuk hava solumak, hava
kirliliği, odun dumanı, sigara dumanı, bazı boyalar ve duygusal stres.
Bazı şiddetli astım hastalarında herhangi bir tetikleyici
saptanamayabilir.

Astım genelde 5 yaşından önce başlamakla birlikte, belirtilerin ortaya
çıkışı her hangi bir yaşta olabilir. Astım kalıtımsal özellikleri olan
bir hastalıktır ve sıklıkla ailesinde allerji olan kişilerde gözlenir.

Belirtiler

Genel olarak, astım belirtileri hırıltılı solumak (dışarı verilen
havanın zorlukla çıkmasından), solunum güçlüğü ve inatçı öksürüktür.
Bazı hastalarda, sürekli öksürük temel belirtidir. Şikayetler
genellikle sabahları daha kötüdür ve egzersiz sonrası şiddetlenir.

Şiddetli astım ataşında; çarpıntı, terleme, nefesin son derece
kısalması, genişlemiş burun delikleri, nefes alma sırasında göğüs ve
boyun kaslarının da kullanılması, siyanoz (el tırnaklarında ve
dudaklarda morarma) gözlenebilir.

Tanı

Doktorun muayenehanesinde astım krizi geçirmediğiniz sürece, tanıda
esas olan sizin anlattıklarınız olacaktır. Astım tanısının doğrulanması
kan testleir ile, akciğer röntgen filmi ile ve akciğer fonksiyon
testleri ile yapılır. Akciğer fonksiyon testleri:

- Spirometre : hastadan bu cihaza üflemesi istenir ve cihaz bu ava
akımını değerlendirir. Genelde ikinci kez hastaya hava yollarını
genişletecek bir ilaç verilir ve eğer hava akımında iyileşme olursa
astım tanısı doğrulanır.

- Peak flow metre : bu cihaz üflenen havanın hızını ölçer.

- Eğer astım krizine allerjenlerin neden olduğu düşünülüyorsa, ancak
allerjen bilinmiyorsa, allerji deri testleri yapılabilir. Deri
testinde, allerjiye neden olabilecek değişik maddelerden bir miktarı
deri içine veya deri altına enjekte edilir. Eğer 15-20 dakika
içerisinde enjeksiyon yapılan yerde, kızarma ve şişme meydana gelirse o
maddenin astım krizine yol açan alllerjen olduğu kabul edilebilir.

Erişkinlerdeki Astım genelde hayat boyu süren bir hastalıktır. Çocukluk
çağında ortaya çıkan astım olgularının yaklaşık yarısında tamamen
iyileşme veya zamanla şiddetinde azalma meydana gelebilir. Ancak
ileriki yaşlarda genellikle tekrar başlar.

Bazı hastalarda, astım atakları sigara dumanı, hava kirleticileri ve
kuvvetli kimyasalllardan uzak durularak önlenebilir. Evde
bulundurulacak bir peak flow metre sayesinde ataklar önceden
farkedilerek, gerekli ilaçların alınması sağlanabilir ve atak gelişmesi
engellenebilir.

Ayrıca öksürüklerin sıklaşması da astım krizinin habercisi olabilir.
Diğer haberciler, balgamın artışı, nefesin kısalması, alında ağrı
(sinüs ağrısı), ateş, soğuk algınlığı belirtileri (burun akıntısı veya
burunda dolgunluk, hapşırmalar, gözlerde sulanma).

Tedavi

Kronik astım hastalığı olan her hasta mutlaka doktoruna danışarak hangi
ilaçları hangi durumlarda kullancağını, atakların önlenmesi için hangi
ilaçları alması gerektiğini ve ilgili diğer konuları bir yere yazmalı
ve yanında taşımalıdır.

Bilinen allerjenlerden uzak durulmalıdır. Astım hastalarının evlerinde
hayvan beslemesi sakıncalı olabilir. Mutlaka beslenecekse de yatak
odasından uzak tutulması ve hayvan sıklıkla yıkanmalıdır. Toz
mitlerinin alerjen olduğu saptanmış ise ev sık sık ayrıntılı olarak
temizlenmeli, yatak odalarında uzun tüylü halıların yerine kilimler ve
tüylü battaniye yerine de kumaş örtü kullanılmalıdır. Yatak malzemeleri
sık olarak çok sıcak suda yıkanmalıdır. Diğer allerjenlere uygun
önlemler alınmalıdır.

Astım tedavisinde kulanılan çeşitli tip ilaçlar vardır. Bunlardan
bazıları atakların oluşumunu önlemek için, bazıları da atak sırasında
kullanılır.

Bromkodilatör ilaçlar: Bu grup ilaçlar hava yollarının çevresindeki
kasları gevşeterek hava akımıı arttırırlar ve genelde solunum yolu ile
alınırlar. Bronkodilatörler kendi aralarında etki gücü ve etkinin
ortaya çıkış süresine göre gruplanırlar.

Anti-inflamatuvar ilaçlar : bu ilaçlar astım atağının oluşumunu
engellemek için düzenli olarak alınan ilaçlardır. Hava yollarındaki
inflamasyonu ve kaslardaki kasılmayı azaltırlar. Kromolin sodyum bu
ilaçlardan biridir ve hafif - orta şiddetteki astım hastalarında
kullanılabilir. Yine bu gruba dahil olan steroid grubu ilaçlarda
solunum yolu ile veya tablet olarak alınabilir. Steroidler daha çok
orta ve ileri derecedeki hastalarda kullanılırlar. Lökotrien adı
verilen maddelere etki eden ilaçlar da anti-inflamatuvar ilaçlardandır.
Lökotrienler; hava yollarında inflamasyon ve daralmaya neden olan
kimyasal maddelerdir. Tablet olarak alınırlar ve lökotrien adı verilen
maddeleri bloke ederler.

Bazı hastalar aşı tedavisi denilen uygulamadan fayda görürler. Bu
tedavide, allerjen maddeler hastaya gittikçe artan dozlarda verilerek
bağışıklık sisteminin o maddeye karşı alerji oluşturması engellenir. Bu
tedavinin hafif-orta dereceli astımlılarda ve genelde ev tozu miti,
küfler ve hayvanlara bağlı astım krizi geçirenlerde etkili olduğu
görülmektedir.

Şiddetli bir atakta vakit geçirmeden hastaneye müracaat etmelidir.

Astım tam olarak tedavi edilememekle birlikte, başarılı bir şekilde
kontrol edilebilir. Astımlı hastalar dikkat ettikleri sürece normal bir
hayat yaşayabilirler.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:26 pm

ATESLI ROMATIZMA (AKUT ROMATIZMAL ATES=ATESLI EKLEM ROMATIZMASI)

Ateşli romatizma vücudun streptokok türü mikroplara karşı olan
bağışıklık cevabı olarak bilinir. Boğazdaki streptokok iltihabı bir
veya iki hafta sonra ateşli romatizma başlangıç semptomlarını ortaya
çıkarmaktadır. Ateşli romatizmayı önlemede karşılaşılan sorunlardan
biri streptokoklar tarafından boğazda meydana gelen iltihabın tam
olarak ortadan kaldırılmamasıdır. Bunun için streptokoksal boğaz
enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmeli, mikrobik ajanı tam
olarak teşhis etmek için boğaz kültürü alınmalıdır.

Yüzyıl önce çeşitli araştırmacılar ateşli romatizmanın kendi kendine
geçebilen bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir. Görünüşte doğru
olmakla birlikte Amerika nın çeşitli şehirlerinde bu hastalığa
yakalanan çocuklarda iyileşme görülmekte, ancak hastalık belli bir süre
sonra tekrar ortaya çıkmaktadır.

Major -önemli işaretler-

(Teşhis için bunlardan en az iki tanesi gerekir)

- Kalp enflamasyonu

- Bir eklemden öteki ekleme geçen Artrit (eklem iltihabı)

- Kontrolsüz yüz veya kol bacak hareketi (korea)

- Deride kırmızımtırak dökülmeler.

- Deri altı lenf düğümleri

Minör -küçük işaretler

(Teşhis için bir önemli, 2 tane de küçük belirti gerekir)

- İltihapsız eklem ağrısı.

- Ateş

- Daha önce ateşli romatizmaya bağlı kalp hastalığı.

- İltihaplı gösteren kan testleri

- EKG deki kalp hastalığı bulgusu.

Boğaz kültürü neticesinde iltihabı yapan mikroplar pozitif ise doktor uygun antibiyotik tedavisine başlamalıdır.

Eğer antibiyotik haplar ağızdan alınırsa boğazdaki iyileşme 1-2 gün
içinde olsa bile verilen kutudaki tüm ilaçlar bitinceye kadar alın-maya
devam edilmelidir.

Ateşli romatizma bir veya birkaç organda da iltihaba neden olur. Sık
olarak eklemlerde iltihabi şişme, kırmızılık ve sıcaklığa karşı aşırı
duyarlılık ile karakterize bir klinik durum ortaya çıkarır.

Kalp kapaklarını tutarak kardite yol açar. Bu şekilde kapaklar
görevlerini yapamaz. Bu şekilde kalp, pompalamada etkisiz kalır. Ender
durumlarda iltihap nedeniyle kalp kendini dur-durur ve buna bağlı
olarak ölüm meydana gelir.

Kalp enflamasyonu sürekli etkili bir olay değildir. Bununla birlikte
kalp kapakçıklarında sertleşme (Scar dokusu) meydana gelebilir ve
sonuçta kan akışı mümkün olamaz. Bu olaya Stenoz, kan kapakçıktan
geriye dönerse buna da Regürjitasyon denir. Bazen aylar hatta yıllar
içinde ciddi komplikasyonlar gelişir ve sonuçta kalp kapaklarındaki bu
hastalığı ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale gerekebilir.

Ateşli romatizma beyni de etkilerse Korea denilen ve kol, bacak ve
yüzde kontrol edilemeyen hareketler ortaya çıkar. Deriyi tutarsa
Eritema Maginatum denilen kırmızımtırak döküntülere sebep olur.

Tedavi

Hastalığı önleme

Çocuğunuzda boğaz ağrısı ile karşılaştığınızda ve özellikle 24 saat
içerisinde ağrının ateşli birlikte artması durumunda çocukla yakından
ilgilenmeli ve onu doktora götürmelisiniz.

Boğaz Kültürü

Eğer doktorunuz streptokokun yaptığı boğaz enfeksiyonundan şüphelenirse
boğazdan bir mikrop örneği almalıdır. Bu örnek daha sonra laboratuvar
testlerinde kullanılır. Eğer kesin olarak streptokoküs olduğu ortaya
çıkarılırsa, doktorunuz size çoğu vakada penisilin olmak üzere
antibiyotikler önerir.

Ateşli Romatizmanın Tedavisi

Antibiyotikler hastalık etkeni streptokokları temizlemek için verilir.
Genellikle etkili antibiyotiklerin kullanımı 2 inci ateşli romatizma
atağını önlemek için aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Yüksek
dozda aspirin ve bazen Steroidler ateşli romatizmaya bağlı iltihabı
ortadan kaldırabilirler.

Şu unutulmamalıdır ki, boğaz ağrısı basit fakat yaygın bir problemdir.
Ve eğer streptokoksal enfeksiyon varsa ve tedavi edilmeden bırakılırsa,
ileride ciddi ve uzun süreli bir kalp hastalığına sebep olabilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:27 pm

BADEMCIK ILTIHABI (TONSILLIT)


Bademcikler lenf düğümcükleridir. Ağzınızın gerisinde her iki yanda
birer tanedir. Diğer görevlerinin yanında ağıza giren zararlı
mikroorganizmaları filtre etmek de vardır. Fakat çok fazla bakteri
girince direnemezler. iltihaplanır ve şişerler. Buna bademcik iltihabı
(tonsilit) denir. özellikle çocuklar arasında çok yaygındır.

Belirtiler

- Boğaz ağrısı,

- Başağrısı,

- Ateş ve üşüme, titreme,

- Boğaz ve çenede ağrıyan bezler.

Teşhis

Tonsilit belirtileri gribinkilere benzer. İlk belirti yutmayı
zorlaştıran boğaz ağrısıdır. Bademcikler görülür şekilde kırmızılaşır
ve şişer. İltihaplanmış bademciklerin üzerinde nokta şeklinde iltihap
alanları da görülebilir. Bölgesel lenf düğümleri (çene altı ve
boyundakiler gibi) büyüyüp hassaslaşabilir.

Eğer belirtiler 48 saatten uzun sürerse ya da sizin veya çocuğunuzun
geçmişinde tekrarlayan tonsillit öyküsü varsa doktorunuza başvurun;
boğazınızı muayene ettikten sonra hastalık etkeninin beta streptokok
bakterisi olup olmadığını anlamak için kültür örneği alacaktır.

Tonsillit günümüzde oldukça yaygındır. Tedavi edilmezse bademciklerin
çevresinde abse oluşumuna yol açabileceği için, tonsillit mutlaka
tedavi edilmelidir.

Tedavi

Kendinizde veya çocuğunuzda bademcik iltihabı belirtileri görürseniz,
bol bol dinlenin, yumuşak yiyecekler yiyin ve boğazınızı rahat-atacak
sulu gıdalar alın. Ilık tuzlu suyla gargara yapmak ağrıyı azaltır.
Aspirin veya benzeri ilaçlar (acetaminopen gibi), yardımcı olabilir.

İlaçlar

Bir bakteri enfeksiyonu söz konusu olursa doktorunuz ağızdan
antibiyotik alınmasını tavsiye edebilir (10 gün kadar). Belirtiler
birkaç günde geçer. Streptokok bakterilerinin bazı türleri nefrit
(böbrek iltihabı) veya romatizma da yapabilir. Bunun için antibiyotik
tedavisine gerekli süre devam edilmelidir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:27 pm

BAHAR NEZLESİ

Bahar nezlesinin alerjik astım, kontakt dermatit, ürtiker, alerjik
konjunktivit gibi bir alerjik hastalık çeşidi olduğunu ifade eden
uzmanlar, yaptıkları açıklamada, burun akıntısı, burun tıkanıklılığı,
aksırma, burun kaşıntısı, damak-boğaz ve kulakta kaşınma, gözde
sulanma-kaşıntı ve kızarıklılık ile şişme, koku duyusunda azalma gibi
belirtilerinin bulunduğunu kaydetti. Bahar nezlesinin, daha çok
ilkbahar mevsiminde kendini gösterdiğini ve başlıca nedenleri arasında
tahıl, ağaç, çimen, çiçek ve bitki polenlerinin olduğuna dikkat çeken
uzmanlar, yaz mevsimi gelinceye kadar iki-üç aylık periyotta
belirdiğini söyledi.


Hastalığın tedavisinin ancak hastanın alerji yapan maddeden uzak
kalması ile mümkün olabileceğini bildiren uzmanlar, alerji hapları,
steroidli burun spreyleri ve alerjik göz damlalarının hastalığa fayda
sağlayacağını dile getirdi. Uzmanlar, hastanın bu ilaçları mevsim
başlamadan kullanmaya başlaması ve polen mevsimi bitene kadar devam
etmesi ile rahat bir bahar mevsimi geçirebileceği açıklamasında bulundu.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz