A-Z Tüm Hastalıklar

2 sayfadaki 2 sayfası Önceki  1, 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:28 pm

BAROTRAVMA (HAVA BASINCINA BAGLI TRAVMA)


Orta kulaktaki hava basıncı dış kulaktakine eşittir. Bunu östaki borusu
sağlar. Bu boru orta kulağı burnun gerisine bağlayan dar bir kanaldır.
Yutkundugunuz veya esnediğiniz zaman açılır ve böylece orta kulağa hava
girer vay çıkar. Eğer östaki borusu kapalı kahırsa kulak, zarının iki
yanındaki basınç eşit olmaz. Bu duruma barotravma veya barotitis mediya
denir.

Belirtiler

- orta derecede veya şiddetli kulak ağrısı

- Kulakta dolguniuk hissi

- Hafif, işitme kaybı.

- Baş dönmesi.

- Kulak çınlaması (Tinnitus)

Teşhis

Burnunuz tıkalıysa, (alerji, soğuk algınlığı veya boğaz enfeksiyonu)
eğer uçar veya dalarsanız barotravma belirtileri yaşarsınız. Bir
kulakta ağrı, hafif işitme kaybı veya kulakta doluluk hissi duyarsanız
bu, hava basıncındaki değişiklik nedeniyle kulak zarının içeri doğru
itilmesinden kaynaklanabilir.

Hava basıncındaki farklılık artınca veya östaki borusu tamamen
kapanınca daha ciddi bir problem doğabilir. Orta kulağın ince damarları
çatlar ve kanar. Kan orta kulağı doldurur ve işitme kaybı olur, insan
su altındaymış hissi duyar.

Barotrauma belirtileri başladıktan birkaç saat sonra geçer. Bu ciddi
bir yaka değildir ve kalıcı işitme kaybı yapmaz. Gene de eğer
barotraumadan şüphelenirseniz doktorunuza görünün. Kulağınızı muayene
edecek ve enfeksiyon kapmanızı önlemek üzere durumu kontrol altına
alacaktır.

Tedavi

Eğer tıkalı burunla uçmak mecburiyetindeyseniz, havalanmadan ve ya
inişe geçmeden bir saat önce dekonjestan etkili ilaç veya antihistamin
alın. Bu östaki borusunun kapalı kalmasını önler. Uçuş sırasında
yutkunmayı sağlamak için şekerleme emin veya çiklet çiğneyin. Böylece
östaki borusu açık kalır. Bunu yapmanın bir başka yolu da havayı içine
çekip burnu ve ağzı kapalı tutarak yavaşça havayı dışarı vermeye
çalışmaktır.

Eğer birkaç saat içinde belirtiler kaybolmazsa, doktorunuzu görün.
Tedavi bir cerrahi müdahale ile kulak zarını geçip oradaki sıvının
boşaltılmasını gerektirebilir. Ayrıca doktorunuz orta kulak
enfeksiyonunu önlemek için antibiyotik de verebilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:32 pm

BARSAK GAZI


Herkesin kalın barsağında gaz üretilir. Aslında, barsak gazlarının çoğu
kalın barsakta oluşur. Gaz genellikle dışkı yaparken atılır. Bununla
birlikte, bazı kişilerde oluşan aşırı miktardaki gaz, bütün gün
rahatsızlık yaratır.

Barsak Gazının Bileşimi

Barsak gazı başlıca beş maddeden oluşur: Oksijen, azot, karbondioksit
ve metan. Kötü koku genellikle bileşimde daha az miktarlarda bulunan
hidrojen sülfid ve amonyak gibi diğer maddelerden kaynaklanır.

Azot ve oksijen soluduğumuz havada bulunur ve hava yutulduğunda barsak
gazının içinde bulunabilirler. Karbondioksitin bir bölümü ince barsakta
üretilir. Hidrojen, karbondioksit ve birçok kişide metan, ince barsakta
sindirilmemiş ve emilmemiş karbonhidratların, kalın barsaktaki
bakteriler tarafından fermantasyonuyla oluşur.

Barsak Gazına Neden Olan Gıdalar

Aşırı gaz oluşmasına neden olabilecek gıdalar arasında nohut ve
fasulye, buğday, yulaf, kepek, lahana, mısır ve şalgam bulunmaktadır.
Bir sindirim enzimi olan laktoz yetersizliği olanlarda süt ürünleri de
sorun yaratabilir. Fazla lifli gıdalarla beslenme ve hacim oluşturucu
müshillerin kullanımı da aşırı miktarda barsak gazına yol açabilir.

Önlemler

Bazen, aşırı miktardaki gaz sindirim sistemindeki bir hastalıktan
kaynaklanabilir; hastalık tedavi edildiğinde, çoğu kez gaz da
azalacaktır. Ancak çoğu durumda, gazın kaynağı bir hastalık değildir.

Çok can sıkıcı olabilse de, aşırı barsak gazı önemli bir durum
değildir. Bazı insanlar belirli "gaz yapan" gıdaları, özellikle fasulye
ve süt yemekten kaçınarak bu durumun düzeldiğini keşfederler.

Yutulmuş Hava

Yutulan hava barsak gazlarının küçük bir bölümünü oluşturur. Diğer
taraftan, midenizde hissettiğiniz şişkinlik genellikle yutulan havanın
sonucudur. Hava, yiyecek ve içeceklerle birlikte ya da başka nedenlerle
yutulabilir. Çok hızlı yemek ya da sakız çiğnemek soruna katkıda
bulunabilir. Geğirme ve karnın üst bölümündeki basınç hissi yutulmuş
havanın bir sonucu olabilir. Hava yuttuğunuzun farkına
varmayabilirsiniz. Gazlı içecekler midede karbondioksit açığa çıkararak
gaz oluşmasına yol açabilir.

Yutulan havanın bir bölümü gıdalarla birlikte ince barsağın içinde
ilerler. Bu havanın bir kısmı vücut sıvılarında çözünür ve sonuçta
akciğerler yoluyla atılır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:33 pm

BARSAK TIKANMASI


Bağırsak tıkanması ince bağırsağın veya kolonun tamamen veya kısmen
tıkanmasıdır. Bu tıkanma hazım maddelerinin bağırsak boyunca yaptığı
yolculuğu tamamlamasını önler. Eğer ince bağırsaklarınızda bir tıkanma
varsa, karnınızın ortasında kramp gibi ağrılar ve takrar tekrar gelen
kusma isteği duyarsınız. Tıkanma nerede olmuş olursa olsun hazımla
ilgili maddeler ilerleyemez. Eğer kolonunuzun alt kısmı tıkalıysa gaz
bile çıkaramazsınız. Bağırsakların kısmen tıkanması bağırsakları bir
sıvı çıkarmaya itebilir bu da ishal ile neticelenebilir. Tıkanmanın bir
yanı da karın şişmesidir. Karın şiştikçe gerilir. sertleşir. Bağırsak
gazının ve sıvısının tıkanan kısımda sıkışıp kalması şişmeye neden
olur. Birçok şey tıkanmaya sebep olabilir. En yaygın tıkanma nedeni
ince bağırsakta evvelce yapılmış ameliyattan kalma iltisak
(komplikasyon) olmasıdır. Fıtıklar ve volvulus (düğümlenmiş veya
bükülmüş bağırsak) da ince bağırsakta tıkanma yapan yaygın sebeplerdir.

Belirtiler

- Karın şişmesi,

- Karın bölgesinin ortasında spazm halinde ağrı veya kramplar,

- Kusma,

- Dışkı veya bağırsak gazı çıkaramamak.

Kolonda bir kanser ve diğer bozukluklar tıkanma yapabilir. Bazen
tıkanma mekanik değildir ve bağırsakların hazım maddelerini ileri doğru
hareket ettirememesinden doğan Buna (adinamik ileus) tembel ince
bağırsak denir ve bazen hazım yaralanmalarından veya ameliyatlarından
sonra ortaya çıkar.

Eğer tıkanma bağırsağa kan gelmesini önlerse bu doku ölmeye başlar. Bu
bir kangren veya bağırsak delinmesi olasılığını artırır. Bunların her
ikisi de hayatı tehlikeye atan durumlardır.

Tedavi

Eğer doktorunuz bir bağırsak tıkanmasından şüphe ederse, burnunuzdan
karnınıza veya ince bağırsağın başlangıç bölümüne uzanan bir tüp
koyabilir, özel bir cihazla emmek suret4uie bağırsak salgılan ve hava
yoluyla dışarı çıkarılır. Buna (nasogastik suction) burun yoluyla emme
denilir. Bu teknik genelde karındaki gerginliği rahatlatır. Kaybedilen
sıvı damar yoluyla telafi edilmelidir. Bazen gerginlik ortadan kalkınca
tıkanma nedeni de beraberinde yok olur. Eğer tıkanma nasogastik emme
yoluyla geçmezse ameliyat gerekir. Çalışmayan bağırsak (adinamik ileus)
yakasında buna neden olan asıl hastalığın tedavisi genelde tıkanmayı da
geçirir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:35 pm

BARSAKTA DAMAR PROBLEMLERI

Karın büyük bir kan damarı ağı ile beslenir. Maalesef, bazen bu gerekli
kan engellenir veya azalır. Böyle durumlarda etkilenen bölgede
besleyici maddeler ve oksijen yetersiz seviyeye düşer ve neticede doku
ölür. Bağırsakta görülen damarla ilgili rahatsızlıklar şunlardır:

Mesenter İskemisi

Bağırsakları karın duvarına bağlayan zarla ilgili kansız kalma
hastalığında bağırsaklara gelen kan kısmen veya tamamen kesilir Kesilme
yakası genelde belli bir zaman süresinde oluşur. Bağırsaklara giden
arter (ana atardamar) iç cidarında biriken kolesterol buna sebep olur.
Bu kolesterol depolama, kalp hastalarında koroner arterlerde (kalp
atar-damarı) meydana gelen duruma benzer; onun için koroner arter
rahatsızlığının bağırsak arterlere gerektiği biçimde kan gelmeyen
kimseler arasında bulunması hiç de şaşırtıcı değildir.

Kısmi engellemenin (blokaj) esas belirtileri karın bölgesinde özellikle
göbekte şiddetli kramplardır. Yemek yendiğinde artar, aç durulduğunda
rahatlar. Bu göğüsdeki anjine benzer, (Angina pectoris, göğüs veya
akciğere bağlı anjin) ve bazen abdominal anjin (karın anjini) de denir

İskemik Kolit (Kansızlıktan Doğan Kolit)

İskemik kolitte, etkilenen damarlar ekseriyetle ana arterler olmasa
bile kolona giden kan miktarı azalır. Bu durum genelde yaşlıları
etkiler. Belirtileri karın ağrıları ve makattan kan gelmesidir.
şiddetli durumlarda ameliyat gerekebilir. Fakat çoğu zaman problem
kendi kendine ortadan kalkar. Daha sonra iskemik kolit görülen bölgede
kolon daralması olabilir.

Kolon Damarları Genişlemesi (Anglodysplasia)

Bu kolon damarlarının genişlemesi bozulması veya incelmesidir.
Yaşlılarda daha sık görülür Makattan gelen kanama sık görülen
belirtidir. Kolon anjiodisplasisinin teşhisi kolon anjiogramı
gerektirir veya kolonoskopla yaralara doğrudan bakılır.

Kanama, arteriografı denilen teşlıisle ilgili muayene sırasında
etkilenmiş olan damarı tıkamak suretiyle durdurulabilir. Bir de koter
(cautery) veya lazer uygulamak suretiyle durdurulabilir Bir de koter
noskop kullanılarak tedavi edilir ve kanama durdurulur. Çok kanama
varsa ameliyatla kesilip çıkarılması gerekli olabilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:36 pm

BAS DONMESI (POZISYONA BAGLI)


Bu bozukluk bir yanınıza veya diğer tarafınıza yattığınızda veya bakmak
için başınızı geri verdiğinizde ortaya çıkan aşırı baş dönmesi olanak
tarif edilir.

Belirtiler

- Birden baş dönmesi (kendinizi veya etrafınızı dönüyor hissetmeniz).
Bu durum bir dakikadan kısa süren ve başınızı belli bir yöne
çevirdiğinizde meydana gelir.

- Baş dönmesiyle beraber kontrol edilemeyen göz hareketleri.

Baş dönmesini oluşturan neden başın hareketi değil pozisyonudur. Bu tür
özelliği onu diğer baş dönmelerinden ayırın. Problem iç kulaktaki sıvı
dolu bölüm olan ve dengeyi kontrol eden vestibüler labirenttedir fakat
nedeni bilinmemektedir.

Teşhis

Bir yanınız üzerine (sağ veya sol) yatanken veya başınız geriye
verilmişken eğer çevreniz dönüyor veya siz kendinizi havada uçuyor gibi
hissediyorsanız ve gözleniniz kontrolünüz dışında bin yandan bin yana
kayıyorsa, siz pozisyona bağlı baş dönmesi geçiniyorsunuz. Kriz
genellikle 1-2 dakikada düzelir. Ancak neden baş dönmesi geçirdiğinizi
bulmak için testler yaptırılmalıdır. Başka bin rahatsızlığın bu duruma
sebep olup olmadığını belirlemek gerekecektin.

Tedavi

Pozisyona bağlı baş dönmesi hoş olmayan bir dunumdun. Çok nadiren ciddi
bin problem sayılır. Ancak işiniz nedeniyle kısa baş dönmeleri bile
zararlı oluyorsa, bu bin problem sayılabilir. En yaygın tedavi yolu,
belirtilere neden olan pozisyon veya faaliyetlere girmekten sakınmaktır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:36 pm

BASUR (HEMOROID)


Basur, makat civarındaki toplar damarların genişlemesi sonucu meydana
gelen hastalıktır. Toplar damarlardaki bu genişleme şişlik, kaşıntı,
ağrı ve kanamaya neden olabilir. Basur gelişimi normal olmamakla
birlikte, insanların çoğunda zaman zaman basur gelişmektedir. Uzun
süreli oturmak zorunda olma, kabızlık, besinlerimizdeki bazı maddeler
bsaur gelişimine neden olabilmektedir. Yine gebelik sırasında basur
gelişimi sıktır, ancak bunlar doğumdan sonra ortadan kalkar. Basura
neden olabilecek yiyecekler arasında en sık rastlanılanları: güçlü
baharatlar (özellikle kırmızı biber ve hardal), kafeinli ve kafeinsiz
kahve ve alkoldür. Sık sık basur gelişenlerin bu yiyeceklerden ve
sigaradan uzak durmaları gerekir.

Daha çok lifli besin yiyerek kabızlıktan uzak durabilirsiniz. Veya
sinameki çayı veya sinameki tabletleri alabilirsiniz. Bol miktarda su
içmek de faydalı olur (ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüzden daima daha
fazla su için).

Basurla için en iyi tedavi yöntemi binlerce yıldır kullanılan oturma
banyolarıdır. Uygun büyüklükte bir leğenin içerisine yanmayacağınız ve
sizi rahatsız etmeyecek kadar sıcaklıkta su doldurun, günde 3-4 kez 15
dakika kadar oturun.

Yine kabızlık tedavisinde sıklıkla kullanılan sarısabır (Aloe vera)
isimli bitkiden elde edilen kremleri sık basurun üzerine sürmeniz
faydalı olur.

Tuvaletten sonra kesinlikle kuru tuvalet kağıdı ile temizlik yapmayın.
Kuru tuvalet kağıtları buradaki genişlemiş damarlara hasar verir ve
basuru ilerletir. Bunun yerine tuvalet kağıdını ıslatıp o şekilde
temizlenin. Veya bu amaçla üretilmiş ıslak kağıt mendiller kullanın.

Çin tıbbında kullanılan ve basura neden olan vücut dengesizliğini
giderici bir yöntem de şöyle: her sabah aç karnına iki adet muz yiyin
veya günde 3 kez birer tane portakal yiyin.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:38 pm

BEHCET HASTALIGI


Bu hastalık 1937 yılında Dr. Hulusi Behçet tarafından üçlü beulgular
kompleksi olarak (ağızda aft, cinsel bölgede yaralar, gözde
iridosiklit) tanımlanmıştır. Ancak daha sonraki bulgular hastalığın
vücudun bir çok yerinde belirti ve değişikliklere neden olabileceğini
göstermiştir. Erkeklerde daha sık görülür.


Hastalığın nedeni bugüne kadar tam olarak belirlenememiştir, virüs
kaynaklı olduğu yönündeki düşünceler yerini oto-immün hastalık
düşüncesine terketmektedir.


Ağızdaki belirtiler: dudaklarda, dilde, yanakta, damakta veya ağız arka
duvarında tek veya çok sayıda yaralar (aftlar) şeklinde görülür. Bu
yaralar, genellikle bir mercimekten bezelye büyüklüğüne kadar (nadiren
daha büyük), kenarları kırmızı bir hale ile çevrili, sınırları
belirgin, yuvarlak veya oval, zemini kirli tereyağı görünümünde ve
ağrılı aftlardır.


Cinsel bölgedeki belirtiler: erkeklerde peniste ve testisleri
çevreleyen deride, kadınlarda vajina ve vajina ağzında (dudaklarda),
her iki cinste idrar kanalı ucunda (üretra) ve makatta aft şeklinde
yüzeyel veya daha derin yaralar gözlenebilir.


Gözdeki belirtiler genelde ağrı ve ışıktan rahatsız olma şeklinde
başlar. Erken dönemde konjonktivit (~göz kapağının iç yüzeyinde
enfeksiyon) gelişebilir. Behçette en sık gözlenen göz rahatsızlığı tek
veya çift taraflı hipopiyonlu iritis tir (bunu doktorunuz saptayacak).
Bazı hastalarda kanlı (hemorojik) koriyo-retinitis saptanabilir.


Ağız ve genital bölgedeki yaralarla birlikte hastada ateş ve bölgesel
lenf büyümesi gözlenebilir. Gözdeki belirtiler daha ileriki dönemlerde
meydana gelir ve körlükle sonuçlanabilir.


Behçet; ataklarla kriz şeklinde seyreden bir hastalıktır. Göz ve sinir
tutulumlarında durum son derece ciddidir. Kendiliğinden iyileşme son
derece nadirdir.


Teşhis


A-Temel Kriterler


1- Ağızda aftlar


2- Cinsel bölgede aft benzeri yaralar


3- Göz bulguları


B-Diğer Kriterler


1- Atrit : Hastaların yarısından fazlasında eklem iltihabı veya eklem
ağrısı vardır. Yaklaşık 1-4 haftada iz bırakmadan düzelirler. En sık
diz ve ayak bilekleri tutulur. Tutulan eklem sayısı fazla olmaz.


2- Damarlarda tıkaç oluşumu: özellikle göz toklar damarlarında


3- Sinir tutulumu : beyin sapı tutulumu (dissemine skleroz benzeri),
omurilik tutulumu (transvers miyelit), organik konfüzyonel sendrom
(ensefalit).


4- Mide - barsak tutulumu : mide ülseri, ülseratif kolit, karın ağrısı, ishal


5- Kalp tutulumu : anevrizma, kardit


6- Akciğer tutulumu


7- Diğer bulgular : idrarla protein atılması, kanlı idrar, amiloidozis, ailede behçet hastalığı




Behçet Hastalığı ile karışabilecek diğer hastalıklar


1- Aftöz stomatit


2- Cinsel bölgede aftlar


3- Deride vaskülit (damarsal rahatsızlık)


4- Gözde benzer rahatsızlıklar


5- Artritler


6- Reiter sendromu


7- Stevens-Johnson hastalığı




TANI KOYABİLMEK İÇİN YUKARIDAKİ KRİTERLERDEN 3 ADET GEREKİR, ANCAK TEMEL KRİTELERDEN İLK İKİSİNİN OLMASI ZORUNLUDUR.




Hastaların %90 ında paterji testi pozitiftir (deriye iğne batırıldıktan 24-48 saat sonra deride küçücük apseler meydana gelir).


Yine hastaların %80 inde HLA-B5 saptanır.




Tedavi


Etkili ilaç yoktur. Göz için kortikosteroidler kullanılır. Kolşisinin de etkili olduğu durumlar vardır.


İlk atakalar sırasında kortizon oldukça etkilidir.


Duruma göre bir çok ilaç kullanılabilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:38 pm

BEL AGRISI


Yetişkinlerin %80 inde, yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel
ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve
faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili
zedelenmeler, işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve
hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır.


Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler,
vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz, sırt mekaniği ve
ağırlık kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek
destek sağlamak üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak
sarılması). Ancak bu önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir.


Bel ağrısına birkaç etken neden olabilir. Bunların başında zedelenmeler
ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel ağrısı vakalarının çoğunluğunun
önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar, doktorun önereceği basit
tedavilerle geçmektedir.


BEL AĞRISININ ÖNLENMESİ :


- Sırt kaslarınızın güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapın.


- Ağırlık kaldırırken, doğru teknikleri uygulayın (bütün cisimleri,
vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve bükülmekten, ileriye doğru
eğilmekten ya da cismi kaldırırken uzanmaktan kaçının)


- Uygun vücut ağırlığını koruyun ve sigara içmekten kaçının


Ayakta dururken ya da otururken uygun pozisyonda olmaya dikkat edin.


NE ZAMAN DOKTORA GİTMENİZ GEREKİR?:


Belirtiler şiddetliyse ve birkaç gün içinde geçmiyorsa


Ağrı günlük etkinlikleri engelliyorsa


Barsak ya da mesane kontrolüyle ilgili sorunlarınız varsa


Kalça ya da rektum bölgesinde uyuşma hissediyorsanız


Bacağınızda güçsüzlük ya da uyuşma varsa


TEDAVİ SEÇENEKLERİ :


İlaç :


Hafif ila orta şiddette belirtileri olan kişilere asetaminofen, aspirin ya da ibuprofen gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir.


Sırta sıcak ya da soğuk uygulaması:


Belirtilerin başlangıcını izleyen 48 saat içinde, her seferinde 5-10
dakika süreyle olmak üzere, sırtınıza soğuk su torbası (ya da buz
torbası) uygulayabilirsiniz. Kırk sekiz saatten uzun süren belirtiler
için, ağrıyı gidermek amacıyla bir sıcak su torbası uygulamayı ya da
sıcak su banyosunu deneyebilirsiniz.


Spinal manipülasyon :


Bu tedavi sadece bu konuda uzman bir kişi tarafından uygulanmalıdır ve
bazı vakalarda, belirtilerin ortaya çıktığı ilk ay içinde yararlı
olabilir.


AMELİYAT


Bel ağrısı vakalarının çoğunluğu, ameliyata gerek olmadan tedavi
edilebilmektedir. Ameliyatın en sık rastlanan gerekçesi, disk kaymasına
bağlı basınç nedeniyle sinirde ve bacakta oluşan ağrıdır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:39 pm

BEYIN FELCI


Beyin felci, çocukluk döneminin en yaygın olarak görülen sakatlık
nedenlerinden biridir. Doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında
merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden
kaynaklanır.

Beyin felcinin birçok nedeni vardır. Yaygın nedenlerden biri; beyin
dokusu içinde yeterli oksijen bulunmamasıdır (anoksi). Yapılan
araştırmalar beyin felci olan bebeklerin üçte birinin vücut ağırlığının
2250 gramın altında olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Doğum sancısı ve
doğum sırasında beynin hasar görmesi, bakteriyel menenjit gibi bir
enfeksiyon ve hemoraji (kanama) de diğer nedenleri oluşturur. Ancak
genellikle belirgin bir açıklama bulunamamaktadır.

Dört tip beyin felci vardır: Spastik beyin felci, ekstrapiramidal beyin
felci, atonik beyin felci ve bu tiplerin karışımından oluşan beyin
felci.

Spastik beyin felci en yaygın olan tiptir. Spastik beyin felci bulunan
bir bebekte, yeni doğanlara özgü bazı reflekslerde anormal inatçılık
görülür. Hiperaktif bir tutma refleksi bebeğin ellerinin iyice sıkılmış
bir yumruk biçimini almasına yol açar. Bebek büyüdükçe kol ve bacakları
daha spastik ve katı bir hal alır.

Hastalık her iki kolu ve her iki bacağı da tutabilir (spastik
kuadrepleji). Bu durum varsa genellikle bir ölçüde zekâ gecikmesi de
söz konusu olmaktadır. Yaygın olarak konvülsiyonlar görülür.

Hastalık tüm kol ve bacakları tutuyor, ancak kollar daha hafif bir
derecede etkileniyorsa, bu durum dipleji (iki taraflı felç) olarak
anılır. Diplejili çocukların ellerini oldukça iyi kullandıkları da
görülebilmektedir. Zekâ düzeyleri genellikle normal ya da normale
yakındır, fakat resim çizmeyi ve harf yazmayı öğrenmekte bazı
güçlüklerle karşılaşabilirler.

Beyin felci bulunan tüm çocukların üçte birinde spastik hemipleji
(vücudun yalnızca bir tarafını tutan felç, yarım felç) söz konusudur.
Spastik hemiplejili çocuklar genellikle alt-normal gruba giren bir zeka
düzeyine sahip olma eğiliminde olmakla birlikte, bu durumdaki bazı
çocuklar orta ve hatta ortanın üstü zekî düzeylerine sahip
olabilmektedir.

Ekstrapiramidal beyin felci ilk olarak bir bebeğin kaslarının zayıflığı
ve esnekliği ile kendini gösterir. Bu beyin felci tipi genellikle,
bebek 6 aylık olana kadar teşhis edilememektedir. Erken bir belirti,
bebek bir şeye uzanmaya çalışırken, ellerinin anormal bir pozisyon
almasıdır.

Kronik beyin felcinin iki biçimi vardır; atonik ve konjenital beyincik
ataksisi. Atonik dipleji ileri derecede zekâ gecikmesi ile birlikte
görülür. Spastisite gnellikle daha sonra, çocukluk döneminde gelişir.
Konjenital beyincik ataksisi beyin felcinin seyrek görülen bir biçimi
olup hafif derecede zeka gecikmesi ile birlikte bulunmaktadır.

Beyin felci bulunan bir çocuğun geleceği büyük ölçüde zeka özürlülüğü
de bulunup bulunmadığını bağlıdır. Bir çocuk, tekerlekli sandalye
kullanmasını gerektiren ciddi hareket sorunlarına sahip olsa bile kendi
kendine gözleme yeteneğine sahipse, bir dereceye kadar düzelme
sağlanması daha kolay olur. Çocuğun sakatlığına karşı ailenin tavrı, bu
bireyin olumlu bir kişilik imajı geliştirip geliştirememesi üzerinde
etkili olur.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:40 pm

BEYZBOL PARMAGI

Beyzbol parmağı, parmağın uç bölümündeki tendonların zorlama sonucu
kemikten ayrılması sonucu oluşur. Çoğu kez, parmağın uç bölümüne,
fırlatılmış bir topun çarpmasıyla meydana gelir.

Belirtiler

- Parmağın son ekleminde şişme ve ağrı

- Parmağı açamama

Teşhis

Bu yaralanma genellikle bir darbe sonucu oluşur, bu nedenle yaralanan
bölgenin röntgeni çekilir. Röntgen filminin normal çıkması kırık
olasılığını ortadan kaldırır.

Uygun tedavi yapıldığında, yaralanmış parmak yaklaşık 8 haftada normale
dönecektir. Ancak bazen, parmakta bir şekil bozukluğu kalabilir.

Tedavi - Hareketsileştirme

Beyzbol parmağının tedavisi genellikle yaralanan parmağın uç bölümünün
tespit edici bir aletle hareketsiz hale getirilmesidir. Tendonun
iyileşmesi için, parmağın uç bölümü yaklaşık 6 hafta düz durumda
tutulur.

Tespit edici alet çıkarıldıktan sonra, parmak yavaş yavaş normal
kullanımına dönmelidir. Bunun için, doktorunuz bazı özel egzersizler
önerecektir.

Bu yaralanmaya kırık eşlik ettiğinde, genellikle ameliyat gerekli olur.

İlaç Tedavisi

Aspirin ya da diğer antienflamatuar ilaçlar şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:41 pm

BLUMIA NEVROZA

Adipozite, şişmanlık enerji bilançosunun bozukluğundan olabildiği gibi
artmış yeme gereksinimi ile fazla kalori alınması sonucu da meydana
gelebilir. Bu bozukluk büyük bir olasılıkla, acıkma-doyma
mekanizmasının uyarılmasına bağlıdır ki, bunda psikovegetativ etkiler
de rol oynayabilmektedirler.

Merkezi hipotalamustan yönetilen acıkma ve doyma duyusu, besin alımının
düzenlenmesi yani bedenin enerji harcaması ile kalori alımının
birbirine uyması konusunda önemli sinyaller verir. Şişmanlarda bu
sinyal fonksiyonunda bir bozukluk vardır. Acıkma ve doymanın
düzenlenmesi duruma uygun biçimde yönetilemez ve kişi fizyolojik açlığı
ile doymasını yeterince algılayamaz. Açlık ve tokluk duygusunun
yoğunluğu daha çok gerçeğe uymayan duygusal durumlarla karartaştırılır.

Şişmanlardaki patolojik derecede artmış olan yeme davranışı bir yandan
açlık duygusunun artmış olması, öte yandan da tokluk duygusunun azalmış
olmasına, yani sonuçta her iki duygunun algı niteliğinin bir arada
bozulmasına bağlıdır.

Patolojik yeme davranışına bağlı olarak. artmış kalori alımı,
şişmanların çoğunda onları hoş olmayan duygulardan (narsistik
zedelenmelerden, depresyondan) korumaya yarar ve obje yitimi
durumlarında daha da sivri bir davranış gösterir.

Bu patolojik ruhsal durumlar genellikle çok yoğun cinsel gelişim öncesi
gelişim bozuklukları temeline dayanır. Yemek yeme ile kişi için hoş
olmayan duyguların hafifletilmesi sağlanır Böylece kişi geçici de olsa
kendini ruhsal açıdan biraz dengelenmiş hisseder.

Bazı hallerde ise yeme sırasında aşırı neşe, öfori durumuna rastlanır.
Sonuç olarak, şişmanlarda psikolojik savunma nedenlerinin fizyolojik
bir eyleme dönüştürülerek yararsız biçimde kullanılmaları söz konusudur.

BELİRTİLERİ

- Kişide kilo alma korkusu, yeme gereksinimini kontrol edememesine neden olur.

- Ruhsal travmalarda, çalkalanmalarda kriz halinde yeme davranışı gözlenir.

- Aşırı yemek yemenin rahatsız edici etkisiyle kusma amaçlı ilaç kullanımı görülür.

- Sosyo-ekonomik kültür düzeyi yüksek bireylerde görülme sıklığı daha fazladır.

- Cinsel güçlerinde bir azalma gözlenir.

- Kilo verme amaçlı yapılan diyet ve egzersizlere rağmen zayıflama gözlenmez.

- Normal beden ağırlığının çok üstünde bir ağırlığa sahiptirler.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:42 pm

BOGMACA (PERTUSSIS)


Bordetella pertussis isimli bakterinin neden olduğu boğmaca
hastalığında en belirgin belirti, hastalığın kendine özgü öksürük
nöbetleridir. 1-3 yaşlarındaki çocukların bu hastalığa daha sık
yakalandıkları saptanmıştır. Fakat bebeklerin ve yetişkinlerin de
hastalığa yakalanma olasılığı vardır. Bağırma, öksürme ve aksırma
sırasında mikroplar havaya verilir ve solunum yoluyla bulaşır. Bulaşma
olasılığı, hastalığın nezle halinde başladığı döneme rastlar. Fakat
öksürük sürdüğü sürece bulaşıcı niteliğini korur. Mikroplar gırtlakta
ve solunum borusunda balgamlı bir iltihap oluşturur.

Kuluçka devresi: 1-3 hafta, ortalama 15 gündür.

Belirtileri: Belirtiler üç bölümde incelenebilir:

1. Nezleli ön devre.

2. Kramp halindeki öksürük devresi.

3. İyileşme devresi.

İlk devrede üşütme sonucu oluşan hastalıklardaki belirtileri gösterir
ve hafif ateş yapar. 1-2 hafta süre içinde hastalık kendini belli
etmez. Bu devre, hastalığın en bulaşıcı olduğu devredir. İlk iki
haftada burun akıntısı, konjonktivit ve öksürük gözlenir, ateş görülmez.

Özellikle akşamları nöbetler halinde baş gösteren öksürük devresi
ortalama 5 hafta sürer. Öksürük kramplar halindedir ve öksürük
nöbetlerinin sonunda kusma görülebilir. Öksürük nöbetleri başlar
başlamaz kesin teşhis konur. Nöbetler önce birkaç kez kuvvetli öksürük
halinde başlar, bunu derin soluk alma izler. Öksürük sesi ıslığa benzer
ve boğucudur. Nöbetlerin sayısı ve şiddeti hastalığın seyrine göre
değişik olur. Yirmi dört saat içinde, çoğunluğu geceleri olmak üzere
elli öksürük nöbetinin sayıldığı vakalar görülmüştür. Eğer çocuğun alt
dişleri çıkmamışsa, dişetlerinin yanında küçük bir ur oluşumu
görülebilir. Öksürük nöbetleri arasında hastada bir rahatlama görülür.
Hastalık 2-3 haftada tamamen geçer.

Seyri:

Bütün hastalık süresi, yan etkiler görülmediği takdirde 8 haftadır, ama
altı ay sürdüğü de görülmüştür. Hafif geçen boğmacalarda öksürük
nöbetlerine pek rastlanmaz. Büyüklerde öksürük nöbeti hiç görülmez ve
hastalık zararsızdır. Boğmaca hastalığında en sık görülen yan etki
zatülcenptir ve bebeklerde ölüm nedeni olabilir. Boğmaca geçtikten
sonra yerini bronşit alabilir. Kan dolaşımı sisteminde görülebilecek
bozukluklar nedeni ile beyinde arıza bırakabilir ve felç, adale
krampları ve kasılmaları, sağırlık, körlük gibi durumlar ortaya
çıkabilir.

Tedavi:

Hastanın 3-4 hafta için diğer kişilerden izole edilmesi gerekir. Bir
yaşındaki çocuklara antibiyotik tedavisi uygulanır. Antibiyotik
tedavisi, ilk 7-15 günlük nezle döneminde verilirse yararlı olur. En
sık eritromisin kullanılır. Alternatif antibiyotik olarak ampisilin,
kloramfenikol, tetrasiklin de kullanılabilir. Hastalığın ağır
seyrettiği durumlarda hastane tedavisi salık verilir. Ateş düşmediği
sürece hastanın yatakta dinlenme zorunluluğu vardır. Hasta odası
güneşli olmalı ve sık sık havalandırılmalıdır. Oda nemlendirilmelidir.
Ateş düştükten sonra hasta bol bol açık havaya çıkartılmalı, ama sağlam
çocuklardan uzak tutulmalıdır.

Kuru yiyecekler gıcık yaparak öksürüğe neden olabileceği için
genellikle sulu gıdaların verilmesine ve bu gıdaların vitamin yönünden
zengin olmasına dikkat etmelidir. Öksürük sonucu kusma olabileceği
dikkate alınarak yemeklerin nöbetten on beş dakika sonra verilmesi
uygundur.

Korunma:

Çocukları boğmacalı hastalara yaklaştırmamalıdır. Boğmaca aşısının
yararları hala tartışma konusudur, ama genellikle uygulanır ve bir
dereceye kadar bağışıklık sağlar, hastalığın hafif seyretmesinde
yararlı olur.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:43 pm

BOTULINUM TOKSINI

İnsan için bilinen en zehirli madde olan botulinum toksininin, kilogram
başına 0.001 mikrogram (0.000000001 gram) uygulanması öldürücü
olabilmektedir. Botulinum toksini, en çok bilinen zehirlerden olan VX
maddesinden 15.000 kez ve sarin gazından 100.000 kez daha güçlü bir
zehirdir. Bu niteliklerinden dolayı boltulinum toksini biyolojik
silahlar arasında en gözde olanlardan birisidir. Saldırı sonrasında
24-72 saatte ölüm meydana gelebilir. Ölüm gelişmeyen durumlarda
hastalık, aylarca sürebilir.

Botulinum toksinleri (zehirleri), spor oluşturan Clostridium botulinum
ve diğer iki Clostridium türleri tarafından üretilen ve sinirler
üzerine etki gösteren bir grup toksine verilen isimdir. Bu toksinler
(A-G tipleri) bilinen en güçlü sinir toksinleridir, ancak ilginç olarak
felçle ilgili olabilecek bazı durumlarda (şaşılık, gözyaşı yokluğu,
tetanus, boyun kası felci gibi) ve kozmetik amaçla kırışıklıkların
giderilmesinde kullanılmaktadır. Bakteriye ait sporlar havasız
ortamlarda da toksin üretebilmektedirler. Endüstriyel amaçla kurulan
tesislerde çok fazla miktarlarda toksin kolaylıkla üretilebilir.
Biyolojik bir saldırı olmaksızın doğal yolarda meydana gelen botulinum
zehirlenmesinin (botulizm) üç tipi bulunmaktadır: yiyecek kaynaklı,
yenidoğan ve yara botulizmi. Botulinum; aerosol şeklinde hava yoluyla,
yiyeceklerle veya sulara katılarak saldırı amaçlı kullanılabilir.
Toksin solunduğunda, yiyeceklerle meydana gelen botulizme benzer
şikayetler meydana gelir ancak felç benzeri belirtilerin gelişmesi daha
geç olabilir, ve solunan toksinin miktarına bağlı olarak değişik
belirtiler de gözlenebilir.

Belirti ve Bulgular :

Genellikle kranial sinirlerde kısmi felçlerle başlar (ptozis, bulanık
görme, çift görme, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, konuşma güçlüğü gibi).
Daha sonra gelişen simetrik ve yukarıdan aşağı gelişen gevşek felçler
ve genel güçsüzlük hali, solunum yetmezliğine ilerler. Belirti ve
bulgular, toksinin solunmasından 12-36 saat sonra başlar, ancak solunan
miktar çok az miktarda ise şikayetlerin başlaması 3-5 gün sürebilir.

Tanı :

Tanı esas olarak şikayetlerin incelenmesi ve muayene ile konur. Bir
bölgede birden fazla kişide aynı anda gevşek felçler gözleniyorsa
biyolojik saldırıdan şüphelenilmelidir. Kişilerin serumlarında
yapılacak laboratuvar analizi ile (mouse nötrolizasyon) tanı
doğrulanabilir. Tanıda kullanılabilecek diğer laboratuvar testleri:
çevresel materyallerde ELISA veya ECL testi, çevresel örneklerde
bakteriyel DNA varlığını araştırmak için PCR testi veya sinir iletimi
kontrolü için EMG testi.

Tedavi :

Erken dönemde hastaya trivalan antitoksin veya heptavalan antitoksin
verilmesi, solunum yetmezliği gelişmesini önleyebilir veya
hafifletebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir. Solunum yetmezliği
gelişenlerde entübasyon ve solunum desteği gerekir. Bazı vakalarda
trakeostomi gerekebilir.

Korunma :

Botulinum toksinine maruz kalma riski yüksek olan kişiler için
pentavalan toksoid aşı (tip A, B, C, D ve E) mevcuttur. Yapılan 3 doz
aşının koruyuculuğu maymunlarda %100 dür. İnsandan insana geçiş söz
konusu değildir.

İzolasyon ve Dekontaminasyon :

Sağlık personeli için standart yöntemler uygulanır. Toksin ciltte aktif
değildir ve hastaların solunum yolu ile dışarı attıkları toksin zararlı
değildir. Sabun ve su ile dekontaminasyon sağlanır. Toksin, havada 12
saatte etkisiz hale gelir. Botulinum toksini, güneş ışığında 1-3 saatte
inaktive olur. Ayrıca ısı (80 derecede 30 dakika ve 100 derecede birkaç
dakika) ve klorlu su ile (3mg/Litre klor içeren su ile 20 dakikada
toksinin %99.7 den fazlası inaktive olur) inaktive edilebilir. Ancak
toksin depo sularında ve depolanmış gıdalarda haftalarca etkisini
kaybetmeden kalabilir.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:43 pm

BOYUN AGRILARI


Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş
grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına
neden olabilen önemli bir sorun.

Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi
etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar -
daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun
kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.

Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:

Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler

Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)

Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.

Akut boyun ağrısının en sık nedenleri:

Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları

Miyofasiyal ağrı sendromu

Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain)

Kronik boyun ağrısnın en sık nedenleri:

Boyun kireçlenmesi

Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)

Fibromiyalji

Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı
ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda
kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar, gevşeme
egzersizleri, fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi
yoluna gidilir.

BOYUN FITIĞI

Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden
ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir
madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan
daha dışta olanlar içtekilerine göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve
travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar.
Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında
yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru
kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri
veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirinize baskı
yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma,
bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı
sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda
ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid
enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla
girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim
gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun
koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.

BOYUN KİREÇLENMESİ

Servikal omurgayı meydana getiren yapıların(kemik, bağ, kas) yozlaşması
sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da
içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar,
makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu
düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda
tutukluk, kolda güçsüzlük - hissizlik- yanma- batma, ellerde zayıflık-
beceri azalması- uyuşma- karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve
bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler:

İstirahat

Boyun korsesi

İlaç tedavisi

Fizik tedavi

Egzersiz

Enjeksiyon yöntemleri

Eğitim

FİBROMİYALJİ

Fibromiyalji; süregen ağrı, tutukluk, yorgunluk ve vücudun bazı
noktalarında derin hassasiyet ile tanımlanan bir hastalık grubudur.
Sıklıkla 30- 60 yaşları arasında ve kadınlarda görülür. Ağrı, yaygın
olmakla birlikte sıklıkla boyun ve bel bölgesinin derin dokularında
hissedilir. Omuz, dirsek, diz ve ellerde de ağrı olabilir. Baş ağrısı
sıklıkla eşlik edebilir. Hasta, el ve ayaklarının şiş olduğundan
yakınabilir. Ancak şişlik sıklıkla saptanamaz. Sabahları dinlenmeden
uyandığını ifade eden hasta sayısı oldukça fazladır.

Yakınmalar soğuk ve/ veya nemli hava, yorgunluk, psikolojik gerginlik
ve hareketsizlikle artarken sıcak ve kuru havada, masaj ve aktivite ile
azalır.

Fibromiyalji genellikle kendisinden ve çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür.

Fibromiyalji hastalığında tedavi oldukça güç ve yavaştır. Hastalık
genellikle yıllar boyu devam eder. Çeşitli tedavi programları ile
geçici bir rahatlama sağlanabilir. Ancak yakınmaların tamamen
kaybolması nadirdir. Tedavide 1. basamak hastaya hastalık hakkında
bilgi vermektir. 2. basamağı ise ağrıyı geçirme ve fonksiyonu artırmaya
yönelik tedavi girişimleri (ilaç tedavisi, fizik tedavi ve egzersiz)
oluşturur.

SERVİKAL STRAİN

(Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması):

Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal
ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu
gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon
seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda
zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki
normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur.
Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle
normaldir.Tedavi; ilaç, fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile
mümkündür.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından PöÇü Bir C.tesi Mart 01, 2008 12:44 pm

BOYUN OMUR HASTALIGI (CERVICAL OSTEOARTHRITIS)


Boyun omur hastalığı (cervical osteoarthritis), boyundaki omurların
üstünde kemik çıkıntılarının oluşmasıdır. Bu yavaşça gelişir ve boyun
giderek sertleşir. Kemikler giderek periferik sinir sistemine baskı
yaparak omuz ve kollarda ağrılara ve diğer duygulanımlara yol açar. Bu
çıkıntılar eğer omuriliğe de baskı yapmaya başlarlarsa, bacak kasları
ile mesane ve bağırsak kasları da etkilenebilir.

Belirtiler

- Boyunda ağrı veya sertlik;

- Omuz ve kollarda ağrı, uyuşma ve iğne batar gibi;

- Bacak ve kollarda uyuşma veya güçsüzlük;

- Mesane kontrolü sorunları;

- Bacaklarda dengesizlik veya sertlik.

Boyun zedelenmesi yıllar sonra servikal omur hastalığına dönüşebilir.
Ancak genellikle bu hastalık yaşlanmayla ilgilidir. Boyun omurlarının
diskleri zamanla yıpranıp incelince dışarı fırlarlar.

Bu rahatsızlığın belirtileri genelde hafif seyreder ve bu yüzden de
çoğu zaman tıbbi tedaviye gerek yoktur. Duyulan rahatsızlık
kronikleşebilir veya belirtiler zaman zaman ortaya çıkabilir. Yanlış
bir pozisyonda uyuya kalmak veya başı aniden çevirmek bu tip
belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Omurilik veya sinir kökleri üzerinde baskı olursa servikal omur hastalığı sakatlığa neden olabilir.

Tedavi

Bu hastalığın hafif olan türleri için egzersiz, boyun korsesi veya evde
yapılacak çekme (traksiyon) önerilir. çekme için özenle seçilmiş
ağırlıklar, bir bar halteri ve boyunu traksiyona 15-20 dakika alacak
bir makara düzeni gereklidir.

Daha ciddi vakalar için bir veya iki hafta hastanede kalmak gerekebilir. Tam yatak istirahati ve boyun traksiyonu yapılmalıdır.

_________________

TeŞeKKüR;EmeĞe SaYGıDır !


avatar
PöÇü
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Nerden : BiLeyim =)
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://narko.zforum.biz/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından sezeer Bir Ptsi Mart 03, 2008 2:21 pm

tesekkurler
avatar
sezeer
NaRKoZ AdmiN
NaRKoZ AdmiN

Mesaj Sayısı : 1289
Yaş : 106
Nerden : Catland
Kayıt tarihi : 29/02/08

Kullanıcı profilini gör http://www.narko.zforum.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: A-Z Tüm Hastalıklar

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

2 sayfadaki 2 sayfası Önceki  1, 2

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz